Yağız Yılmaz

Vesaire - 1


Son Gün Kişileri


Lisenin son günü; ‘Kopmayız biz arkadaşlar, hiç olur mu öyle şey?’
Son bakir günümün sabahında ‘Allah’ım ne olur bu şekilde ölmeme izin verme,’ diyerek uyandım. Hayatımda bu kadar çabuk onaydan geçen dileğim olmadı, bundan sonra da olmaz sanırım. Demek ki çok içten dilemişim.
İlk ilişkimin son günü ikinci ilişkinin üçüncü gününe tekabül eder.
İş yerindeki son gün, şimdiye kadar bir kere deneyimlediğim tecrübe. Yüksek ısılı rekabette yağ gibi eriyip gitmem, beynimi yakmam, ruhumu gömmem ve kişiliğimi kaybetmem sonrası ertesi günden itibaren yeniden başlayacak olmanın heyecanını duymam. Ertesi gün olması ve fakat hasarın sandığımdan çok ağır olması. Ertesi gün olması ama hiçbir şeyin başlayamaması.
İkinci ilişkimin son günü üçüncü ilişkinin üçüncü haftasına tekabül eder. Bu seferki kararsızlık daha uzun sürmüştür.


Kerem Oğuz / Aralık 2008 / Konu: Son


Dokuz Kusursuz Hareket


7.
10.Ocak.1971 Beşiktaş:0 Fenerbahçe:2 – Yusuf Tunaoğlu
Pek koşmuyor. Orta sahadan bir çalımla, çalımlıca ilerliyor. Acelesi yok. Bir daha. Vedat ‘Bana bana’ diye işaret ediyor. Yok, bir daha. Sonra geri dönüyor. İlk geçtiği adam gelmiş, ona bir çalım daha atıyor. Artık başladığı yere gelmiş. Sanlı olmayan saçlarını yoluyor, Vedat artık gülüyor. Soyadı Şen de olsa Yılmaz hariç Fenerliler de gülüyor. Şimdi elleri belinde. Futbolun üzerinde ne varsa kazımış, kalanla ilgili sadece. Sadece oyunla ilgili, oynuyor. Sonra ayağının içiyle düz bir pasla Fener ceza sahasına yakın bir yerdeki Nihat’a gönderiyor topu, ben yoruldum al sen oyna der gibi.
Anderlecht’e gitmedi, barlardan çıkmadı. Öldüğünde 54 yaşındaydı.

Cengiz Alkan / Haziran 2009 / Konu: Hata


Normalin Deliliği


Bunların hepsi delilikti. Daha evvel kahramanı olduğu acayip romanı hatırlamaya çalışırken kendi kendine ‘Normal, normaldir,’ diye mırıldanıyordu. Yardımcısı patronu için endişelenmeye başlamıştı bile. ‘Efendim, haliniz bir hayli tuhaf. Şöyle oturun. Yardım edeyim. Hah şöyle. Şundan bir yudum içiniz. Tamamdır. Şimdi iyi misiniz?’ Adam normal, normal diye mırıldanmaya devam ediyordu. ‘Efendim geçen gün söylemiştiniz ya, büyük balık küçük balığı yutar. Canlılar yaşama savaşı verirken, her yolu denerler. Gerek duyduklarında kimileri yavrularını yer, kimileri en yakınlarının bile yaşamına son verir. Derin nefes alınız lütfen, rahatlayınız. Her şey yolunda, her şey gayet normal.’

Nazlı Kalkan / Aralık 2013 / Konu: Normal


Pulp Bitti


Allah kahretsin!” diyerek okuduğum kitabı kapattım. Rose’du, Barbara’ydı Mickey’di falan derken iyice aklım karışmıştı. Bir de hikâyeye yakışıklı Tom girmişti. Kim ne istiyor, neden o fotoğrafları çekiyor bir türlü anlamadım. Mickey kapıyı açacak mı, Tom’la yüzleşecekler mi, hangisi hangisini götürecek, bir merak uyandıramadı bende. Dışarıdan çocuk çığlıkları geliyordu. Mahalledeki emekli Albay öldürüldüğünden beridir çocuklara ben kılçık oluyordum. ‘İbrahim lan!’ dedim, ‘nereye taş atıyonuz?’ ‘Fare can çekişiyordu, onu öldürmeye çalışıyoruz,’ dediler. İşte sana gerçek şiddet. Dalak delen Mike mı daha vahşiydi, yoksa fareyi öldürmek için kafasına taşla vuran sıradan ilkokul çocukları mı?

Kolektif / Temmuz 2009 / Konu: Pulp


Obsesyon


186 kişi birlikte, gelen ilk trene binmeyi başardı. 84 kişi ile birlikte trenden indi. 52 kişi ile birlikte ana caddeden karşıya geçti. 17 kişi ile birlikte yokuştan yukarı doğru yürüdü. 7 kişi ile birlikte sağdaki sokağa döndü. 3 kişi ile birlikte bir soldaki sapağa saptı. 1 kişi ile birlikte bakkala girdi. Bakkaldan 1 ekmek, 3 yumurta, 4 tane biber ve üzerinde ‘Aşkım’ yazılı kutu kola aldı. Bir başına eve doğru yürürken kolasını içti. Kutuyu yere attı. Ayağıyla ‘Aşkım’ı ezdi. İç cebinden anahtarlarını çıkardı. Kapının kilidini çevirerek kapıyı açtı. İçeri girdi. Ardından kapıyı kapattı. Anahtarları kilide taktı. Kapıyı kilitledi. -Aslında adam, burada bir an durdu. Yaklaşık 13 saat sonra tekrar kapının kilidini açarken, evden tekrar çıkacağını düşünerek, evin içinde geçireceği bu özgür zaman için geri sayımın başladığını fark etti. İçini bir hüzün kapladı. İçini öyle bir hüzün kapladı ki; bu duygu onu delinmiş bir kum saatine çevirdi. Her hareketinde vücudundan bir parça kum dökülerek azalıyordu.-“

Nazlı Kalkan / Ağustos-Eylül 2014 / Konu: Aylaklık


Ruhun Gemisi


POHABAS KOSKOK ODÖPSÖ
POHABAS KOSKOK ODÖPSÖ
Bir fısıtlı korosu gibi, hayvanlar hep bir ağızdan bu sözleri tekrarlıyor, ortalarında neredeyse hareketsiz duran deli martıdan gözlerini hiç ayırmıyorlarmış. Deli martı bir grubu işaret edercesine kanatlarını her kaldırdığında, işaret edilen grup havalanıyor, diğer hayvanların üzerinde akıl almaz bir hızla dönüyor ve etrafı ışıl ışıl bir renk cümbüşüne bürüyormuş. Şaşkınlıktan deliye dönen yengeç, usulca geri dönüp gördüklerini anlatmaya karar verdiği sırada yerin altından boğuk bir ses duymuş: ‘Gördüler mi seni?’
Çok sarhoş olmalıyım diye düşünürken yine aynı ses duyulmuş: ‘Gördüler mi seni?’
Tam ayaklarının altında bir bok böceği toprağın içinden kafasını uzatmış yengeçe bakıyormuş.
- Hayır, gördüklerini sanmıyorum. Burada neler…
- Sessiz ol, gir hemen!
Yengeç hızla bok böceğinin yuvasına girmiş. Dışarıda sesler daha da yükselmiş: POHABAS KOSKOK ODÖPSÖ
- Ne diyorlar biliyor musun?
- Ne demiyorlar ki, ne demiyorlar ki!
Beti benzi atmış bok böceğinin bu hâli yengeçi de telaşlandırmış. Tam o sırada deli martıdan gelen sesle fısıltı korosu bir anda susmuş: ‘Gaaaak!’”

Kolektif / Temmuz 2012 / Konu: Masal


Top Bir Orada Bir Burada


bir taraftan da ocak ayında boğaziçi üniversitesi’nde ‘axe etkisi’ adındaki kampanyada, kadınların erkeklerin saçlarını yıkayacakları lavabolar kurulur ve kadınlar ile erkeklerin karşı takımlarda olacağı futbol maçları düzenlenir; ki feministler ortaya çıkar ve maç başlamadan oyunu bozarlar…
gene de başka bir futbol mümkün –olmalı-. ‘erkek’ taraftar iyi performans sergilemediğini düşündüğü futbolcuya ‘sahada kız gibi,’ oynuyorsun diye bağırırken, ‘gibi’yi kaldırarak boş zamanlarında halı saha maçı yapan kadınların varlığından haberdar oldum. en çok ‘aferin’ ve ‘bile’ kelimelerinden rahatsızlık duyuyorlar. örneğin erkek taksiciye ‘hızlı gidelim maça yetişeceğim,’ dediklerinde aldıkları cevap ‘aferin size… ben bile artık futbol oynamıyorum…’ oluyor. istisnasız.

İlkay Biber / Ağustos-Eylül 2012 / Konu: Spor


Bir Meydan Okuma


Bir briç maçında masaya oturduğunuzda, kendinize güvenin tam olduğunu rakibe göstermelisiniz, oyun becerisi daha sonra geliyor. Temel köpek psikolojisi briç masasında da geçerli. Eğer korktuğunuzu belli ederseniz, ısırılırsınız. Yaptığınız hatanın bir sonraki eli etkilememesi için kaya gibi sağlam sinirlere sahip olmak başarı ve başarısızlık arasındaki ince çizgiyi belirleyebiliyor. Bütün bunların yanında biraz da iyi oynamanız lazım tabii.

Orhan Aker / Ağustos-Eylül 2012 / Konu: Spor


Şehir Sporları


otobüs sörfink
sarıyer-beşiktaş veya beykoz-üsküdar otobüsleri tercih edilir. tercih edilen hattın ekseri şoförünün çılgın performansı bahse konu hatların sahil kıvrımlarıyla birleşince, tadına doyulmaz bir sörf macerası yaşanabilir. yalnız saatini iyi ayarlamak gerek. hem yol boş olsun ki şoför gaza gelsin, hem de otobüs boş olsun ki arka veya orta sahanlıkta kimsenin üstüne çıkmadan sörf yeteneği konuşturulabilsin. ne gerekiyor? yere iyi tutunan bir çift spor ayakkabı, ani frenlerde en yakın boruyu anında tutabilecek refleksler ve yeteri kadar uzun süre keyif aldıracak bir denge duygusu. yapılacak şey basit: sahanlıkta yüzünüzü gidiş yönüne dönerek, baskın ayak 45 derecelik bir açıyla basarken diğeri bir adım ileride olacak şekilde ellerinizi bırakın. artık boruya veya en yakınınızdakinin koluna sarılmadan kaç viraj atlattığınızı saymaya başlayabilirsiniz. daha da havaya girmek isterseniz yan gözle denizi kesin. hele bir de bindiğiniz otobüs hani şu ara sıra ne idüğü belirsiz bir sebeple balina sesi çıkaran eski modellerden ise gözlerinizi kapatmayı bile deneyebilirsiniz.

Yenal Yergün / Ağustos-Eylül 2012 / Konu: Spor


Viktor Yemek


En klasik görsel, sağlıklı akciğer ve nikotin yemiş akciğer resimlerinin yan yana konmasıdır. Ama şimdi burada şöyle bir ölümcül sorun yok mu? Sağlıklı akciğer de bir insanın içinde değil be abi! O da ölmüş! Sadece bize ders vermek için sigara içmemiş birini mi doğramışlar? Yoksa dünya fani imiş de içsen de içmesen de bir şekilde kefen seni buluyormuş mu? Aptalca pek aptalca…

Viktor Pilatan / Ağustos-Eylül 2010 / Konu: Yemek


Yemek Yapan Erkekler Veya Issız Adamın Laneti


Akşamlardan bir akşam, servis aşçılarından biri muhabbet sırasında Issız Adam diye bir filme gideceğini söyledi. Ben Çağan Irmak’ın bir önceki filminde bana ömür boyu yetecek kadar ajitasyona maruz kaldığım için bu filme gitmeyi pek düşünmüyordum. Kızların hepsinden aynı anda ‘Aaa! Çocuk aşçıymııış, müzikler çok güzelmiiiş’ şeklinde bir nida yükseldi. Kendilerini kaybetmiş ‘Çoook romantikmiiiiş,’ diye bağırıyorlardı. İnceden kıllandıysam da çaktırmadım. Ulan, romantik, aşçı, müziksever, bu adam niye ıssız ola şeklindeki tereddütümü içime attım.

Kerem Erol / Ağustos-Eylül 2010


Ve Baş Kargalar Nihayet Konuşur…


Özer: O seneler canlı müzik haricinde aylık DJ programları çıkaran hiçbir bar yoktu.
Tayfun: O da ihtiyaçtan mı çıktı, yoksa böyle bir şey yapalım mı dediniz?
Özer: Kendi tespitimiz. Hatta şöyle şeyler de karşılaştık: Tom Waits gecesi yaptık mesela, Tom Waits’in geleceğini zannedip önden masa ayırtmaya çalışanlar oldu.

Bahadır: Birisi geldi benden Fish istedi. Ben de adama ‘Fish yok, Marillion var ama Marillion da programa uygun değil,’ diyorum. Uzun süre birbirimize baktık. Ondan sonra bende jeton düştü, ‘fiş’ istiyor bu herif diye.

Ekim 2011 / Konu: Karga 15 Yaşında


(Devamı sonraki sayfada...)