Fikri Takip - 2
Bizim Bahçe
“Bu bahçeler 20. yüzyılda tüm Avrupa’da farklı isimler ve işleyişle yeşermeye başlamıştı. İngilizce konuşulan ülkelerde ‘allotment gardens’, Almanca’da ‘kleingarten’ deniyordu. Bu bahçeler tek bir toprak parçasının küçük parçalara ayrılması yoluyla, diğer kolektif bahçelerden farklı olarak bireyler ve aileler tarafından işlenmekteydi. Fransa’ya geldiğimizde kolektif olarak işletilen bu bahçelerin adı ‘ouvriers’di ve endüstriyel devrimle birlikte doğmuşlardı. Kırdan kente göçmek zorunda kalmış ve endüstride emekçi olarak çalışan yeni kentli, yoksul işiçilerin boş alanları işleyerek ailelerinin sebze ve meyve ihtiyaçlarını karşılamalarını sağlamaktaydı. 1930’lar Rusya’sında ise kolektif bahçeler kırsal ve kentsel kolektiviteyle birlikte ortaya çıkmıştı. 1950 ve ‘70’lerde hızla artan nüfusun gıda ihtiyacının karşılanamaması üzerine toplum bahçelerinin artması, çeşitlenmesi ve yaygınlaşması planlanmıştı. Yani yine tarımsal ve ekonomik kriz bu kararda etkili olmuştu.”
Olcay Bingöl / Mart 2014 / Konu: Nasıl Bir Kent?
Kırılmış Tüfeklerin Vicdanı
“‘90’lar, Kürt illerinde insanların ara sokaklarda kafalarına kurşun sıkıldığı, militarizmin en azgın olduğu, darbeden henüz çıkılmış yıllar. O dönem -daha yeni kaybettiğimiz- Tayfun Gönül diye biri çıkar, yoldaşı Vedat Zencir’le beraber herkesi şaşırtan bir hareketle, o güne kadar soyutlama düzeyinde kalmış anarşizmi fiile çevirir, kara bayrağı dünyanın en ceberrut militarist devletlerinden birisine karşı kaldırır ve vicdani rettini açıklar. Askere gitmenin erkeklikten sayıldığı, askere gitmeyenin adam yerine konmadığı bir kültürde anaakım kamuoyunu bırakın, ilerici kamuoyu bile konuyu anlamakta güçlük çeker; ikilikler belirir, birden daha önce politik spektrumda belirmemiş tartışmalar, eşlik eden pragmatizmler, çatışkılar, uyuşmalar açığa çıkar. Sosyalist orduda askerlik yapmayı kabul ederken burjuva devletininin ordusuna katılmayı reddeden sol eğilimlerden, İslami retçilere, total retçilere, tam anlamıyla şiddet karşıtlarından, ezilenlerin kendini savunma hakkını savunan Fanonculara kadar canlı tartışmalar doğar. Hacettepe mezunu Doktor Tayfun Gönül’ün içinden çıktığı sınıfın ayrıcalıklarını reddeden, sistemle uzlaşsa çok daha konforlu bir hayat sürebilecekken gemileri yakan bu şövalyece davranışı, en militarist sosyalisti bile etkilemiştir.”
Mahnov / Şubat 2014 / Konu: Vicdan

İki Deniz Arası
Serkan Taycan röportajı
“Doğaya son derece yabancı ve sağından solundan doğa ile ilgili hiçbir elemana benzemeyen, bir o kadar da küstah. Yürüyüşte başta hissettiğini belki kent içinde hissetmiyorsun. Ama gerçekten köy alışkanlığını sürdüren de bir yapı var orada. Biraz dışında acayip binalar. Yani sanki kent sana geliyormuş, sen kente gitmiyormuşsun gibi bir havası var. Bosphorus City gibi insan boyutuna uyulmaz şeyler var. Disneyland-laşmış, bağlarından kopmuş, geçmişle geleceğin birbirine karıştığı ama bir o kadar da sahte ve yapmacık hayat modelleri. İnsan niye Boğaziçi’nin 30 km uzağında Boğaziçi yalısına benzer ama betondan, önünde gölü olan bir şeyde yaşamak ister ki diye kendi kendime sordum. Sorgulama derken buradaki insanları sorgulamıyorsun. Ekonomik, bilimsel tarafın kent meselelerindeki önemi. Ayazma’nın ve kent periferisindeki bazı mahallerin dönüşümden etkilendiği durumlar. Zorla yerinden edilme halleri, sosyal dinamiklerin kayması. İşin bu tarafları da ilgimi çekmeye başlamıştı. Bosphorus City’nin suyu Küçükçekmece Gölü’nden alınıyormuş. Nasıl oradan alırsın, var mı böyle bir şey? Kentin veya insanlığın olan doğal bir kaynağın suyunu kendi sitenin havuzunu doldururmuş gibi kullanmak bana çok vahşice geliyordu. Kentin bunu üretirken doğada yarattığı tahribatı görmek…”
Anıl Olcan / Mayıs 2014 / Konu: Yol
J
“Bir önceki gün, iki bacağı kırılmış; kafatasında çatlak ve durdurulamayan bir kanama ile hastanenin önünde bulunmuş. Sol bacağını hemen kesmek zorunda kalmışlar.
Söylenenlere göre olay bir trafik kazası…
Yetersiz yol ışıklandırması sebebiyle kendisine çarpan bir araba ile başka bir arabanın arasına sıkışmış ve ağır biçimde yaralanmış...
Araç şöförüyle yanındakiler ise, yasadışı insan kaçakçılığı sebebiyle polisin aşina olduğu insanlar…
Arabayı kullanan kişi ile diğerleri kısaca dinlenmiş ve ifadelerinin alınmasına müteakip serbest bırakılmışlar.
Ama henüz cevaplanmayan sayısız soru var…”
Celine Pierre-Magnani / Şubat 2012
Yırca Günlüğü
“NO:4 | YIRCA GERÇEKTEN KURTULDU MU?
Ne yazık ki bu soruya; ‘Evet; Yırca termik santral tehlikesinden kesinlikle kurtuldu!’ cevabını veremiyoruz. Hazırlamakta olduğum Yırca belgeseli için görüştüğüm Greenpeace’in ve Yırcalıların gönüllü avukatı Deniz Bayram tehlikenin hâlâ devam ettiğini belirtip şöyle devam etti: ‘Dava bu aşamada red de edilebilir. Veya başka bir acil kamulaştırma kararı alınıp tekrar benzer bir süreç yaşayabiliriz. Danıştayın kararı çok güçlü bir karar; önemli bir kazanım. Bununla birlikte risk hâlâ devam ediyor; ancak Yırcalıların direnişi de aynı şekilde devam edecektir.’ Evet; nihai olmamakla ve tehlike devam etmekle birlikte zafer (şimdilik) Yırcalıların... Ancak şahsi gözlemim odur ki; daha güçlü şekilde gelip buraya termik santral yapmayı kafasına koyanların sonu Kolin İnşaat’tan da beter olacaktır. Çünkü Yırcalılar dayanışmanın, direnişin ‘tadını ve acısını’ aldılar bir kere. Birlik olmanın verdiği motivasyon ve inançla, kanımca aşamayacakları engel olmayacaktır... Bizlere düşense onları sık sık hatırlayıp yalnız olmadıklarını hissettirmek... Ayrıca; bu aralar buraya gelmeyi düşünenler varsa bence bir an önce gelmeliler. Zeytin toplayacak insanlara ihtiyaç var; malum hasat zamanı...”
Kazım Kızıl / Aralık 2014 / Konu: Günlük
Keskin Dönmek Gerekiyor
“Ne demek gerekiyor bilmiyorum. 2005’ten beri iklim felaketini duyurmaya çalışan bir aktivist olarak galiba sonunda anlattığıma yabancılaştım. 500-600 kişi çıktığımız yolda artık 10 bin kişiyiz. ‘Çok konuştuk, çok tartıştık, normaldir,’ deyip en azından bir süre iklim değişikliğini hayatımdan çıkarmak isterdim. Ama gücüm yetmiyor, felaket her gün daha sert adımlarla geliyor.”
Avi Haligua / Aralık 2007 / Konu: Toplumsal Miyopi

Suruç Günlükleri
“neyse, maaser’deki ateş başlarından birine, geçen gece üç tane anne geldi. ‘ana’ demeli belki de, sanki de. bu üç ana, van’dan birlikte geldikleri diğer onbir ana gibi ‘şehit anası’. van barış anneleri olarak gelmişler kobanê için. bu üç ana o gece nöbetteydi 9 ila 11 arası. sonra gelip bizim ateşin başına oturdular. altı tane vakur göz. gülmeye alışık, için için gülen gözleri ve dişleriyle machbeth’in cadıları gibi oturdular yanımıza. en baştaki bizimle konuşmaya başladı. ismi Axin, yani kod adı Axin. toprak demek. aynı zamanda ‘ah etmek’ten geliyor. sonra bizim de türkçe isimlerimizin değişmesi gerektiğine karar verip bizi yeniden isimlendirmeye başladılar. birimiz Agir (ateş) oldu, birimiz Jinar (can veren), öbürümüz Zinar (kaya) oldu. bana sordu, dedim ‘benim adım Sore’. ‘neden Sore?’ dedi. dedim ‘depoda çalışırken bize yardım eden kobanêliler adımı bilmedikleri için sırtımdaki kırmızı hırkaya seslenerek adımı Sore koydular.’ fakat Axin bunu beğenmedi, dedi ‘o zaman adın Viyan Soran olsun. çok yetenekli bir kadın komutandı.’ Sore’den Viyan Soran’a terfi ettim o gece.”
Gökçe D. Balkan / Aralık 2014 / Konu: Günlük
İktidarın Gözü, Gözün İktidarı Panoptikon
“Literatüre geçen Panoptizm, toplum içerisinde de devlet mekanizmaları ve iktidarlar tarafından zamanla uygulanmaya başlanır. İktidarlar varlıklarını devam ettirebilmek için gözlemleyip kontrol altında tuttukları, üzerlerinde baskıcı bir güç oluşturdukları bireylere ihtiyaç duyarlar. Bir gözlemcinin var olması ise insanı kendi gerçekliğinden koparır. İnsan artık vatandaş değil, bilgisayar kodlarından, kredi kartı rakamlarından, telefon numaralarından, araba plakalarından oluşan bütünün inorganik bir parçasıdır. Foucault’un dediği gibi; ‘Kapitalist sistemde toplumlar, hatta bütün dünya koca bir Panoptikon’a dönüşmüştür. İktidar ise dev bir gözetleme kulesidir. Erk sahibi ya da sahipleri de gözetleyen pozisyonundadır. Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral yerine, gözlemlendiğini bilen insanların kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır.’ Bu hipergerçek kapitalist evrende insan ‘Büyük Birader’ tarafından cezalandırılmamak için otokontrol mekanizmasını devreye sokar. Yani Panoptikon’da gözetlenen mahkumlar gibi; kişi farkında bile olmadan, kendisi gibi değil, olması gerektiği şekilde davranır.”
Ayşegül Bostancı / Nisan 2015 / Konu: Erk
Bir Güç Delisi Olarak İktidar
“Hiçbir iktidar bir suçluyu halkı için cezalandırmaz ve hiçbir iktidar bir deliyi halkı için iyileştirmez. Damiens’ın idamı halka iktidarca sergilenmiş bir güç gösterisiydi. İşte tam bu noktada delilerin Sanayi Devrimi ile kliniğe kapatılmaları da öyle. Damiens üzerinden iktidar halka hiçbir şeyden kaçınmayarak tüm çıplaklığıyla adeta bir ‘Rahat durun, yoksa sonunuz böyle olur’ mesajı vermiştir. Bunu delinin kapatılmasından ayıran ise bu güç gösterisinin ekonomik yanı olmaması. Oysa sanayi devrimi ile insanın ekonomik bir araç olmasıyla beraber asmalardan, kesmelerden, işkencelerden yavaş yavaş vazgeçilmiş, halk bu noktadan sonra ‘kapatılmak’ ile tehdit edilmiştir. Halk bu tehditle korkuya kapılmış ve kapatılmamak için iktidarın kuklası haline gelmiştir.”
Yakup Aydın / Şubat 2015 / Konu: Delilik
Eteğindeki Taşları Döktü İnsanlar
Lambda İstanbul - Hasan Hüseyin Şehriban Karabulut Röportajı
“Ülke olarak ‘bana dokunmayan yılan bin yaşasın’ kafasında olduğumuzu düşünüyorum.
Kendine dokunmadığı sürece kimse kalkıp da bir şeyin mücadelesini vermiyor. Birkaç ağaç için gelerek aslında eteğindeki taşları döktü insanlar. Devletin uygulamaları, 15 yaşında evlilik, 3 çocuk uygulaması, yatağına girmesi, içtiğin alkol vs. Aynı devam edeceği konusunda çok emin değilim. Birçok yürüyüş yapıyoruz ve bize gelen tayfa belli. Ama en azından bir değişim olacağına inanıyorum. Kötü düşünmemek gerekiyor. Az da olsa bir şeylere temas ettik. Burada yapılan bir hak ihlali ve bir gün senin de başına gelebilecektir. Devlet bunların hepsi teröristtir dediğinde insanlar dağdaki insanları çok iyi anladılar. Etrafımda birçok kişi şimdi onların niye dağa çıktığını anladığını söylüyordu.”
Utkan Çınar / Temmuz 2013 / Konu: Gezi - Direniş
Alternatif Bir Sosyal Politika Önerisi: Temel Gelir
“Dünya ekonomisi yıldan yıla ‘büyürken’ nedense söylenenlerin tersine işsizlik de her yerde ‘artıyor’. Çalışan kitlelerin büyük bir kısmı da günden güne yoksullaşıyor. Gündelik hayatın her anında, her alanında gelir dengesizliğinin yarattığı irili ufaklı pek çok sorun yaşanıyor. Temel gelir bu sorunların pek çoğuna merhem olabilecek nitelikte bir tedavi önerisi. Gitgide karmaşıklaşan ekonomik hayatta birbirlerinin üzerine basarak, sömürerek, savaşlara yol açarak zenginleşmek isteyenlerin yolu açık olsun. Temel gelir bu keşmekeşin müsebbibi olmayan insanların, yoksul doğan ve yoksul ölecek olan insanların, kariyer safsatalarına inanmayan çalışan yoksulların talep etmesi gereken bir haktır.”
Yücel Tanrıverdi / Nisan 2010 / Konu: Denge
Zırlamayı Kesin, İnternet Yasak
“Kapatılan sitelere gelince, yine 11.05.09 tarihi itibariyle Erişimi Engellenen Site Sayısı, 2.601. Bunların 2.126’sı re’sen (yani doğrudan Telekom tarafından), 475’i yargı yoluyla kapatılmış. 64 site için engelleme kaldırılmış. Yani 2.537 adet site yasaklı (427’si yargı yoluyla, gerisi Telekom). Bildir – Kaldır yöntemiyle 37 adet web sitesinden uygun olmayan içerik ya da bölüm kaldırılmış.
Yasaklı site istatistikleri de şöyle: Fuhuş 25, Sağlık İçin Tehlikeli Madde Temini 12, Uyuşturucu Kullanımını Kolaylaştırma 3, İntihara Yönlendirme 4, Bahis, Kumar 137, Atatürk Aleyhine Suçlar 56 (54’ü yargı yoluyla), Kumar Oynanması İçin Yer ve İmkân Sağlama 93, Diğer 197 (tamamı yargı), Çocukların Cinsel İstismarı 1.107, Müstehcenlik 967.
Burdan şöyle bir sonuç çıkıyor aslında, her 31 ihbardan biri işe yarıyor. Dolayısıyla daha çok ihbar şart. Mesela sadece Harun Yahya (Adnan Oktar) tek başına (şimdilik) 35 site kapattırmış. Vatandaş olarak taa Abdülhamit’ten beri genlerimize işlemiş muhbirlik ve 80 Anayasası’ndan kalma hukuki alışkanlıklarımız ile birlikte, yasaklı internet için ahlanıp vahlanmanın bir anlamı yok.”
Yaman Ural / Kasım 2009 / Konu: Yasak
