Stüdyo İmge
Stüdyo İmge üç farklı dönemde ele alınması gereken bir hikâye. Seksenlerin ikinci yarısında muhalefet adına yaprağın kıpırdamadığı, Ezginin Günlüğü haricinde umutlu şarkıların tınlamadığı günlerde, en ucuz sarı saman kâğıda basılarak çıkan dergiler, bir kesime az da olsa müzik muhabbeti üzerinden farklı bir heyecan vermişti.
Derginin doksanlı yıllardaki ikinci dönemi ise tüm dünyayla birlikte elektronik müzik, hip-hop ve grunge’ın yükseldiği günlere denk geldi. Derginin kâğıt kalitesi ve baskısı biraz iyileşmişti, ama bizim (müzik ahalisi olarak) sınıfsal pozisyonumuz aynı sefaleti içeriyordu. Stüdyo İmge hem bir yandan dünyadaki iyi güncel müziğe yetişmeye çalışıyor, diğer yandan da müzik sektörünün yüzüne bakmadığı, boyalı basının ve gerici karanlık medyanın seslerine kulak vermediği genç yerli topluluklarımıza el vermeye çalışıyordu.
Aslında neredeyse hiç birimiz profesyonel yazar değildik. Bir kuruş menfaat gütmeden yazdığımız yazının haddi hesabı yoktu. Ortak özelliğimiz müziğin hayatlarımızın tam orta yerinden bir tutku olarak geçmesiydi.
Editörlüğümde onlara paçalarından çekiştire çekiştire sevdiği müzikleri yazdırıyorduk. O yüzden bu dergilerdeki yazıların çoğunda -Batı’daki örneklerinin tersine- son derece şahsi ve samimi bir hava vardı.
Dergiciliğin önemi nedir?
Çeşitlilik eksikliği ve bu işin iki ucunun farklı değnek oluşu gibi iki neden, dergiciliği olduğundan daha önemli hale getiriyor bizde. Dergi (her ne kadar zaman zaman benzer malzemelerle yapılıyormuş gibi görünse de) şayet büyük sermayenin elindeyse atık maddelerini doğal sulara bırakan bir fabrika, kalbinin götürdüğü yere gidenlerin elindeyse vücudun ciğerleri, doğanın yağmur ormanları haline dönüşüyor.
Dergicilik yaptığınız dönemle bugünün dergiciliği hakkında ne gibi farklar görüyorsunuz?
İnternetin varlığı ile yokluğu arasındaki farktan daha büyüğü var mı? Bu soruya hepimiz aynı yanıtı verecek olsak da, hangisi mühim bahsi açıldığında biz “internet yokken her şey özellikle de daha kıymetliydi” diyenler hapishanesinin müebbet koğuşundayız.
Ancak yine de yegâne fark bu değil; sıcak bir medya plazada ithal kahve yudumluyarak yapılan işle, dışarıda yağan karın soğuğunu engellemek için camı kırık pencereye gerilmiş muşambalar arasında yapılan işin hayli farkı oluyor. Ha bir de, bizim kuşak müzik yazısı yazmak için tarihsel, sosyolojik, politik ve dilbilimsel kaynakları taramak zorundaydı. (Bir elin parmaklarından az yayını tenzih ederek): şimdi öyle mi; bir gugıl bir İngilizce, her derde deva!
Bağımsız medya nedir ve mümkün müdür?
Bağımsızlık da bağlı olduğun değerlerle ölçülebilir. O nedenle sırtında yumurta küfesi taşımayan insanların lobisi değildir bağımsız medya. Bağımsız medya da bağımlıdır, ancak iktidara ve gerici değerlere değil, insan aklına ve yoksul insanların ahlakına bağımlıdır. Politik olma mecburiyetine, hakkaniyete ve mücadeleye bağımlıdır.
Ne konuda kalem oynattığınıza takılmayın. Tabii ki varlığı ve sürekliliği de mümkün; ancak gece yarısı evinden alınma tehlikesiyle birlikte yaşamaya alışan, yaptığı işten çorba parasını murat etmeyen, akıntının kuvvetine aldırış etmeden küreğe asılmaya devam eden insanlar var olduğu sürece bağımsız medya da mümkün.
Sizi bitirmeye hangi şartlar zorladı?
Her bağımsız müzik dergisi gibi (her ne kadar birkaç nedeni olsa da) Stüdyo İmge’yi de öncelikli olarak ekonomik nedenler bitirdi. Dergi Levent Erseven denen bir hayalperestin aile destekli kişisel sermayesi ile çıkıyordu. Seksenli ve doksanlı yılların yoğun siyaseten gerici, ekonomik olarak istikrarsız, kültürel olarak da yerlerde sürünen ortamında (ne çok benziyor değil mi, bugüne), çok ciddi, baskı, dağıtım ve tahsilat sorunları yaşandı. Olmayan imkânları dahilinde düşündüğünüzde, yine de (çalışan herkesin dahil olduğu bir fedakârlık sonucu) mucizevi bir şekilde olduğundan daha fazla süre ayakta kalmış bir dergidir Stüdyo İmge.
Yaptığınız ve yayımlanan en büyük hata neydi?
Ben derdiğinin (1992 - 1993) ikinci döneminin ikinci editörüydüm. Üçüncü sayının çıkışının hemen ardından editör olmuş ve en uzun süre (ayrıca bence en ilerici döneminin) editörlüğünü üstlenmiş kişiydim. En fahiş hata benden önce ikinci sayıda, Kadir Çöpdemir editörlüğü esnasında gerçekleşti. Stüdyo İmge gibi belli bir müzik beğenisinin üstündeki çizgiyi ve alternatif müziği temsil etme iddiası taşıyan bir derginin ikinci sayısında Ozan Orhan gibi piyasacı bir pop müzisyeni parlatılmaya çalışıldı, üçüncü sayının ön iç sayfasına tam sayfa reklamı alındı. Bu o zamanlar haklı olarak okuyucunun protestolarına maruz kaldı.
(Varsa) kargamecmua’ya dair fikirleriniz nelerdir?
kargamecmua artık yaşadığımız aşağı mahallede namusumuza sahip çıkmamızla özdeş hale gelmiş birkaç enstrümandan biri. Stüdyo İmge’den Mondo Trasho’ya, Çalıntı’dan Roll’a; hepsinin manevi evladı kargamecmua.
info@kargamecmua.org