Ahkâm - 2

Vicdan İçinde Gerek
“Ve kişiye özgüdürler ve çok özeldirler. En akıldan çıkmayanları, kimselerle paylaşılamayanlardır. Evet, geçmişte yaptığımız hatalar, çektiğimiz acılar, kaybettiklerimiz bizi ve bugünkü duruşumuzu belirlerler. Aynı acıyı tekrar yaşamak istemeyiz, oralardan uzak dururuz. Kötü anılarımız vardır ve bunlar benzer bölgelere (durumlara, hatalara, tehlikelere) yaklaştığımız anda zihnimize üşüşüp bizi oradan uzaklaştırmaya çalışırlar. İnsanlığımızın sınırlarına dayandığımızda çalışır vicdan mekanizması. Vicdan bize sınırlarımızı hatırlatır.
‘Vicdan korkak eder hepimizi,’ der Hamlet ama şunu söylemeyi unutur: ‘cesur da eder hepimizi’. Pek çok şeyi yapmaktan alıkoyar ama pek çok şeyi de yapmaya zorlar. Tutkularımıza, hırslarımıza, korkularımıza, tembelliklerimize teslim olmamamızı sağlar. Çünkü deneyimlerimiz bize doğru zamanda doğru eylemi yapmazsak günün sonunda baş başa kalacağımız vicdanın bizi nasıl yerden yere vurduğunu, nasıl hastalıklı bir suçluluk duygusuyla kırbaçladığını öğretmiştir artık. Çok kişisel, çok özel bir alanda işlevseldir. Bizim kendimizle olan ilişkimizde aktif hale gelir.”
Bülent Kale / Şubat 2014 / Konu: Vicdan
Shakespeare’in Kızkardeşine Namahrem Aşk Mektubumdur
“…William Shakespeare’in dehası kızkardeşi Judith’de yoktur çünkü sadece erkeklerde mevcuttur. Babası tarafından dövülür. Yazdıklarını saklamak zorunda kalır. Tiyatro oyuncusu olma şansı yoktur –kadınlara yasaktır. Yaşı geçkindir ve Woolf’un belirttiği, üretmek için temel iki gereksinimden yoksundur: Ekonomik özgürlük ve mahremiyet. İlkini zorla evlendirildiğinde bile elde edemez, toplumsal düzen izin vermeyecektir, ikincisini elde etmenin yolunu bulur, kendini öldürür. Arada bağ var mıdır bilinmez ancak asırlar sonra Morrissey, bir The Smiths şarkısına “Shakespeare’in Kızkardeşi” adını verir. Şarkıda ebeveynlerinden uzaklaşmak isteyen cinsiyetsiz biri, uzaklaşmak ve kendisiyle kalmak hakkını yakarmaktadır. Gerçekten, aile ilk kalabalığımızdır. Paylaşımın yüceltildiği kalabalığın arasında kendi benzerinin, kendinden olanın davranış kodlarına dâhil edildiğin, alanının temel mekânı diye bedeninle sınırlandırıldığın o çoklu ortamda törpülenmek ve şekillendirilmeye direnmek arasında gider gelirsin. Modernite tek kalmak isteyen insanı bir hasta, kimi zaman acuze, kimi zaman ucube, tutunamamış, odasında tek başına ölüp gidecek, kırılganlıkları ve zayıflıklarıyla gereği kadar çabalamayan biri diye tasvir eder; öte yandan hareketsizleşen, sanal dünyaya yönelen pasifliğe, kolay yönetilir bulduğundan, şehvetle omuz verir, müstehcen durumlara dair temel yaraların kabuğunu nokta atışı estetik tavırla kaşıyanlar (Comte de Lautréamont, Sade) ortak hafızanın dışına atılmıştır.”
Barış Yarsel / Ocak 2014 / Konu: Mahrem

Mahrem: Kutsal ve Yasak
“İlk bakışta kutsala olan hürmetin bir ifadesi gibi gelebilecek örtme / örtünme eylemi çağlar boyunca kadının mahremini korumak ile kadının mahremiyet haklarını ihlal etmek arasında sınır / had çizgisini oluşturmuştur. Bir sınırın bittiği yerde bir başka sınırın başlaması gibi mahrem olan ile olmayanı ayıran ince çizgi yasalar (ilkeler) tarafından çizilmediği takdirde birilerinin keyfi hükmüne göre anlamlandırılmaya mahkûmdur. Nitekim bir şeyi zahiren örtmenin onu gerçekten de örtmek olduğunu zannetmek, zahiren örtünmemenin gerçekten de örtülü olmamakla ilişkili olduğunu sanmak kadar boş bir inançtır. Kişinin aynası onun düşüncesidir. Bir insanı örtmek ile o insanın düşün dünyasını dönüştürmeye kalkışmak zor bir çabadır. Nitekim fikir yaşantı, yaşantı edim, edim ise ahlaktır. Kişinin ahlakı eyleminde gizlidir. Kutsalı gizleyen, saklayan ilk önce güzel düşünce ve eylemlerdir. Barışa yönelik olmayan hiçbir düşünceye kutsallık atfedemeyiz. Çünkü mukaddes olan kirlerden aridir. Mukaddes olan barış ve haktan yanadır.”
Ayşegül Özpınar / Ocak 2014 / Konu: Mahrem

Takımdan Ayrı Düz Koşu
“Şahsi fikrimdir ki, Bay C. şehirdeki adamın yalnızlığı, yabancılığı ve yabaniliği konusunda Türkçe yazılmış en başarılı karakter. Çoğumuz Aylak Adam’ı okuduğumuz zaman kendimizi gördük, belki çoğumuzun bir avukatı yoktu, ama yine de eminim ki çoğumuz -ben değil- ‘28 yaşında ve tedirgin’di. Tedirgin olmak, hayatı akışına bırakmak yerine hayattan gelecek sert darbeleri beklemeye programlı bir şekilde yaşamak anlamına geliyor; evde çay içerek, belki televizyonda bir dizi izleyerek, ama asla orada olmayarak beklemek anlamına geliyor. Bay C. bugün yaşayan bir karakter olsaydı kesin Kadıköy’de oturur, instagram kullanır ve bol bol selfie fotoğraf çekerdi. Çünkü yalnızlık bunu gerektirir.”
Kaan Boşnak / Ağustos-Eylül 2014 / Konu: Aylaklık

Muasır İnsan Muhasebesi
“İdeal muhasebe, cehennemden gelip, cehenneme dönecek insanın en karanlık muhasebesidir. Bu yeni başlayan iç hesaplaşma, insanın üşenmeden kendisine karşı girişebileceği savaşların en büyüğü, en cesaret gerektireni, en rezili ve en kusursuzudur. Kusursuzdur çünkü kendi yoksunluk kuyusundan, zihinsel ve anısal tırnaklarının sökülmesi pahasına başlattığı bu tırmanış, saatlerin sessizliği ve anın durmasıyla, kendi içinde tufanlar doğurmaya gebe bir cesarete dönüşmüştür. Korkarak çıktığı bu yol, bu kusursuz iğrençliğin görkemi, yer altındaki tüm ecinnileri şehvete getirir. Şehvet, pislikten bir mukaddes vaftiz olarak, bilinç ve mantık karşıtı bu iç muhasebenin kişisel, ahlak karşıtı bir isyanın toplumsal duruşudur ve tarihin etine yazılan en güzel dehşet mürekkebidir.”
Ozan Durmaz / Kasım 2014 / Konu: İdeal

