Ali Çetinkaya

Fikri Takip - 3


Bakış Açısı



…Enerji verimliliği ve yerelde kullanıma yönelik yenilenebilir enerji projeleri enerji kayıplarını ciddi oranda engeller, büyük ölçekli tahripkâr projelere gerek kalmaz. Geleneksel doğa dostu uygulamalar yapan küçük çiftçiler toprağın ve gıdanın geleceğinin en önemli güvencelerinden biridir. Toprağın iyileştirilmesi, doğa dostu tarım projeleri ve topluluk destekli yöntemler desteklenerek kente göç önemli ölçüde önlenebilir. Ekolojik yöntemler toprak, su, mevsim döngüleri ve yaban hayatıyla işbirliği içindedir. Biyolojik çeşitliliği destekleyen adımlar beraberinde bereketi de getirir. Beslenmek çok yemek değildir, doğa dostu yöntemlerle yetiştirilmiş gıdalar daha besleyicidir. Sağlıklı gıdaya talep arttıkça ulaşım yolları da artıyor; dünyada milyonlarca kişi tanıdığı çiftçileri üretimden pazarlamaya her alanda destekleyerek hem bildiği, güvendiği gıdalarla besleniyor hem de toprağın, suyun, diğer canlıların sağlıklı şekilde devamlılığını sağlıyor. Et tüketimi yarı yarıya azalsa 135 milyon hektar mera ve 50 milyon hektar tarım alanı doğaya geri döner...
 
Oya Ayman / Mayıs 2015 / Konu: 2023


Namus Nedir?



“’Töre saikiyle (sebebiyle) yakın akrabayı öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet’ istemiyle yargılanan yedi sanık, Çınar Sulh Ceza Mahkemesi’ne şu dilekçeyi verdi: ‘Tutuklanmam kesinlikle usul ve yasaya aykırıdır. Ömer Taş namusunu temizlemek için eşini öldürmüş ve suçunu da itiraf etmiştir. Bu töre değil, namus meselesidir. Tutuklu kalmam benim ve ailemin mağdur olmasına yol açtı. Tutukluluğumun kaldırılmasını talep ediyorum.’
Müebbet hapis, töre saikiyle adam öldürmekle suçlanan kişilere verilirken ‘Namus için öldürdüm,’ diyenler daha hafif cezalarla yırtıyor. Ailenin geri kalanı da hapistekine bakıyor. Dünya çapında istatistiklere girmeyen namus vakaları 100 binleri aşıyor. Hâlâ namus için kadınlar öldürülüyor. Hukuk sistemi de baharatı. İnsanın namussuz olası geliyor.
 
Hümeyra Erdin / Mart 2010 / Konu: Namus


Lamekânda Nostalji

 

Beklenmedik bir anda, ensenize katı bir cisimle vurulduğunda hazırlıksız olduğunuz şiddette bir uyaranla karşılaşmış olursunuz. İyi ihtimalle bayılır, uyaranın şiddeti bünyenizin kaldıramayacağı güçteyse ölürsünüz. Çünkü o uyarana karşılık verebilecek bir başkalaşma enerjisine sahip değilsinizdir, bağışıklık sisteminiz işe yaramaz, devreler kapanır. İstanbul’a bir bakın, yalnızca ensesine değil, vücudunun her zerresine her an hiç beklemediği darbeler alan bir canlının yaşadığı şoku göreceksiniz... İçinde yaşadığımız şehirde olup bitenler karşısındaki sessizliğimiz, sükunetimiz aynı şokun bizi de felç ettiğini gösteriyor olamaz mı?
 
Ayşe Çavdar / Ekim 2012 / Konu: Şehrin Hafızası

Anadilim, Memleketim Benim



Abimin içkinin etkisiyle birden Kürtçe konuşmaya başlaması ve beni çocukluğumun çoktan unuttuğum tozlu anılarına götürmesi bana aynı zamanda Borges’in bir öyküsünü de hatırlatır: Şu çocukken bir ormanda kaybolan, vahşi bir hayat süren ve yıllar sonra bulunup doğduğu eve geri getirilen adamın hikâyesini. Hani evi görür görmez koşa koşa şömineye giden ve elini uzatıp çocukken şöminenin içinde taşların arasına gizlediği çakısını bulup sevinen ‘iyi vahşi’nin hikâyesini. 
Biz anadilinden başka bir dilde yaşayanlar da kendimizi kazıdıkça altında anadilimizi buluruz.
Kürtçe büyüyen birine Türkçeyi aşılayamazsınız. Anadil bir olma biçimidir ve aşı tutmaz. Anadilde eğitimin ve sömürge dilinde eğitimin kaçınılmaz çelişkisi buradan doğar. Türkçe eğitime zorlanan bir Kürt, yaşadığı zulmü fark eder; zamanla bu farkındalığı dile, düşünceye, öfkeye, kavgaya dönüştürür ve nihayetinde anadilinde, Kürtçe eğitime rücu eder. Bu döngüyü kırabilecek bir asimilasyon politikası yok.

 
Bülent Kale / Ekim 2013 / Konu: Eğitim


Pornocuya Tecavüz Hak Mıdır?



İşin başka bir hali ise yine o dönemlerde bolca desteklediğim LGBT panel veya toplantılarında yaşadıklarım. Benim yaşadığım durumu onlar sadece kelimeyi değiştirerek başkalarına yaşatıyorlardı. Genelde ‘Allah belasını versin bu heteroların’ başlıklı konuşmalarda herkesin yaşadığı tatmin duygusu, hiç yaşamak istemediğim bir mide bulantısını vücudumda çevirip duruyordu. ‘Ne işim var burada?’, içimden geçen tek cümle buydu. Kendine çözüm ve yandaş ararken daha da dibe battığını hissetmek hiç hoş olmuyor küçükken.
Tüm olay aslında burada başlıyor. Anlayışlı ve rahat gözüktüğümüzü iddia ederken, tutucu ve aşağılık olabiliyoruz. Tüm bir LGBT anlayışını sadece cinsel özgürlüğe çeken kafa ile, yaşanan her şeyi bir porno sahnesi olarak değerlendiren arasındaki benzerlik gittikçe görünür oluyor. Anlıyorsun ki faşist her yerde olabiliyor. Ülkü ocağındaki faşist ile kayalıklarda ‘İbneymiş oğlum o, yumuşakça,’ diyen arkadaşın da aynı canavara dönüşebiliyor.
 
Murat MRT Seçkin / Kasım 2013 / Konu: Önyargı

Dalga Gibi Geçiyoruz



Sokaktaki vatandaş olmaktan, nesne-birey olmaktan kurtulup özne-insan olmaya yaklaşabilmek için yeni algılama ve kavrama biçimleri geliştirmemiz gerekiyor. Yeni içe bakış yolları bulmamız, kendimizi yeniden tanımlamamız gerekiyor. Eski tartışmaları, belki daha sonra tekrar dönmek üzere bir tarafa bırakıp, deli gibi yeni tartışmalara girmek, her şeyi yeni baştan sorgulamak gerekiyor. Kafa karışıklığına düşmek, bir şeyi bırakıp başka bir yerden devam etmek gerekiyor. Çok daha fazla ve meraklı okumalar gerekiyor. Biraz yorulmak gerekiyor. Ötekileri bu konuda yormak gerekiyor. Çünkü hepimizin üstüne çok daha yorucu bir gelecek geliyor. Ciddiyim.
 
Mehmet Sinan / Şubat 2010 / Konu: 3. Dalga

Motorize Kültürün Hegemonyasına Karşı Bir Ters Köşe Hareketi

Aydan Çelik Röportajı

İşinden bunalmış CEO fıkrasını biliyor musun? Adam bir balıkçı kasabasına yerleşmiş. Kahvede otururken bir gün bakmış balıkçılar da oturuyor, sormuş: ‘Neden oturuyorsunuz, neden balıkta değilsiniz?’ ‘Sabah tuttuk balığı, şimdi oturuyoruz, ne yapalım?’ demişler. ‘Gidin daha fazla balık tutun, yan köylere de satarsınız,’ demiş. ‘Sonra ne yapacağız?’ diye sormuş balıkçılar. ‘Sonra soğutma tesisleri kurarsınız.’ ‘Sonra?’ ‘Sonra ekonominizi büyütürsünüz, paraya para demezsiniz...’ Her söylediğine ‘Sonra?.. Sonra?’ diye yanıt veriyor balıkçılar adamın. Sonunda ‘E sonra da gider bir balıkçı köyüne yerleşir keyif yaparsınız!’ demiş adam. ‘E biz şimdi zaten onu yapıyoruz,’ demiş balıkçılar... Bu kaçma hikâyesi iki üç yıl öncesine kadar hiç aklımda değildi. Sonra bir süre İstanbul’dan uzaklaştım. Döndüğümde fark ettim ki, kopmuşum İstanbul’dan. İçindeyken fark etmemişim, o meşhur kurbağa hikâyesi gibi, ufak ufak ısınmış suyum. İstanbul özelinde konuşursak bende çok iyimser şeyler uyandırmıyor. Ama bir taraftan da kötümserlik gibi bir lüks de yok hayatta. Fakat mesnetsiz iyimserlik de gerçek kötümserliktir diye düşünüyorum.
 
Tuba Çakır / Aralık 2012 / Konu: Tüketim




Bellek Fişekleri



Susmak, saklamak, üstünü örtmek, yarayı kangren eder. Yaralayan travmanın izlerini iyileştirmenin en iyi yolu, yaşananı belgelemek ve suçu ifşa etmektir. Böylece travma ‘mağduru’ kendisini dünyada yapayalnız hissettiren, köşeye sıkıştıran acısını toplumun aynasında görebilir ve yeniden nefes alabilir. Bu yaralı coğrafyada belgesel yapmak, hatırlamayı seçmektir! İyileşmek için hatırla! Toplumsal bellek kavramını ilk ortaya atan Halbwachs ‘Mutlak yalnızlık içinde büyüyen bireyin belleği olmaz,’ der. Bellek, sosyal bağlamımızda, ilişkilerimiz üzerinden kurgulanır.
 
Güney Öztürk / Haziran 2010 / Konu: Bellek

Anarşizmin Ötekiliği


Barış Soydan Röportajı

Pekâlâ vicdani ret Türkiye’de liberal söylemin de sahip çıkabileceği, çıkması gereken bir hak. Türkiye’nin kaderinin cilvesi belki, kendisini liberal olarak tanımlayanlar, genel olarak haklara sahip çıkmadığı için, en azından vicdani ret ve LGBTT için bu hakları savunmak anarşistlere düştü. Oysa Yavuz Atan kitapta şöyle diyor, ‘Keşke vicdani rette liberaller sahip çıksaydı da biz başka şeylerle uğraşsaydık.’ Bunu da şöyle açıklıyor, ‘90’larda vicdani ret mücadelesi çok sert geçti, bütün enerjimizi götürdü, bizi yordu, bakışı başka yerlere yöneltemedik,’ diyor. Bence haklı. Bu da hem biraz kaderin cilvesi, hem de Türkiye’nin sağı da bu yani. Türkiye’de hak mücadelesi sol dışında verilmediği için, en temel hakların mücadelesi bile, anarşizmi içine katarak diyorum, sol tarafından verildiği için, anarşizmin başka mevzulara mecali kalmadığını görüyoruz, en azından ‘90’lar boyunca.
 
Tayfun Polat / Nisan 2013

Copyleft Ya Da Yaşasın Kopyalama Hakkı


Dijital çağda, üretim araçları yapısal olarak pek değişmemiş olsa da, paylaşım ağları üretimin paylaşılmasını, yani pazarı o kadar büyük ölçüde değiştirdi ki, henüz bu konuda yapılacak bir şey olup olmadığını bile anlayamayan klasik bakış açısı henüz yalnızca saçmalayabiliyor.

Öte yandan epey zamandır bu konuda, konun asıl muhatapları, üreticiler ve kültür endüstrisinin kullanıcıları –ki tüketici yerine kullanıcı demenin çok anlamlı bazı yan nedenleri de bol- eliyle çalışmalar yürüyor.

Koray Löker / Mayıs 2008 / Konu: Korsan

Gündüz İş Gece Meclis:

Yoğurtçu Parkı Halk Forumu’ndan izlenimler (18-19 Haz.)

Bu parklarda forumu organize eden birileri olduğunu düşünmeyin. Her şey akışkan, insanlar değişiyor, kemik bir kadro yok, siz de ucundan tutabilirsiniz. Forum başlamadan önceki koordinasyon toplantısı da çimenler üzerinde ve açık olarak yapıldı. Konuşma süresinin koordinasyon toplantısında belirlenmesine bile itiraz edildi ve forumda kararlaştırılması istendi. Artık demokrasiye nasıl susamış bir halk olduğumuzu varın siz düşünün, bundan sonra yeni moda: bakkala giderken bile beyaz peynir mi, kaşar mı diye evde oylama yapacağız. Park forumlarındaki önemli bir mesele de alkış. Çevreyi rahatsız etmemek adına alkışlamıyoruz. Bunun yerine belirli el işaretleri kullanılıyor ve muhteşem bir görüntü oluşuyor. Onaylıyorsan iki elini birden salla, karşıysan bileklerini çapraz yap ve ‘uzattın artık konuyu bağla’ anlamında tel sarar kızım tel sarar tarzı bir hareket var onu yap.

Sona Ertekin / Temmuz 2013 / Konu: Gezi - Direniş


info@kargamecmua.org