Senta Urgan

Ahkâm - 1




Ölümsüz Bedenlerin Siyaseti


İnsan bedeni, bir sorunsallaştırma nesnesi olarak, feodaliteden kapitalizme geçişte tekrar ele alınıyor, disiplinlere tabii tutuluyor, direnişe geçti mi, psikiyatri kliniğine, hapishaneye kapatılıyor, ‘uysallaştırılıyor’du. -Becerikli işçiler, askerler yaratmak için!
…Beyin dalgalarını pulsatif komutlara çevirip, harici aygıtları kullanabilme becerisi, ‘cyborganik’ ara türlerin muştucusu gibi. Belki bu Nietzsche’nin bahsettiği ‘übermensch’dir diye düşünmeden edemiyor insan.
 
Mahnov / Mart 2012 / Konu: Beden


Ben Kuşağı



…Kendisini bir oy’dan ibaret gören, oyunu verip evine dönen ve televizyondan dünyayı değiştirip değiştirmediğini izleyen bir kuşak. Var olma kavgasını tek başına vermek zorunda bırakılan, seçeneksiz, çaresiz bir kuşak. Medyaların ağır ve sürekli koşullandırmalarına teslim olmuş; tekellere, bankalara, devlete, rantiyelere kısacası sisteme sürekli ve reel olarak ödeyen veya habire borçlandırılan bir kuşak. Plastik ‘sanal’ para kuşağı. Sürekli borçlu kuşak. Şimdi al sonra öde, paran yoksa 120 taksitle öde kuşağı. ‘İş bul, çalış, tüket, öde ve emekli bile olmadan öl’ kuşağı. Toplumun, çevrenin ve doğanın yıkımını kaygı içinde izleyen ve bu yıkımda suç ortağı olduğunu bilen ama yaşam biçiminden vazgeçemeyen bir kuşak. Sorguluyor-eleştiriyor-tepki veriyor-muş gibi yapan, bilgiyi internet ve medya informasyonundan ibaret gören ve bununla yetinen bir kuşak. Emek vermenin başkalarına ait bir yükümlülük olduğunu düşünen, yaratılmış değerleri karşılıksız istemenin hakkı olduğunu sanan bir ‘hazır dünya’ kuşağı. Yoksuluyla, varlıklısıyla, küresel de diyebileceğim, tüm genişliğine ve genelleşmişliğine karşın yine de bu bir kuşak. Galiba uzunca bir süre sahnede kalacak çok büyük bir geçiş kuşağı-toplumu olacağız. Nesne bireylikten, yeni bir toplumsal özneliğe geçiş kuşağıyız aynı zamanda. Sadece zaman ve evrim meselesi.
 
Mehmet Sinan / Kasım 2010 / Konu: Kuşak

Değişim: Sibermekân Kullanıcısı Olarak Birey


Sibermekânda yeniden tanımlanan toplumsal alışkanlıklar ve beğeni, bireyin hareketini etkiler. Olmayan mekânda, olmayan bir para ile tüketip, olmayan bir bankaya gidip borçlarını ödemek ve olmayan sosyal ağın kamusal mekânında, olmayan arakadaşlarla vakit geçirmek bireyin sıradan bir eylemidir. ‘Olmayan’ın tanımı, fiziksel olarak var olmayan ancak dijital olarak kodlanmış olan ya da sanaldır. Bu noktada yeni bir kritik soru sorulur: Sibermekânda ‘olmayan üzerinden var olmanın’ -birey üzerinde okunabilen beğeni ve alışkanlıkların dışında- bugün okunamayan kısmı hangi değişimlerin kaynağı olacaktır?
 
Gülşah Aykaç / Haziran 2011 / Konu: Değişim


Bir Kahraman Olarak Sonsuzluk


…Matematik gibi nicelik belirleyen bir ‘işaret dili’ üzerinden ‘sonsuz’ kavramını inceleyenler çok ilginç durumlarla karşılaşırlar. ‘Sonsuz’ ifadesi çok uzakta, ulaşılması imkânsız ve sürekli artan ya da azalan bir mertebe olarak tanımlanır. Sorun, ‘sonsuz’ şeklinde ifade edilenin bir nesne olmamasıdır. Sayılar, matematikte, belli bir niceliği temsil eden nesneler ya da işaretlerdir. Örneğin 7 sayısı bir nesnedir. 2 sayısı da bir nesnedir. 7’den 2’yi, yani bir nicel nesneden başka bir nicel nesneyi çıkarırsanız, bir başka nicel nesne olan 5’e ulaşırsınız. Fakat ‘sonsuz’ ise devinimsel bir niteliktir. ‘¥ 2’ ifadesini hesaplamak demek, bir devinimsel nitelikten (sonsuzdan) bir durağan niceliği (ikiyi) çıkarmak demektir. Nihayetinde, devinimsel nitelik olan sonsuz, durağan nicelik olan iki sayısını yutacaktır. Yutmaktan kendini alamayacaktır. Eğer ‘sonsuz’ kavramının devinimini durdurup onu bir niceliksel işaret gibi kabul etseydik ‘iş’ler çok kolay olurdu.
 
Zafer Yalçınpınar / Aralık 2008 / Konu: Son


Ütopya’nın Tükendiği Yerden…


Ütopya geleneğini yıkıma uğratan kırılma noktalarından ilki kuşkusuz sanayi devrimi idi. Malumunuz sanayi derimi, burjuva ideallerini yükselten, üretim süreçlerinde rasyonelliği; toplumsal hayatta ise sekülerliği geçer akçe kılan yeni bir paradigmanın başlangıcına işaret ediyordu. Bilimsel ve teknolojik ilerleme artık üretime ve dolayısıyla kârlılığa tahvil edilebildiği için her zamankinden de revaçtaydı. Ancak, bilimde ve mühendislikteki bu baş döndürücü ilerleme gerçekten iyi bir fikir miydi? Bundan kuşku duyan ilk edebiyatçılardan biri Mary Shelley idi. 1818 yılında yayınlattığı Frankenstein ya da Modern Promete ile pozitif bilimlerdeki ilerlemelere ilk kuşku gölgesini düşüren yazar olarak distopyanın belki de hazırlayıcısı oldu. İlerleme nosyonuna yönelik bu temkinli tutumu sonrasında ünlü bilim kurgu yazarı H.G Wells edindi ve bilim kurgunun yirminci yüzyılına kuşkucu bir miras bıraktı.” 
 
Özgür Tacer / Şubat 2009 / Konu: Gelecek


(Devamı sonraki sayfada...)