Pornocuya Tecavüz Hak Mıdır?
Murat Mrt Seçkin
Dedemin, anneannemin mahallesi, hatırladığım çocukluğumun kısa da olsa başlangıç çizgisinin olduğu Ankara, Gazi Mahallesi. Aynı zamanda o dönemde geleni astım eden ve benim de bu hastalığa yakalanmamın temel nedenlerinden biri olan şehir. Bazısı için sıkıcı, boğucu, bazısına göre neşe dolu, ama herkese göre tehlikeli şoförlü başkent. Yıllar sonra askerlik ardından tekrar çalışmak için yerleştiğimde tuhaf yapay şelaleler ve Melih abinin süper zekâsı dışında pek bir şey değişmemişti. Bir de doğalgaz sayesinde havası artık daha temizdi.Her zaman olduğu gibi yine bir hanımlar gününde eve yolum düştü. Ayıp olmasın diye kapıdan herkese merhaba diyerek kaçma çalışmalarım nafile olunca dünyanın en güzel atıştırmalığı olan “günden arta kalanlar” tabağını çay eşliğinde alarak arka odaya sığındım. Hızlıca yiyerek kaçmayı planlarken içerideki muhabbete kulak misafiri oldum. Kısaca mahalledeki bir inşatta iki işçi basılmış. Açık alanda cinsel faaliyetlerde bulunduklarından. Bütün mahalle ayağa kalkmış tabii, ne yapacaklarını şaşırmışlar, çocuklarını parka göndermiyorlarmış. Neden, çünkü ortalıkta “Monoskopiler” dolaşıyormuş. Evet, içimize işletilen bu utanç o kadar yoğun ki “Homoseksüel” kelimesini kullanmak bile çarpılmaya sebep olabileceğinden, aralarında böyle bir terim geliştirmişler. Hoş o kelimeyi söylediklerinde de havaya yine “cık, cık, tövbe, tövbe” sesleri yükseliyordu. Tabii ki içeriye dalıp “Yahu o öyle değil,” deme cesaretini bulamadım. Çünkü inandığınızı savunmak için seçeceğiniz ve bunu yapmaya kalktığınızda da sonucunda sadece sonsuz bir sıkıntı çukuruna düşeceğiniz en özel ortamdır “hanımlar günü”.
Bizlere inandırılan ve öğretilen, tembih edilen ve aktarılan insani ilişkilerin, insan olmak ile ilgili temel kuralların dayanaklarının ne kadar çürük olduğunu yıllar geçtikçe anlıyorsunuz. Şanslıyım ki yeniyetmeliğimde beni bu konularda doğru yönlendirecek ağabeylerim vardı. Dediğim gibi bu benim şansım ama koskoca bir çoğunluk, tertemiz, gencecik beyin hâlâ o şansı yakalayamadan yaşıyor ve belki de her gün düşüncesiz küfür ve hakaretleri ile bir kişiyi öldürüyor.
Doksanlı yıllarda biseksüelim demek neredeyse bir moda haline gelmişti. Olsan da olmasan da derdin. Gerçi metalciler bize çok kızardı ama sonuçta gayet punk punk dolaşıyorduk, asi ve gıcıktık. Tercihlerin bu yönde olmasa bile öyleymiş gibi yapmak, desteklemekten dolayı idi. Kendini bir gruba dâhil edebilmek için ortalıkta söylenmesi genel için pek hoş olmayan bir durumu bir yalan olsa dahi kabullenerek yaşamak bence hoş ve ödün verilerek yapılan bir destekti.
Birileri ile ilk cinsellik muhabbetlerine girdiğimde, hissettiğim şeyleri anlattığımda aldığım ilk darbe, o zaman arkadaşım dediğim birçok insanın tenini benden uzaklaştırmasıyla oldu. Artık elimi sıkmıyor, sırtımı sıvazlamıyorlardı. Gördüklerinde uzaktan merhaba der oldular. İlişki konusunda herhangi bir cinsiyet ayrımı gözetmemek sizi bir anda “ahlaksız umacı” durumuna düşürüyor. Hem çılgınca korkuyorlar hem de ilk fırsatta taşlamaya çalışıyorlar. Oysa ki durumun cinsel bir fetiş olmadığını, hisler ile, yaşamak ve sevmek ile ilgili olduğunu anlatamadım, anlatamadık.
İşin başka bir hali ise yine o dönemlerde bolca desteklediğim LGBT panel veya toplantılarında yaşadıklarım. Benim yaşadığım durumu onlar sadece kelimeyi değiştirerek başkalarına yaşatıyorlardı. Genelde “Allah belasını versin bu heteroların” başlıklı konuşmalarda herkesin yaşadığı tatmin duygusu, hiç yaşamak istemediğim bir mide bulantısını vücudumda çevirip duruyordu. “Ne işim var burada?”, içimden geçen tek cümle buydu. Kendine çözüm ve yandaş ararken daha da dibe battığını hissetmek hiç hoş olmuyor küçükken.
Tüm olay aslında burada başlıyor. Anlayışlı ve rahat gözüktüğümüzü iddia ederken, tutucu ve aşağılık olabiliyoruz. Tüm bir LGBT anlayışını sadece cinsel özgürlüğe çeken kafa ile, yaşanan her şeyi bir porno sahnesi olarak değerlendiren arasındaki benzerlik gittikçe görünür oluyor. Anlıyorsun ki faşist her yerde olabiliyor. Ülkü ocağındaki faşist ile kayalıklarda “İbneymiş oğlum o, yumuşakça,” diyen arkadaşın da aynı canavara dönüşebiliyor.
Bir insanın hemcinsinden görebileceği tensel ve duygusal yakınlıktan rahatsız olması düşmanlık değil. İnsan hoşlanmayabilir, hatta rahatsız da olabilir ki bunu anlayışla karşılamak lazım. Zaten fetişi olmadığı sürece kim tacizden hoşlanır ki? Adı üstünde taciz. Peki o rahatsızlık düşmanlığa döndüğünde ne olur. Aşağılama, hor görme hatta daha da kötüsü hiç görmeme, kafa çevirme, yok sayma. Bunları yaparak işlediğimiz soyut cinayetler kaç canı hayata küstürdü bilmiyorum.
Yanlış hatırlamıyorsam Utkan Çınar düşmanlık ve önyargıyı yazılarda karıştırmamak gerektiğini söylemişti dosya konusu için. Doğru da söylüyor, kavram olarak birbirini tetikleyen ama içerik üzerinden bambaşka sözlerin söylenebileceği iki farklı kelime. Ne yazık ki buralarda yaşam ve sosyal tercihler ile ilgili bir şeyler yazmaya kalktığınızda önyargının doğurduğu düşmanlığı gözardı edemiyorsunuz. Kısa süre önce oldukça ergen bir iddia üzerine barda dudağından öptüğüm bir arkadaşımla yaşadıklarımız gibi. O öpüşme gerçekleşene kadar mekândaki tüm erkeklerden gelen kıkırdamaların toplamda 5 saniyelik bir temastan sonra iğrenme seslerine dönüşmesi mi canımı sıktı? Yoksa yanak yerine dudağa gelen bu kadar masum bir öpücüğün ardından yanımdan kalkıp birkaç hafta frengiliymişim gibi bana yaklaşmayan dostlar mı?
Aslında anlatmak istediğimi tam olarak anlatamadığım, sinirli yazmamak için kendimi tuttuğumdan rahatça kelimeleri dökemediğim bir yazı oldu. İçi homofobi ile dolu birisini uyandıracak veya biraz düşündürecek pek bir şey de olmadı sanki. Ama benim derdim zaten o düşmanlıkla yaşayanlarla değil, yüzlerine anlayışlılık ve özgürlük maskesi geçiren fakat ilk fırsatta sizi bıçaklayan güzelliklerle. Arkadaşımla, ailemle, patronumla, dostumla, sevgilimle. Hiçbir baskıyı küçük görmemeliyiz. Babası küpe takmasına izin vermediği için hayıflanan çocuk ile benim gibi bir hemcinsine âşık olmanın normal olduğunu düşündüğü için olmadık yerlerde, resmi kıyafetlilerden anüsünden cop, ağzından da istemediğin insanların etlerinin yedirilmesi arasında pek bir fark yok. Anlayış ve şuur birleştiğinde güzelleşmeyecek sabah ta yok. Pornocuya tecavüz bir insan için ne kadar hak ise, sizin kabul etmediğiniz hayatı dışlamak ta o kadar doğru.
muratmrtseckin@gmail.com