Angelo Bronzino

BİR GÜÇ DELİSİ OLARAK İKTİDAR


Yakup Aydın
Delilik üzerine yazmak her şeyin yanında bir de tarihsel bir süreç içerir. Bu süreçte en fazla dikkatimizi çeken “iktidar”dır.

Delilik konusunda tarihsel anlamda ilginç noktalar var. Bunların başında deliliğin “hastalık” olması geliyor. Tarih boyunca kabul gören, toplumla beraber anılan deliler Fransız Devrimi ile başlayan süreçte adeta dışlanmış, itelenmişlerdir.

Ben bu yazıda çok kısa biçimde bu durumu Foucault eksenli açıklamaya çalışacağım. Ne oldu da delilik bir hastalık oldu? Foucault aslında bu soruya birçok eserinde birçok yanıt veriyor. İlk olarak birçoğumuzun tahmin edebileceği üzere Kapitalizm üzerinde duruyor. Kapitalizm özellikle Sanayi Devrimi’nden sonra insana bir araç olarak bakıyor ve insanı bir ekonomik enstrüman haline getiriyor. İnsanın maruz kaldığı bu evrilme daha önce var olan toplumsal hayatı da etkiliyor doğal olarak. İnsan artık kapitaliste ne kadar birikim sağlayabildiğiyle önemli hale geliyor ve doğal olarak delilerin dışlanma süreci başlıyor. Çünkü deli bir işi yerine getirebilecek düzeyde değildir, ekonomik manada işlevsizdir. Atsan atılmaz, satsan satılmaz bir hal almıştır delilik. İşte bu durum Foucault’ya göre psikiyatriyi doğurmuştur. Yani deliler kapatılacak ve geri kazandırılacak. Ama bir dakika. Foucault da çok iyi biliyor ki mesele tam anlamıyla bu değil.

Meseleyi Foucault’nun Hapishanenin Doğuşu adlı eserinde görüyoruz. Daha ilk satırlarda Foucault Damiens’ın “bir suçtan” ötürü halk önünde idamını yazar. Damiens at arabası ile bir meydana götürülür ve yüzlerce kişi önünde çeşitli işkenceler edilerek ve en sonunda da iki kol ve iki bacağına bağlanan atlarca parçalanarak bir “güç gösterisi” ile cezalandırılır.

Hiçbir iktidar bir suçluyu halkı için cezalandırmaz ve hiçbir iktidar bir deliyi halkı için iyileştirmez. Damiens’ın idamı halka iktidarca sergilenmiş bir güç gösterisiydi. İşte tam bu noktada delilerin Sanayi Devrimi ile kliniğe kapatılmaları da öyle. Damiens üzerinden iktidar halka hiçbir şeyden kaçınmayarak tüm çıplaklığıyla adeta bir “Rahat durun, yoksa sonunuz böyle olur” mesajı vermiştir. Bunu delinin kapatılmasından ayıran ise bu güç gösterisinin ekonomik yanı olmaması. Oysa sanayi devrimi ile insanın ekonomik bir araç olmasıyla beraber asmalardan, kesmelerden, işkencelerden yavaş yavaş vazgeçilmiş, halk bu noktadan sonra “kapatılmak” ile tehdit edilmiştir. Halk bu tehditle korkuya kapılmış ve kapatılmamak için iktidarın kuklası haline gelmiştir.

Bugün bu durum hâlâ böyle değil midir? Deliler fazlasıyla dışlanmış ve adına psikiyatri denilen disiplinle ve akıl hastaneleri denilen gözetim evleriyle toplumdan ayrıştırılmıştır ve ayrıştırılmaya da devam ediliyorlar. Biz de bu konuda masum değiliz. Tam da iktidarın istediği gibi çoktan bu duruma boyun eğmiş durumdayız. Farkına bile varamadan üstelik.

Tıp masum değildir, özellikle delilik üzerine yapılan ve yukarıda da kısaca bahsetmeye çalıştığım araştırmalar, eserler bize bunu kanıtlıyor. Hastalığı meydana getiren tıp, toplumsal gerçeklikleri de iktidarın güç gösterisi uğruna hastalık ilan etmekten çekinmemiştir. İşte malum delilik de yukarıda kısaca değinmeye çalıştığım biçimde tarihsel süreçte tıbbın iktidarın tetikçiliğini üstlenmesiyle hastalığa indirgenmiştir: Akıl Hastalığı.

Lafı fazla uzatmaya gerek yok, bir güç delisi olan iktidar ile adeta şeytanın ta kendisi olan tıbbın insanı nasıl elinin altında esir ettiğinin onlarca kanıtından sadece biridir. yakup.aydin@outlook.com.tr