A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | İKTİDARIN GÖZÜ, GÖZÜN İKTİDARI PANOPTİKON

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/92/775" target="_blank" class="twitter">twitter

İKTİDARIN GÖZÜ, GÖZÜN İKTİDARI PANOPTİKON


Ayşegül Bostancı
Kurmaca bir dünyada yaşıyoruz. Gerçeklik, hipergerçeklik, fantezi, fantezilerin gerçeğin yerine geçmesi, özgürlük, mahremiyet ve iktidar kavramları iç içe geçmiş durumda. Türk Dil Kurumu'nun “gerçek” tanımına baktığımız zaman, “Doğadaki gibi olan, doğayı olduğu gibi yansıtan. / Aslına uygun nitelikler taşıyan. Sahici. / Düşünülen, tasarımlanan, imgelenen şeylere karşıt olarak var olan” şeklinde olduğunu görüyoruz. “Kurmaca” ise gerçekten çekilmiş bir fikir hareketidir. Fakat gerçekten çekilen bu parça kendi başına kurmaca değildir. İnsan öznesinden geçmiş bir gerçekten bahsedilmelidir. İnsanın aklı, bedeni ve geçmiş deneyimleriyle gerçeği yeniden düzenlemek suretiyle gerçeğin tekrar etmesi “kurmaca”dır. Böylelikle gerçek ve kurmaca birbirini bünyesinde taşır.

Simülasyon gerçeği gizlemek gerçeğin üzerine perde çekmek onu gizlemeye çalışmak yerine, gerçeğe müdahale eder, gerçeğin yerine geçer. Artık onun egemenliğindeki gerçek hipergerçektir, gerçek değil. (1)

Hepimiz gerçek olduğumuza inanıyoruz. Arada bir herhangi bir ortamda geçen “Ben aslında yoğum” esprisi dışında, gündelik hayatımızda kafa yorduğumuz konulara pek de dahil olmayan türden bir tartışma konusu olan “gerçeklik” ve “var olma” kavramları, kırk yılda bir arkadaşınızın biriyle derin muhabbetlere girip felsefe yapmaya başladığınızda ise değinmeden geçilemeyecek ağırlıkta bir mevzu oluverir. O tartışmada bile her iki taraf da içten içe “Ben ne gerçek olmayacam be, asıl karşımdaki bu denyo gerçek değil” küstahlığına kapılmadan edemez. Ancak bu gerçekliğin hipergerçekliğe dönüştüğü yanılsamalar dünyasında hepimizin bildiği ve göz ardı ettiği tek bir “gerçek” var ki; o da gözlemleniyor olduğumuzdur. Hayatlarımız yedi gün ve yirmi dört saati küçüklü, büyüklü; irili, ufaklı pek çok erk sahibinin gözetimi altında geçiyor. Üstelik bu farkında olmadan gönüllü olduğumuz, kabullendiğimiz bir gözetlenme durumu. Burada iktidar, otorite daha çok soyut bir kavram olarak göze çarpar. Kim ya da kimler tarafından izlendiğimizin, bunun ne zaman gerçekleştiğinin bir önemi yoktur. İnsan mı? Bilgisayar mı? Sistem mi? Gelecekteki insanlar mı? Yoksa bilmediğimiz bir varlık mı? Gözlemlenen hayatlarımız, artık gerçekliğini yitirmiş demektir. Her ne kadar Hegel “gerçek olanın akılsal, akılsal olanın da gerçek” olduğunu dile getirse de, hipergerçeklikte akıl, sadece var olduğunu sandığımız bir olgudur. Kontrol bizden tamamen alınmış, izlenen bedenlerimiz ve akıllarımız biz farkında bile olmadan dumura uğratılmıştır. İnsan kendi aklı sayesinde var olan her şeyi kavrayabilir ve bilebilir tezi yerle bir olmuştur. Orwell’in meşhur kitabı 1984’te söylediği gibi “BÜYÜK BİRADERİN GÖZÜ SENDE” sevgili okuyucu.

İngiliz toplum kuramcısı Jeremy Bentham’ın bir hapishane tasarımı olan Panoptikon, iktidarın gözünün her zaman, her yerde olabileceğinin mikro bir örneğidir. 1785 yılında tasarlanan bu hapishanenin dairesel yapısı, ortadaki gözetleme kulesinde bulunan gözün sahibine, her bir mahkumu tek tek izleme olanağı sağlar. Bu sayede tek kişilik hücrelerde kalan mahkumlar, kim tarafından ve ne zaman gözlemlendiklerini bilmeden ama her an gözlemlenebilir olduklarının farkında olarak, suç unsuru oluşturacak en ufak bir hareket yapmaktan kaçınırlar. Mahkumlar kendileri gibi değil, olması gerektiği gibi davranmaya koşullandırılırlar. Jeremy Bentham, yapının ana işlevinin mahkum üzerinde otorite kurmak olduğunu dile getirmiştir.

İktidarlar varlıklarını devam ettirebilmek için gözlemleyip kontrol altında tuttukları, üzerlerinde baskıcı bir güç oluşturdukları bireylere ihtiyaç duyarlar.

Foucault’ya göre ise Bentham’ın düşü olan ve bir kişinin herkesi gözetleyebileceği Panoptikon, özünde, burjuvazinin düşü ya da düşlerinden biridir. Bununla birlikte burjuvazi bu düşü, belki Bentham’ın önerdiği mimari yapı biçiminde olmasa da, gerçekleştirmiştir. Bentham’ın Panoptikon’u mimari bir biçim olmakla birlikte, özellikle bir yönetim biçimi olarak ortaya çıkmaktadır. Bentham’a göre, Panoptikon, “zihin için zihin üzerinde iktidar uygulama biçimidir.” Foucault, Bentham’ın Panoptikon ile iktidarın uygulama biçimlerinin bir tanımını verdiğini düşünmektedir. (2)

Literatüre geçen Panoptizm, toplum içerisinde de devlet mekanizmaları ve iktidarlar tarafından zamanla uygulanmaya başlanır. İktidarlar varlıklarını devam ettirebilmek için gözlemleyip kontrol altında tuttukları, üzerlerinde baskıcı bir güç oluşturdukları bireylere ihtiyaç duyarlar. Bir gözlemcinin var olması ise insanı kendi gerçekliğinden koparır. İnsan artık vatandaş değil, bilgisayar kodlarından, kredi kartı rakamlarından, telefon numaralarından, araba plakalarından oluşan bütünün inorganik bir parçasıdır. Foucault’un dediği gibi; “Kapitalist sistemde toplumlar, hatta bütün dünya koca bir Panoptikon’a dönüşmüştür. İktidar ise dev bir gözetleme kulesidir. Erk sahibi ya da sahipleri de gözetleyen pozisyonundadır. Artık tek kişilik ve yüzünü sürekli gördüğümüz bir kral yerine, gözlemlendiğini bilen insanların kendini kontrol ettiği görünmez bir iktidar vardır.” Bu hiperçerçek kapitalist evrende insan “Büyük Birader” tarafından cezalandırılmamak için otokontrol mekanizmasını devreye sokar. Yani Panoptikon’da gözetlenen mahkumlar gibi; kişi farkında bile olmadan, kendisi gibi değil, olması gerektiği şekilde davranır.

Hepimiz var olmak ya da var olduğumuzu sanmak için bir başkasının gözüne ihtiyaç duyarız. Sadece erk sahiplerinin ya da gözetleyenlerin değil, insanların da diğer insanlarla olan ilişkileri güce dayalıdır. Birey kendini gerçekleştirmek için mutlaka bir başkasına ihtiyaç duymakta ve onun üzerinde güç oluşturmaktadır. Toplumdan ve kültürden bağımsız olarak düşünüldüğünde “Ben” çoğunlukla “Öteki”ni baskı altına alarak üzerinde iktidar kurma eğilimdedir. Hepimiz birbirimizin izleyicisiyiz ve bir yerde izleyici varsa orada mahremiyet ya da “gerçek” anlamda özgürlükten söz edemeyiz. Yaşadığımız çağda özgürlük, artık simülatif bir kavrama dönüşmüştür. Terbiye edilmiş zihinlerimiz ve bedenlerimizle, bu hapishaneden kaçış yoktur.

Son olarak bir tavsiye: Jean Genet’nin Balkon adlı oyununu oku ya da bir yerlerde denk gelirsen izle derim kargamecmua okuyucusu. Hoşça kal, esen kal...

1. Selda ÖNDÜL. Tanımak/Anlamak. (Bildiri metni; 16 Haziran 2006/15 Anadolu Psikiyatri Günleri)
2. Metin Becermen. THEODOR W. ADORNO VE MICHEL FOUCAULT’DA HAKİKAT VE İKTİDAR İLİSKİSİ. (Hacettepe Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Felsefe Anabilim Dalı Doktora Tezi)

aysegulbostanci@hotmail.com