A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Only variable references should be returned by reference

Filename: core/Common.php

Line Number: 257

karga | TAKIMDAN AYRI DÜZ KOŞU

A PHP Error was encountered

Severity: Notice

Message: Use of undefined constant REQUEST_URI - assumed 'REQUEST_URI'

Filename: views/dergi_view.php

Line Number: 102

http://www.kargamecmua.org/dergi/sayi/85/469" target="_blank" class="twitter">twitter

TAKIMDAN AYRI DÜZ KOŞU


Kaan Boşnak
Toplum içinde yabani hayvanlar gibi geziyor bazılarımız. Ama şiddetle, saldırganlıkla alakası yok bunun. Her yabani hayvan medeniyetle karşılaştığında saldırmıyor ya sonuçta, fakat yalnız hissediyor kendini; bir doğru bulamıyor kendine, orada kalmaya devam ederek etraftaki insanları sevip, onlarla hayatını devam ettirebileceği bir yoldan gitmiyor. İstese de gidemez zaten. Çoğu zaman inançsız, hevessiz, dalgın, şüpheci ve sessiz davranarak diğer insanlarla arasındaki bağları zayıflatıyor. Aylak’lık ediyor işte...

Yusuf Atılgan, Aylak Adam’ı yazarken pencereden dışarı mı baktı yoksa aynaya mı? Mesela ben aynaya baksaydım aynı şey olur muydu bilmiyorum; yabancı insana aynadaki de yabancı gelmez mi? İnsanın yabancılığı ilk önce kendine karşı başlamaz mı?

Bence öyle olur:
Sevgisiz büyüyen her çocuk, şiddete meyyali olan bir sapık olmazsa eğer, toplumun yabancı bireyi olacaktır. Onu ilk dışlayan kişi yine kendisi olacaktır; yalnız kalacaktır. Geceyi yalnız kapatmamak için Kadıköy’de birilerine içki ısmarlayacaktır ve yalnızca içki içtiği zaman kendine olan tahammülü daha az rahatsız edici bir seviyeye ulaşacaktır. Burada kendini seçen arkadaşlar el kaldırsınlar, onlar büyük ihtimalle aynı zamanda Halimden Konan Anlar dinleyen ve Albert Camus’yu da epeyce seven insanlar.

Şahsi fikrimdir ki, Bay C. şehirdeki adamın yalnızlığı, yabancılığı ve yabaniliği konusunda Türkçe yazılmış en başarılı karakter. Çoğumuz Aylak Adam’ı okuduğumuz zaman kendimizi gördük, belki çoğumuzun bir avukatı yoktu, ama yine de eminim ki çoğumuz -ben değil- “28 yaşında ve tedirgin”di. Tedirgin olmak, hayatı akışına bırakmak yerine hayattan gelecek sert darbeleri beklemeye programlı bir şekilde yaşamak anlamına geliyor; evde çay içerek, belki televizyonda bir dizi izleyerek, ama asla orada olmayarak beklemek anlamına geliyor. Bay C. bugün yaşayan bir karakter olsaydı kesin Kadıköy’de oturur, instagram kullanır ve bol bol selfie fotoğraf çekerdi. Çünkü yalnızlık bunu gerektirir.

Yusuf Atılgan şehirden bıkmış ve tekrar memleketine, Manisa’ya dönmüş, çiftçilik yapmaya başlamış. Tabii bunun sebeplerinden biri de içinde bulunduğu siyasi hareketlerden ötürü öğretmenlik mesleğinin elinden alınması olabilir. Manisa’da yaşadığı yıllarda iki kitap yazmış, biri Anayurt Oteli, diğeri de bu yazının sebebi olan Aylak Adam. Yusuf Bey her ne kadar Manisa’da büyümüş olsa da hayatının uzun bir süresini İstanbul’da geçirmiş aydın bir yabancıydı. Şehir hayatından sonra ister kendi isteğiyle, ister mecbur bırakılarak taşraya dönmesi ve çiftçilik yaparak hayatını devam ettirmesi onu farklı bir farkındalığa itmiş ve bu “şehirli yabani” karakteri oluşturmasına zemin hazırlamış olabilir.

Fakat Aylak Adam, farklı bir açıdan bakınca, şehirdeki adamın yabancılığını anlatan bir kitap olduğu kadar (bu konuda kafamı açan kişi Tayfun Polat), şehirli bohem hayatı eleştiren bir eser olarak da ele alınabilir. Bay C. kötü bir adam mı? Hayır, sadece aylak. Yani Yusuf Bey bir yandan yabancıyı anlatıp, diğer yandan da yabaniyi taşlıyor olabilir.

Yabancı, kendine acımaktan artan zamanları yine kendini suçlayarak geçirir. Sürekli bir sessizlik ve gözlem halinde olmasının sebebi, kafasındaki düşüncelerin içinden çıkıp hayatı yaşamaya başlayamamasındandır. Kendi lanetini aşırı farkındalık diye tanımlasa da asıl farkındalığı çocukluğundaki haylazın büyüdükçe kendi içine hapsolmuş, kimseyi sevememiş, kimse tarafından da gerçekten sevilmeyi hak etmemiş biri olduğunu anladığı zaman yaşar. Sanki yalnızlıkla kendini cezalandırır. Mutsuzluğa hapsolmuştur; toplumdan uzaklaştıkça kendine de uzaklaşacak, kendine olan bakışı netliğini kaybedecek ve tek derdi uzaktaki toplumun davranışlarının saçma sapanlığı olacaktır. İçinde kendini bulabileceği kitaplar okudukça biraz daha devam edecek gücü kazanacak, ama yine de kendinden nefret edecektir. Tuvalete bile kendine olan tahammülsüzlüğü yüzünden cep telefonuyla girecektir.

Kimseyi ağzından çıkacak bir kelimeye değer görmemesi genelde kendini beğenmişliği olarak algılanır ama bu mesele tamamen hevesinin olmamasıyla alakalıdır. Güzel bir kadın Aylak Adam’a kaybettiği hevesi geri kazandırabilecek olsa da Yusuf Bey’in de dediği gibi;
“Gerçekten sevişen iki insanın evlendiğini hiç gördünüz mü?” kaan.bosnak@gmail.com