Küçük Müzikler
Osman Kaytazoğlu
Afrika’ya gidemediğinden elindeki süper model fotoğraf makinası ve telefoto lenslerle evde kedi, dışarıda köpek falan çekiyor. Jenerik fotoğraflar satan sitelerdeki stoklara kafa tutarcasına geniş açı lensle makro çalışmalar, fish eye objektifle de bilgisayarın harddiskine farklı noktalardan flash vurdurarak ilginç kareler elde etme peşinde. Geçmişine baktığımızda Eugene Smith’le pek ortak noktaları görünmüyor ama ortadan ikiye yarılmış bir macera onunki… Para sıçan bir kariyer, “çek düğmesine” basmak sifonu çekmekle aynı şey onun için. Vizörden baktığında diyaframın odak merkezi bir vakum ya da ortasından tutulup toplanan masa örtüsü gibi hayatı ayağının altından çekip alıyor.
(Bir çocuk önde kollarını çitin üstüne koymuş kafası yana yatık, arkada kağnının üstünde yine sümüklerim burunlarının kenarında kuruyup tozla birlikte küçük kara topçuklara dönmüş iki oğlan çocuğu. Manzara bu… Ah!)
- Nerde çektin?
- Hatay’da… Geçen yaz fotoğrafçı grubumuzla bir gezi düzenlemiştik.
- Hatay’a anagramik takla attırınca ortaya Hayat çıkıyor zati. Fotoşop var bunda yalnız.
- Nolmuş? Herkes kullanıyor.
- Doğru ya trekingcilerin ayağına poşet giyip dağa çıkması gibi. Ama siz bu treking ve fotoğrafçılık manyakları dünyayı karış karış gezip hâlâ daha huzurlu ölemeyen tiplersiniz. Toprağa gömülürken tabut tepen zavallı “hobicilik” koyunları. Peşpeşe dizilin dağa gidin. Neymiş Adrenalin? Ordaki çocuklar ne dedi acaba size? Allahın safları işi gücü bırakmış dağa çıkıyor mu dediler. Bizim köyde derlerdi? Ama köylüydüler. Bu fotoğrafı çekmek için kaç takla attığını tahmin edeyim mi?
- Al tarafı bir fotoğraf gezisi… Ne olmuş yani?
- Tahmin edeyim mi diye sordum!
- Et. Bu çocuklara geniş ekranlı cep telefonunu verdin, kurcalattın. Karşılığında da bu kurguyu onlardan çaldın. Geldin şimdi aldığın son lens kenarlarda kromatik sapma var mı diye tam boy açıp çocuğun bitli kafasının kenarlarına bakıyorsun. 2.8 sabit diyafram ama köşelerde kararma var. Mor renkimsiler güneşle birlikte daha belirgin ve rahatsız edici… Bık bık bık..
- Hayır öyle gelişmedi bir kere.
- Giriş gelişme sonuç…
Neyse sonrakine geçelim. (Soğuklarda dışarılarda ve atm kabinlerinde yatmaktan buruşturulmuş teksir kâğıdı gibi yaşlanmış sakallı bir şarapçı. Yanında uslu ve yemeği yeni yedirilmiş bir köpek. Bu fotoğrafçı bozuntusu bellki bu garibime bir malboro vermiş. Keyifle tüttürüyor. Bizim bozuntu da onun keyfini vizörün içinde zipleyip şimdi karşımda açıyor. Gerinerek. Gerinerek. Geri kafalı olduğunu suratına haykırasım var ama neyse ki seslendiren Oğuz Hak-severely Damaged.)
- Bu cilalı tembellik manzarası nedir ya?
- İstiklal’de arka sokaklardan bir kesit.
- Kesit mi? Kesit dikdörtgenler prizmasında olur. Ama bunlar da zevkten dört köşe olduklarına göre… Anlaşıldı. Kesit deyince yine yanlış bir şey aklıma geldi. Televizyonlarda kıytırık promosyon ürünleri tanıtan ve tele-yarışmacı yüklü miktar para dolu kutusunu açtırmasın diye dikkat dağıtan koca memeli kadınlar var ya.
- ?
- Çift yatay çizgi dümesine bas. O zaman iki basamaklı kanallara ve bu kadınlara daha rahat ulaşırsın. Misal, 23 için önce - - /- tuşuna ardından 2 ve 3 rakamlarına basıyorsun. Bu da benim kesitim.
kaytaz@gmail.com