Türkiye’nin Timothy Leary’si Asit Orhan


Murat Beşer
Altında spor arabası, canti tarzı, önü iliklenmemiş parlak ceketinin arasından fırlamış hafif göbeği, üstü dökük arkası uzun ve arkadan bağlanmış kır uzun saçları, her daim kızarık bakımlı cildi ve siyah güneş gözlükleriyle mafya lideri gibi bir görüntüsü vardı Orhan Atasoy’un. Lakapları arasında en bilinenleri Asit Orhan, Mafya Orhan ve Ayı Orhan idi.
Her şeyden evvel iyi bir gitarcı ve müzisyendi. Akademinin heykel bölümünden mezun olduğu için özellikle ağaç restorasyonu konusunda bir uzmandı ve gitarını kendisi yapmıştı. Sadece gitarı mı? Bir sabah müezzinin sesini beğenmediği için ateş ederek evinin karşısındaki minarenin hoparlörünü patlattığı uzun menzilli tüfeği de kendi elleriyle yapmıştı, bu kaçık herif.
 
Memlekette saykodelik müziğin en tehlikeli öncülerinden biri olan Asit Orhan, Türkiye’nin Timothy Leary’si olarak kabul görmüştü. Girdiği her ortamda kendisini sevdirmesini bilen, motosiklet tutkunu, şeytan tüylü bir adamdı.
 
Ankara’dan çıkıp gelen yakın dostu ve tıpkı kendisi gibi lider karakterli bir tip olan Oksijen topluluğunun klavyecisi Tezer ile birlikte bir kuşağın insanlarına yol yordam göstermişti Asit Orhan. Orijinal bir ekol insanıydı etrafında toplanan kalabalıklar için. Kimler yoktu ki bu seçilmiş çılgın kalabalıkta. Fuat Güner, Mazhar Alanson, Özkan Uğur, Taner Öngür, Mehmet Ali Erbil, Ferhan Şensoy gibi bir çok isim, yarının müziği ve sanatında önemli roller oynayacaktı. Bu ikili, etrafında oluşturdukları seçilmiş kalabalıkla ilk asit-hippi kuşağının oluşumunda önemli bir role sahipti.
Taner Öngür’ün 10 yıl aradan sonra Almanya’dan Türkiye’ye döndüğü 1991 yılının son günlerine rastlamıştı “Yanmışız” albümünün kaydı. Öngür, ayağının tozuyla Fuat Güner’in Turgut Berkes ile ortağı olduğu FT Stüdyo’da tonmaystırlığa başlamıştı. O sıralar bir dizi yapımcılık teşebbüsünde bulunan Fuat, Orhan’a “gir kaydet oğlum işte, bak stüdyo aşağıda,” diyerek, ite kaka albüme sokmuştu. Orhan’da kolları sıvamadan evvel bu işlerde güvendiği, hayatta da sürekli koruduğu kolladığı Kerim Çaplı’yı getirmişti yanında. Yanı sıra da İskender Paydaş, Fahir Atakoğlu, Volkan Başaran, Turgut Berkes albüme muthelif katkılarda bulunacaklardı.
 
Orhan bir yandan paf-küf işlerini büyük bir titizlikle organize ediyor; bir yandan da şarkılar için küçük kağıtlara notlar düşüyordu. Sonra bu kağıtlara Kerim tarafından el konularak, aranjelere son şekli veriliyordu. Kerim çıkardığı işlerle tüm stüdyo müdavimlerine küçük dillerini yutturuyor, mütevazı ve hırpani görüntüsünün altında büyük bir yetenek saklıyordu. Davul kadar klavye, bas ve gitar çalıyor, harika MIDI programlar yazıyordu. Orhan ise kalan zamanlarda stüdyoya girerek şarkıları söylüyor, solo gitarları çalıyordu.
 
Zamanın nasıl geçtiğini anlamamışlardı sis duman arasında. Geceli gündüzlü 15 günlük deli bir mesainin ürünü olarak, zamanında sadece kaset formatında çıkmıştı albüm; Fuat’ın aralarında China Band’in de bulundu bir serinin içinde.
Kayıtlar esnasında Orhan’ın utana sıkıla bahsettiği bir bahis vardı: “Ya, bir şarkı yazdım, ama berbat bir şey. Tam piyasa işi, damardan duygusal gaz yani sizin anlayacağınız. Bu millet ancak bundan anlar. Adı Gemiler,” diyerek söyleniyordu. Müziği Ercüment Vural tarafından yapılan, “Allahın belası şarkı” diye küfür kafir, istemeye istemeye çalıp söylediği “Gemiler”, bir yandan Orhan’ın kendi kendisiyle de dalga geçiyor olmasının hasılatıyken, öte yandan o yıllarda hızını arttıran pop fırtınasının arasında kaybolup giymiş, yıllar sonra ticari yorumlarıyla bir bayrak gibi dalgalanmıştı.
 
Şarkıya Umur Turagay tarafından Karaköy rıhtımında çekilen, içinde orospular ve pezevenklerin, geyler ve lezbiyenlerin, transseksüeller ve gemicilerin, sokak müzisyenleri ve motorcuların, sabıkalıların ve serserilerin, sirk yıldızları ve porno emekçilerinin, sapkın ve düşkünlerin, jigolo ve zamparaların resmi geçit yaptığı klip, memleketin ilk tek plan-sekans klibi olma özelliği taşıyacaktı.
 
Albümün bitiminden hemen birkaç hafta sonra, Orhan’ın Ortaköy’de narkotik bir münasebetsizlik nedeniyle yakalanarak kodese tıkıldığı haberini aldılar. İçerde kaldığı 3 – 4 ay içinde morali bozulmuş ve ilk fırsatta memleketi terk etme kararı almıştı. Tahliyesinin ardından bir yıla kalmadan Amerika’ya göçtü Orhan, büyük bir kızgınlık ve hayal kırıklığı içinde. Zaten çıkardığı albüme de beklenen ilgi gösterilmemişti.
 
Orhan şimdi altmışlı yılların ilk basamaklarında, meçhul bir eyaletin kıyısında bir teknede yaşıyor. Arada bir memleket hasreti çekmiyor değil, ama bunu eski dostlarını telefonla da olsa yoklayarak gidermeye çalışıyor. Ne zaman eski günlerine, dostlarına dönmeyi düşünse, kodes günlerinden kesilmiş ve faturası halen ödenmemiş o ufak cezayı düşünerek denizin sonsuz ufkuna bakıyor, sigarasından çektiği derin nefesle avunuyor.
Biz ise onu “Yanmışız” albümüne “Yorgunum” ve “Gamsız” adlı iki bonus şarkı eklenerek, “Orhan Atasoy 1980 – 2001” adıyla, Kalan Müzik tarafından basılması münasebetiyle yeniden özlemle anma ihtiyacı hissettik. Anarken, bir dolu uğursuz popçunun, kadın kuaförü kılıklı rakçının, kadın avcısı alkolik şarkıcının, yanlarında fino gibi gezdirdikleri medyatik şakşakçının ziyadesinden öte ürediği bir dünyada, eksikliğini her geçen gün daha fazla çektiğimizi fark ettik.
 

Not: Bu satırların yazarı, bu yazı için Taner Öngür’ün sohbetler arasına sıkıştırılmış hatıralarını kendine kaynak edinmiştir. 

muratbeser@muratbeser.com