Öteki*


Gamze Polatoğlu
Sevgili Öteki ;
Kendi halinde bi kelime olarak bile pek de o kadar sempatik değilsin, üzgünüm. Bir de üstüne okuyup edince iyice bi uzaksın hiç kusura kalma. Gelgelelim kendimi gerçekleştirebilmem için varlığının zorunluğu olduğu da pek çok güvenilir kaynakça üstüne basıla basıla, yetmeyip altı çizile çizile, gözüme gözüme sokulmuş durumda. Al sana bi örnek vereyim de kınalar yak, ne demiş Zizek “Ötekinin benim ne olduğum hakkındaki düşüncesi, benim en mahrem özkimliğimin yüreğine kazınır”. Umarım ben de birilerinin “öteki”siyimdir, bu ne kudret yahu demekten kendimi almakta zorlanıyorum. Görünen o ki kaçış da yok senden, e bu durumda elden “haydi kardaşlar gelin “öteki”mizi sevelim, sevilelim” demekten başkaca da pek bi şey gelmiyor.

Çok şükür benliğimi senin üzerinden kurduğumu hiç acımadan yüzüme vuran, senin üzerine çılgınca kafa patlatmış kişiler bir de minik açık kapı bırakmışlar, ki o da senin de tamamlanmamış olduğun ve bu eksiğin senin varoluşuna ilişkin olduğu. Yani şekerim benim gariban bir özne olarak ötekim de, senin en baba halin Büyük Öteki de eksik işte, eksiiiiiiik. Hadi beni geç, ben yarın birini, öbür gün bi başkasını ötekileştiririm, hepsine de bi yolunu bulur güzelcene bok atarım ve bu kendimi kurtarmak için bulduğum gedikler bi şekilde illa doldurulabilir ve fakat Büyük Öteki de eksik diyorum sana yahu. Bunda bu kadar şaşıracak bi şey yok, her ne kadar Büyük Öteki eksiği gizli tutularak kurulsa da, gerçeğin simgeselleştirmeye direnmesi sayesinde o da o hepimizin arzuladığı şeye sahip değil. Yani bugün benim “oradan kendime bakarak kendimi olmak istediğim gibi gördüğüm konum” eksik olduktan sonra sen neriye şahane oluyosun? Çok da insaflı bir eksik ayrıca kendisi, bozulmaya lüzum yok. O eksik sayesinde radikal bi biçimde yabancılaşmıyoruz birbirimize, bi de tabi bana nefes alıcak yer kalıyo. Hem taaaa anam beni sütten kestiğinde ilk olaraktan babam kılığında karşıma dikiliyosun, bi de hepten bütün ve tam olup onu da burnumdan getirmenin manası yok.

Bu halinle seni sevebilirim, yetinmem bağrıma da basarım ama o bakışlarını üstümden çekicen bi zahmet. Gerçi en çok bakışta kendini buluyosun sen de, o zaman şöyle anlaşalım; arada bir bakışalım, öyle uzaklardan seyretme, iki satır delikanlı ol. Gel şu büyük kısmından vazgeç hiç diyilse sadece öteki ol, tahakküm ilişkisi kurma benle yok efendim baba, devlet, tanrı öyle koca koca dikilme karşıma, simgesel düzenin bütünlüğünü temsil etmek de neymiş, biraz daha eşitlikçi bi konumda anlaşalım, ikimiz de kendimizi daha fazla zorlamayalım diyeceğim… ama yanaşmayacaksın bu çözüme biliyorum. Toplumsal düzenin devamlılığı için lazımsın çünkü. Şımarma ama emi. Bu kadar bahsettik diye yanlış anlaşılma olmasın aman bakışından kaçayım, dur biraz da kıskanayım diye geçmiyo ömrüm. Öyle arada bir geliyosun aklıma sonra gidiyosun. Oralarda bi yerlerde duruyosun işte, ben de buralarda bi yerlerde kendimce yaşayıııp, gidiyorum.

Haydi kal sağlıcakla naapalım…
 

 

1 Başkaca kavramlarla hiç boğuşmadan Lacan’ın Freud’u temel alıp geliştirdiği Zizek’in daha da eğlenceli hale getirdiği “Öteki” en kısasından, öznenin oluşumu, bebeğin kültürel bir özne olabilmesi için vazgeçilmezdir. Çocuk kendisini annesiyle bir bütün olarak algılar ve fakat kendisini nesneler dünyasının bir parçası olarak gördüğü bu dönem ayna evresiyle yani “ben”i algılamasıyla sonra erer. Ayna evresinde çocuk kendini öteki olarak görür ki bu ilk öteki “küçük öteki”dir. Daha sonra başka küçük ötekiler de algılayan çocuk kendini eksiksiz olarak kurabilmek, önceki gibi annesiyle bütünleşmek istemine sahiptir. Baba, anne bedenini yasaklayan yasayı taşır, Baba’nın Yasası’nı yani annesinin bedeninin onun için sonsuza kadar yasak olduğunu algılayan çocuk için Büyük Öteki’nin ilk temsilcisi böylece baba olur. “Büyük Öteki” simgesel sistemin kendisidir.
 

info@kargamecmua.org