Müstehcen


Ozan Durmaz
KargART salonunda mayıs ayı konuğu “Müstehcen” Sergisi. Koordinatörlüğünü Rafet Arslan’ın yaptığı sergiye; Zeynep Özkazanç, Bob Achtor / aka: E.C.A, Ferzan Aktaş, Dilan Bozyel, Cins, Burak Cirik, Şenol Erdoğan, Fantom, İnci Furni, Kerem Kamil Koç, OnstOn, Juan Carlos Otano / Grupo Surrealista del Rio de la Plata, Gamze Özer, Zeynep Özkazanç / İlmek Sultan, Bay Perşembe, Alper Tekgüler & Süyümbike Güvenç, Hüseyin Uğur / Hayali katılıyor. “Müstehcen” için aşağıdaki yazıyı Ozan Durmaz kaleme aldı.
 
Müstehcenin tarihi karadır.
 
Bir belediye seçiminden hemen sonra kaldırılır ya şehir merkezindeki aşk heykeli... Ya da parklarda kurşunlanır öpüşen sevgililer. Namuslu gözlerimizi öldürürler. Kavuşmak hükümet onayıyla, sevişmek namaz sonrasındadır. Belgelere yazılan adlarımızın dibine vurulan her mühürdür müstehcen. Taşlayarak inlettikleri bedenlerimizde; her gün nefs, her gece hapistir... Kapkaradır müstehcen!
Adı bize biçilen her günaha yazılır...
 
Şehrin programatik sokaklarında, mağaza vitrinlerinde, market rafları arasında; yani güpegündüz, yani normalleştirilmiş olarak, darağaçlarında sallanır gibi sallanmaktadır artık ruhlarımız; düşkündür, huysuzdur, arsızdır. Bu rutin sokakları içlerinde dolaşamayalım diye yaptılar, bu tatsız binaları içinde yaşayamayalım diye. Bu daracık yataklar hücredir, bu adaletsiz yasaklar hakarettir, küfürdür, onursuzluktur. Duvarları giyinen, rasyonelleşerek düşünemeyen, hissedemeyen, öpüşemeyen ve sevişemeyen, yaşadığı idda edilen bu imge, kokuşmuş bir saltanat fermanıdır. Bitmez, tükenmez, döner döner dolanır zahiri bilincinde toplumun. Ki bu senin bacaklarındır, benim omuzlarımdır, hepimizin bulanıp duran akıllarıdır...
Hatırlamalıyız, alnımıza kara çalan,
ya kadı kalemidir ya imam nefesidir.
Silah zoruyladır ve namussuzcadır.
 
Oysa hatırlarsın, hatırlamalısın...
 
Çünkü “Gül benizli sevgilinin titreyen göğüslerini öpmeden doya doya...1 şurdan şuraya gitmem diyen ayaklarıyla, onlar isyancıydılar, kurşuna dizildiler, asıldılar ve hücrelerde çürütüldüler...
 
Hatırlamalısın, bir kaç baharın güneşini görmüştü İspanyol bacakların. Ölçüleri karıştıralı her şey 36'ya 39. Bir komünü kalçandan sıyırmıştım 68'de. Paris barikatlarında öpüşmeyi öğreniyordu çıplak çocuklar. Atina sokaklarına gaz, Batı Almanya'ya parmaklık yağıyordu. Bir cephede yani, bir duvarsız işgal evinde, dört duvar arasında değil, üzerimize kazınmışlık değildir bahsettiğim... Sıkılınca sevişmek gibi değil, bombalar altında öpüşmek gibi. Yani yanarak ve tutuşarak, kendimizi birşeylerin ortasında patlatır, gövdelerimizi şarapla yıkar gibi. Sürerek tenlerimizde ellerimizi, bedeni işler gibi. Koklayarak kollarımızı, boynumuzu ve narin bileklerimizi, omuzlarımızdan tüm kefen kılıklı apoletleri söker gibi... Anlamalıyız artık, acılarımızda doğrulup gerinmeliyiz. Çünkü günün şiirini göğsümüze, şarkısını dudaklarımza yazan, resminini alnımıza çizen bu müstehcen, artık onların değil bizimdir.
 
Şimdi Sade'ın Lacoste'taki kalesi turistik bir gezidir sadece. Ve seks kitapları pazarlıyor kelli felli adamlar. Dönen oyunun tek tarafı bizsek, bu müstehcen bizimdir. Zira, biliyorsunuz; “yoksuluz gecelerimiz çok kısa, dörtnala sevişmek lazım.2 Uykusuz gecelerimizi neşelendirebilriz ağaçlar altında ve ışıklarla oynaşabilmeliyiz sokaklarda. Bu meydanları tenimiz doldursun, arka sokaklara, beri mahallelere bir şiir yazıyorum, bir resim çiziyoruz, bir müziğin notalarını dolduruyoruz şimdi.
 
Uzanıp yatıvermiş, sere serpe;
Entarisi sıyrılmış hafiften;
Kolunu kaldırmış, koltuğu görünüyor;
Bir eliyle de göğsünü tutmuş.
İçinde kötülüğü yok, biliyorum;
Yok, benim de yok ama...
Olmaz ki!
Böyle de yatılmaz ki!”
3
 
Buraya böylece, boylu boyunca yatıyoruz. Hepimiz çıplağız, hepimiz azgınız.
Gelin katılın, bu çağrı dilinizdir, elinizdir. Çırptırılmaya alıştırılmış ellerinizi, yüreğinize koyup huzura kavuşturacak, bu dingin, bu silahlı, bu cesur...
 
Hatırlamalıyız kendimizden,
bu ant bizimdir, müstehcenindir...
 
  1. Orhan Kotan, Gururla Bakıyorum Dünyaya.
  2. Cemal Süreya, San.
  3. Orhan Veli, Sere Serpe.
Müstehcen:
Müstehcen olmanın karakteri veya niteliği; bir edim, bir ifade veya bir öğenin genel ahlakı, kendi uygunsuzluğu ve hayasızlığı ile bozma eğilimi.
 
Hayal:
Resmi sözlükte adı geçmeyen.
 
Müstehcen:
Hayal
 
Hayal:
Gündelik yaşamın totaliter süregelişinin tektürleştiriciliğini bir edim, bir ifade veya bir öğe ile bozmak.
 
Hayal:
Müstehcen isyancı hareket.
 
Hareket:
MÜSTEHCEN”
Müstehcen sergisi; sistemin ürettiği sansürcü, ötekileştirici, ayrılıkçı; müstehcen söylemi ile Gerçek’in çıplak müstehcen gözü arasındaki farkın altını çizmeye çalışıyor. Ebu Gureyb Hapishanesi’nden tüm dünyaya yayılan snuff filmvari görüntüleri deşmeden bir müstehcen algısına varmamız zordur.
 
Ceza yasasına göre müstehcen “halkın ar ve hayâ duygularını inciten veya cinsî arzuları tahrik ve istismar eden, genel ahlâka aykırı” eserlerdir. Bu tanımla kamu ister istemez müstehcende erotik olan ile politik olanı yan yana getirir.
Bu açıdan Müstehcen Sergisi, politik olanın pornografik olan ile kesişme noktasında oluşan delikte boy veriyor. Yeni algı, beden, medya formlarını kuşanıp; yeni tahayyüller büyütmek için…
 
Müstehcen
15 – 31 Mayıs, 2009
* Sergi Açılış, 15 Mayıs Cuma, Saat: 20:00
* Sergi 16 Mayıs Cumartesi günü kapalıdır.
* Sergi Pazartesi hariç her gün 13:00- 20:00 arası gezilebilir.
info@kargamecmua.org