CAMIN ARDINDAKİ DAHİLER – 6


Utkan Çınar

Bu ayki prodüktörümüz 1000’den fazla albüme ses teknisyenliği ve prodüktörlük yapmış, Grunge’dan Alt. Country’e, Punk’tan Indie’ye oldukça geniş bir yelpazede çok önemli ismler çalışmış bir Amerikalı. Ayrıca deyim yerindeyse müzik endüstrisinin en “delikanlı” ve muhalif isimlerinden biri…

 

Steve Albini
 
Albini’nin adını ilk kez 1993’te, Nirvana’nın In Utero albümünü kayıtları sırasında duymuştum. Gezegenin en gözde grubunun belki en zor albümünü yapmaya soyunmuştu. Nevermind sonrası herkesin merak ettiği devam işini üstlenmek çok cesurcaydı. Kayıt süreci ne kadar olumlu geçse de sonrasında şirketin ve gereksiz insanların devreye girmesiyle tatlar kaçmış, Albini iflas noktasına gelmişti. Grup ne kadar sonuçtan memnun olsa da zorlamalarla bir kaç şarkıyla master’da oynanmış, vokal ise 3 desibel arttırılmıştı (kabul edelim bu kadar yüksek beklentisi olan bir albüm için gene de vokaller çok kısıktır). Sonuçta kanımca In Utero Cobain’in de dediği gibi hiç bir zaman 2. bir Nevermind olmadı. Güzel de oldu. Maalesef devamını izleyemedik.
Aslında bu giriş Steve Albini’nin plak endüstrisindeki “arıza” (sapına kadar olumlu anlamada) konumunu güzel örnekler. Çoğu albümde olduğu gibi In Utero’ya da ismini yazdırmamış, teliflerden kazanabileceği 500 bin dolardan fazla parayı elinin tersiyle itmiştir. Neden mi? Çünkü bu “sanatçıya hakarettir”.
 
Klasik formatımıza geri dönelim. Steve Albini çocukluğunu Montana’da geçirmiş ve kırık ayağının iyileşmesini beklerken bas gitar öğrenmeye başlayarak müziğe ilk adımını atmış (işe basla başlayanlara sempatimiz sonsuzdur). ‘70’li yılların sonuna denk düşen bu dönem her normal genç gibi gönlünü punk’a kaptırmış ve rivayete göre Ramones’un çıkmış tüm plaklarını edinmiştir.
 
1982’de ilk gurubu Big Black’i kurar, ki üyelerinden Dave Riley de uzun zaman George Clinton’ın Funkadelic-Parliament kayıtlarında yer almış bir funk sevdalısıdır. 5 yıllık aktivite, Albini’nin çömezlik döneminde müzisyen-prodüktör-teknisyen ilişkilerine objektif açılardan bakmasını sağlar. 1987’de ise uzun mixer başı yürüyüşü Slint’in Tweez albümü ile başlar. Tabii ki sonrasında çalıştığı 1000 civarı albümü buraya yazmak imkânsız. O yüzden toplumsal hafızamızda yer etmişlerle yetineceğiz.
Aynı yıl genelde Pixies en iyi albümü olarak görülen Surfer Rosa’ya el atar (Evet, Where is My Mind’lı albüm). Sadece 25 yaşındadır. 2 yıl sonra ise bu sefer Pussy Galore ve Dial M for Motherfucker takdirleri kazanır. Breeders debütü Pod ve The Wedding Present’ın Seamonsters’ı In Utero’ya giden dönemde akılda kalan işleri oldu. Tabii bu yıllar içinde bazı gruplar var ki genelde Albini dışında bir isme yüz vermediklerini söyleyebiliriz. The Jesus Lizard, Silkworm, Jon Spencer Blues Explosion; ‘90’larda Palace Music ve Will Oldham, Robbie Fulks; 2000’lerde ise Scout Niblett, Cinerama gibi gruplar bunlara dahil.
İn Utero ile tanınınırlık yakalayan Albini aynı dönem PJ Harvey’nin 2. albümü Rid of Me’ye de imza atar. Ayrıca dönemin kanımca en iyi toplaması Beavis and Butthead Experience’da da imzası vardır. Genelde portfolyosu Amerikan derin-indie ortamına yakın dursa da ‘90’ların en iyi İngliz albümlerinden biri olarak görülen The Auteurs’ün After Murder Park’ına da dokunur. Yetmez bir Bush’un Razorblade Suitcase’i vardır sırada. Hemen Yeni Kıta’ya döner bu Smog ve Guided By Voices’a el atar. Dediğim gibi teker teker saymak mümkün değil.
2000’lere girerken Silver Apples, Dirty Three, Shannon Wright gibi ismlerle çalışır. Yenyüzyılda ise Songs: Ohia’nın Magnolia Electric Co.’su ve asıl Joanna Newsom’un harika albümü Ys’de çalışır. Son on yıldaki en iyi işlerinden biridir bence bu arpçı kızın albümü. Geçtiğimiz yıl The Breeders’ın geri dönüş albümden sonra ise bu yıl yolu tekrar adaya düştü Albini’nin. Önce Manic Street Preachers’ın Richey Edwards sözlü yeni albümü ve önmümzdeki aylarda yeni Jarvis Cocker albümünde yer alacak.
Bu kadar işin arasında kendi grubu Shellac’la da müzisyenlik kariyerine devam etmekte. Ayrıca Electric Audio isimli Chicago merkezli stüdyosu da herkese açık (Sitesine girip bir hesap yaptığınızda yaklaşık 10 bin dolara bir haftalık kayıt yapabiliyorsunuz. Tabii ki teknisyeniniz Albini olarak. Pek fena değil ha?).
 
Baştaki arızalarına gelince. Albini aslen prodüktörlerden hoşlanmıyor. Müzik endüstrisinde müzisyenlerin tamamen yolunduğu (ki bunla ilgili harika hesaplamaları var; sonuçta normal maaşlı bir masabaşı işi daha az yorucu ve daha karlı gözüküyor), kayıt döneminde prodüktör ve şirket yetkililerinin müzisyenleri salak yetenek sürüsü olarak gördüğü ve kontrolü tamamen ellerinde tuttuğunu anlatıyor konuşmalarında. Muhalifliği ve işleri ortadayken bu güzel adam son yirmi yılın bağımsız müziğine damga vuran kahramanlarından biri olarak yazılmalı tarihe.
 
khgv@hotmail.com