F: Home / Ursula Meier / 2008
28. İstanbul Film Festivali'ndeki "problemli aile" filmlerinin en çarpıcısı, belgesel kökenli Meier'in yönettiği, Isabella Huppert'lı Home filmiydi. Yuva adıyla gösterilen yapım, kentin uzağında, komünal hayatı çağrıştıran özgür bir yaşam kurmayı deneyen kalabalık bir aileyi anlatıyordu. Gürültülü kalabalıktan uzakta, sessiz bir hayat süren ailenin büyükleri tüketim kültüründen uzak, çıplaklığı kutsayan yaklaşımıyla asi zamanların ruhunu devam ettiriyordu. Derken bir gün evin hemen yanındaki "kayıp otoban" kullanıma açılır; hızlı arabalar öldürücüdür, yavaş arabalar ise meraklı ve tacizci. Ve en sonunda arabalar ailenin aykırı bütünlüğünü tehdit etmeye başlar. Tek bir seçenek kalmıştır, "kutsal evi" arabalardan koparacak büyük bir mezara dönüştürmek ve dış dünyayla tüm bağları koparmak.
Bu hız düşmanı, mükemmel film, alternatif yaşam denemelerinin açmazlarını ortaya koyan bir "başarısız ütopya" filmi aynı zamanda.
M: Fever Ray / Fever Ray / 2009

The Knife'dan Karin Dreijer Andersson'un Fever Ray adı altında gerçekleştirdiği Fever Ray albümünü incelemeye albümün kapağından başlamak en doğrusu galiba. Albümün kapağındaki kar gözlüklü tuhaf kadının çizeri, çizgi roman dünyasının karanlıklar prensi Charles Burns'den başkası değil. Black Hole isimli bol ödüllü serisinde gençlerin 70'li yıllardaki cinsel özgürlük merakını ve bunun açtığı kuşak çatışmasını, bedensel dönüşüm geçiren ve toplumun kıyısına sığınan gençlerle anlatan Charles Burns'den bahsediyoruz. Burns'ün karanlık bir gecede, egzotik ağaçları ve kulübeleri resmin merkezine yerleştirmesi boşuna değil. Fever Ray'in müziği oldukça karanlık; fakat bu karanlığı zenginleştiren, egzotik adaların müziğini çağrıştıran bazı sesler de eksik değil. Vokaller ise hayatın anlamını gotik sanatlarda bulmuş, karanlıkta gözlük takan bir gencin sesini çağrıştıyor.
F: Pontypool / Bruce McDonald / 2008

Festival perdesinde bir kez daha hayran olduğumuz Let the Right One in, ne kadar vampir filmiyse, Kanadalı sineması Bruce McDonald'ın Pontypool'u da o kadar zombi filmidir. Aslında görünüşte her şey Romero'cu bir zombi filmi gibi gözüküyor. Bir radyo istasyonu çalışanları, dışarıdaki garip bir virüsün insanları dönüştürdüğünü fark ediyor ve bazı açılardan zombileri anımsatan bu grubun saldırısıyla karşı karşıya kalıyorlar. Üstelik Romero göndermeleri sadece, kapana kısılma durumuyla da sınırlı değil, finalde de şık (ve politik) bir bağlantı kuruluyor. Öte yandan, Tony Burgess'ın romanından uyarlanan bu film Charlie Kaufman tarafından yazılmış bir zombi filmi gibi. Filmde ingilizcedeki bazı virüslü sözcükler, kullananları paralize ederek yaşayan ölüye dönüştürüyor. Kurtuluş için sözcüklerin anlamını değiştirmek veya ingilizceden uzaklaşmak gerekiyor. Kanadalı sinemacı hayata ingilizceden bakmanın tehlikelerine karşı uyarıyor bizi. Anlayan anladı!
M: Archive Vol. 5 / B12 / 2009

Akıllı dans müziğinin kozmik ikilisi B12, kendi plak şirketlerinden çıkan albümleri ilk defa CD formatında meraklısına sunmaya başladı. Toplam yedi bölümden oluşması beklenen arşivin beşincisi ise mart ayında çıktı. Albümde Redcell adı altında yapılan kayıtlar, iki B12 bestesi ile birlikte sunulmuş. Redcell'in IDM ile electro arasındaki müziği, 90'lar ambient tekno çağının sıkı örneklerini hatırlatıyor. Özellikle Soundtrack Of Fear, fütüristik B12 projelerinin bir özeti niteliğinde. Diğer CD ise Stasis kayıtlarından oluşuyor. Steve Pickton'ın kullandığı isimlerden biri olan Statis, melankolik funky/tekno meraklıları için büyük bir keşif olacaktır. Henüz arşivin son iki bölümü çıkmamış olsa da, şimdilik beş numarayı zirveye yerleştirebiliriz. Tekno'nun altın çağını özleyenlere...
F: Tokyo Sonata / Kiyoshi Kurosawa / 2008

Korku türündeki yaratıcı buluşlarıyla Hollywood'un bile dikkatini çeken ve remake modasına da ayak uyduran Kiyoshi Kurosawa'nın İstanbul Film Festivali'nin en dokunaklı filmlerinden birine imza atacağına söyleseler, inanmazdık. Gördük, ikna olduk. Mali kriz sonrası elinde şık çantasıyla gezinen takım elbiseli işsizler ordusu ve onların iş arama seansları arasında, bedava yemek kuyruklarına giriyor olması, Kurosawa'ya ilham vermiş. İşsizlik probleminin varlıklı sayılabilecek bir aile üzerindeki etkilerini anlatırken, babanın despotluğunun yol açtığı problemleri de sergileyen, gelenekle bağlarını yitirmiş, sistem karşısında güçsüz kalmış modern Japon ailesinin çöküşü üzerine unutulmaz bir çalışma. Finaldeki dağılma ve bireysel çıkışların aile ruhuna yarayıp yaramayacağı ise, izleyicinin yorumuna kalıyor.
M: A Psychedelic Guide To Monsterism Island / 2009
Canavar düşkünü sanatçı Pete Fowler, hayali adasını kültürel anlamda zenginleştirmeye devam ediyor. Çalışmalarını Monsterism.net adresinden takip edebileceğiniz Fowler, hazırladığı karışık albümlerle bu düşsel adanın sesini/müziğini oluşturmaya da devam ediyor. Belbury Poly, Jonny Trunk, Luke Vibert gibi dünün müziğinin izini süren arşivci-müzisyenlerin öncülüğünü yaptığı bir grup hayalperestten şarkılar alınmış. Egzotik doğa sesleri, retro masallar, tozlu melodiler gibi, library düşkünlerinin ağzını sulandıracak parçalar mevcut. Pete Fowler bir röportajında, adanın müziklerini kullanacağı animasyon bir film tasarladığını açıklamış. Orijinal The Wicker Man filmi olmayan bir arşivin eksik olduğunu düşünüyorsanız, A Psychedelic Guide To Monsterism Island sizin için iyi bir hediye olabilir.