Gaiman’ın Rüyaları


Aylin Ünal
İngiliz, fantastik edebiyat yazarı Neil Gaiman, 2008’de Graveyard Book ile dikkatleri çekmişken, Caroline isimli çalışmasının filme alınmasıyla yeniden ilgiyi üstüne topladı. Gaiman’ın 2002 yılında Harper Collins tarafından yayınlanan; Hugo En İyi Roman Ödülü’nü alan ve küçük bir kızın olağanüstü hikâyelerini anlatan kitabı Caroline, Henry Selick tarafından animasyon filmi olarak beyaz perdeye uyarlandı. Caroline animasyonu, üç boyutlu sinema salonlarında gösterilmek üzere, dual dijital kamera donanımıyla tereoskopik olarak çekilen ilk stop-motion film olma özelliğini taşıyor. Animasyon, mayıs ayında ülkemizdeki sinemalarda da gösterime giriyor. Mayıs ayı Neil Gaiman olacak. Biz de bunu fırsat bilip; ünlü yazarın yaşamına biraz daha yakından bakalım dedik.
Bütün insanların kendilerine ait dünyaları vardır. Kişilerin ne kadar sıkıcı ya da ne kadar boş olduklarının bir önemi olmaz. Herkes, kendi içerisinde, olağanüstü, mükemmel, etkileyici dünyalara sahiptir.Tek bir dünya da değil benim bahsettiğim. Yüzlerce, hatta belki de binlerce…”
İşte bu cümlelerle tanımlıyor Neil Gaiman, hayalleri ve insanları. Kendi olağanüstü düşlerini, kağıda dökerken de içinde binlerce dünya taşıyan insanlar, onu besliyor. Onları tanıyor, onları yaşıyor; yeniden yorumluyor. Neil Gaiman’ı benzersiz kılan yegane özellik, hayalinde canlandırdıkları değil; bunları kişilere sunarken gösterdiği üstün yetenek.
 
İngiliz bilim kurgu ve fantastik edebiyat yazarı Neil Gaiman, 10 Kasım 1960 tarihinde dünyaya gelir. Baba David Bernard Gaiman, büyük babasından kalan bakkal zincirini yönetirken, anne Sheila Gaiman, eczacılık yapar. İki kız kardeşi olan Neil Gaiman, çocukluk ve gençlik yıllarında içine kapanık bir kişi olarak tanınır. Küçüklük ve gençlik yaşlarında bilim kurgu ve korku edebiyatını keşfeden Gaiman, zaman içinde fantastik yazının tam bir tutkunu olur. C. S Lewis, J.R.R Tolkien, Michael Moorcock, Ursula K. Leguin ve Lord Dunsany tanıdığı ilk yazarlar olur. Zaman ilerledikçe, korku edebiyatının en önemli isimlerinden biri olan Lovecraft da Gaiman’ın hayatına girer. Ve Lovecraft, onu tam anlamıyla büyüler. Gaiman, kendi sahip olduğu hayallerini, nasıl işleyip de başkalarıyla paylaşabileceğini okuduğu bu yazarlar sayesinde öğrenir.
 
Yalnızca okumanın yetmeyip, yazma arzusunun da yanıp tutuşmaya başladığı zamanlarda, Neil Gaiman kağıdı kalemi eline alır. Pek çok yazar gibi, yazı yazmaya önceleri gazete ve dergilerde çalışarak başlar.1980’lerin başında gazeteler için söyleşiler yapar; kitap eleştirileri yazar. İleride kendisine edebiyat dünyasının kapılarını açacak kimselerle tanışması da bu sayede olur. British Fanatsy Society, Gaiman’ın sıklıkla yazı yazıp, eleştirilerinin yayınlandığı yerler arasında bulunur.
 
Neil Gaiman’ın yazdığı ilk profesyonel kısa öykü “Featherquest” olur. Çalışma, Mayıs 1984’te Imagine Magazine’de yayımlanır. Gene aynı yıl, Gaiman’ın ilk kitabı da yayınlanır. Ghastly Beyond Belief ismini taşıyan kitapta yazar, Kim Newman ile birlikte çalışır ve Duran Duran müzik grubunun biyografisini anlatır.
1980’lerin sonunda, “Don't Panic: The Official Hitchhiker's Guide to the Galaxy Companion”, isimli öyküsü, Gaiman’a Terry Prachet ile birlikte yapacağı “Good Omens” isimli çizgi romanın kapılarını açar.Ancak, Neil Gaiman’ın kendisini çizgi roman dünyasının içine atmasının altında yatan en önemli neden, yazarın Alan Moore’a olan hayranlığında yatar.
Neil Gaiman’ın dünyaca tanınan bir yazar haline gelmesi Sandman ile olur. Bununla beraber, yazarın ilk çizgi roman denemesi Sandman’den öncesine dayanır. Fantastik Edebiyat Festivali FantasyCon’da tanıştığı çizer Alan Grant ile birlikte yaptığı iki ilginç hikâye, Gaiman’ın ilk çizgi roman denemeleri olur.
 
Gaiman, Grant için iki üçleme yazar. Bu üçlemelerden biri olan John Constantine Fridge’de ismi geçen Constantine, Alan Moore’un Swamp Thing isimli çizgi romanında adı geçen, sonrasında ise Hellbrazer’ın ana karakteri olan Constantine’den başkası olmaz. 10 sayfan oluşan “Jack in the Green” ise, ölen bir adamın hikâyesini anlatır.
İlk sayısı 1988 yılında, DC Comics tarafından yayınlanan Rüyalar Lordu Sandman, Neil Gaiman’ın asıl üne kavuşmasını sağlayan çalışma olur.
“… Sabahları uyandığınızda gözlerinizdeki çapakların sahibi Sandman’dir. Uykuya dalmadan önce gelir ve rüya görmeniz için gözlerinize büyülü kum serper. Uyanışa doğru o büyülü zerrecikler çapaklaşır…” (Rüyalar Lordu Sandman, 1. kitap; düş müziği)
Sandman’in sekiz yılı kapsayan uzun hikâyesinin kökleri, Neil Gaiman’ın çizer Dave Mckean ile tanışmasına uzanır. İkili, Borderline isimli asla yayınlanmayan ve sadece düşüncelerde kalan bir derginin toplantısında tanışır.
 
Hep birlikte dergi çıkarmak istiyorduk. Ancak bir grup insandık yalnızca ve hepimiz deneyimsizdik.Neler olacağını hiçbirimiz tam anlamıyla bilemiyorduk. Bir yerlerden serpiştirilmiş gibiydik. Dave de bu serpiştirilen insanların içindeydi,” diye anlatıyor kendisiyle yapılan bir söyleşide Neil Gaiman, Dave McKean ile tanışma hikâyesini.
Sandman, McKean ve Gaiman’ın biraraya gelmesiyle oluşur. Neil Gaiman’ın etkileyici üslubu ve McKean’in olağanüstü çizgileri biraraya gelip hayat verdikleri Sandman, DC Comics tarafından Dave McKean’in ilk çizgi roman çalışması Black Orchid’e çözüm olarak yayınlanır. Black Orchid, Dave Mckean ve Neil Gaiman’ın birlikte yaptıkları ilk çalışma olur. Black Orchid, ana karakterinin kadın olması nedeniyle, o zamanlar kadın kahramanlara hiç de alışkın olmayan çizgi roman editörlerinin tepkisini üzerine çeker. Bunun üzerine Dave ve Neil çareyi, Batman gibi, asıl karakteri erkek olan ve aylık yayınlanacak bir çizgi roman çalışmasında bulurlar. Neil Gaiman, o dönem aralarında Sandman’in de bulunuduğ pek çok öneri ile gelir. Sandman, yayıncılar tarafından sevilir.Önceleri Sandman’in Black Orchid içinde bir parça olması düşünülse de, sonradan bu fikirden vazgeçilir.
1988-1996 yılları arasında, 75 sayıdan oluşan ve toplan 10 cildi kapsyan Sandman çizgi romanları, her bölümünde okuru, hikâyenin daha da içlerine doğru sokar. Sandman’de korku fantezi ve mitoloji iç içe geçer. Okur, karanlığın ve gizemin çekici kollarında gezerken, kimi anlarda da kendisini hikâyeye öylesine kaptırır ki, karakterler sanki her an yanı başındymış gibi hisseder. Anlatılanlar her ne kadar gerçek üstü de olsa, içlerinde öyle bir bütünlük taşır ve hikâyeler kendi içlerinde dengeyi öyle başarılı kurar ki, okur gerçeklik ve rüya arasında gidip gelirken bulur kendisini. 10 cilt boyunca, hikâye hiçbir zaman aksamaz. Kahramanlar, kendilerinden hiçbir zaman ödün vermez. Bütün yazılanlar, yalnızca tek bir amaca hizmet eder: Sandman’in gizemli ve karanlık olduğu kadar da çekici olan dünyasını kurabilmek; bu dünyayı yaşatabilmek. Hiç kuşku yok ki, Neil Gaiman, bunu hakkıyla başarır.
 
Sandman çizgi romanı “A Midsummer Nights Dream” isimli öyküyle 1991 yılında Dünya Fantasitk Edebiyatı Ödülü’nü alır. Bu ödülü alan ilk ve tek çizgi roman olarak edebiyat dünyasına ismini yazdırır.
Çizgi roman denemeleriyle geçen zamandan sonra Gaiman, kendisinin asıl istediğinin bir roman yazmak olduğuna karar verir. Sandman’in içinde taşıdığı belirsiz ruh hali ve yazarın kendi deyimiyle barındırdığı “gri” ton, artık Gaiman’ın ilgisini çekmez. Gaiman daha parlak ve kesin şeyler yapmaya karar verdiğinde ise, onun için roman yazma zamanı gelir. O dönemler, anti-hırıistiyanlığın doğuşuyla ilgili kısa bir araştırma yazısı yazan Gaiman, bu çalışmasını birkaç arkadaşına gösterir... Terry Pratchett, yazıyı gören kimselerden olur. Ve bir gün Prachett, Gaiman’ı arayıp, ona birlikte çalışma yapmayı önerir. Gaiman’ın ilk roman denemelerinden biri olan ve Terry Pratchett ile birlikte yazdığı Good Omens (1990) böylelikle hayat bulur. Good Omens, cadıların gelecek kehanetleri üzerine şekillenir.
Gaiman’ın BBC için yazdığı Neverwhere (1998) isimli senaryonun konusu Londra’da geçer. Londra’nın yer altı dünyasına odaklanan yazar, BBC için yazdığı bu senaryoda Richard Mayhew isimli bir iş adamının maceralarını anlatır.Mayhew, sokakta karşılaştığı genç ve yaralı bir kızı evine götürür. Ancak, kısa zaman içinde Mayhew, kendisini hiç tahmin etmediği ürkütücü maceraların içinde bulur.
BBC için yazdığı bu senaryonun ardından Stardust (1998), Gaiman’ın yazdığı diğer bir roman olur. Yazar, bu kitabında ayağı kayıp, dünyaya düşen genç bir yıldızın macerelarını anlatır. Neil Gaiman, Stardust için “her okunduğunda farklı bir yönü keşfedilecek hikaye” yorumunu yapar. Yazara göre, karakterler ancak birkaç kez okunduktan sonra çözülebilir.
Neil Gaiman’ın en önemli eserlerinden biri olan American Gods 2001 yılında yayınlanır. Mitolojiden çokça beslenen bu eserinde yazar, eski bir mahkuma ait gölgenin hikâyelerini anlatır.American Gods, Hugo, Nebula, BFSA, Dünya Fantezi Ödülü ve Bram Stoker ödüllerini alır.
Kendisini peri masalı yazarı olarak tanımlayan Neil Gaiman, yazılarında her zaman basitliği, kolay anlaşılırlığı ortaya koymaya çalışır. Hayal gücünün en karanlık kıvrımlarında saklı kalan imgeleri açığa çıkarırken bile, saflığı korumaya gayret eder. Gaiman’ın hayalindeki hiçbir zaman bir fantezi popüler romanı ya da bir kere okunup da bir kenara konulacak kitap yazmak olmaz. Defalarca, sıkılmadan ve her seferinde yeni şeylerin keşfedilebileceği bir çalışma yapmak olur Gaiman’ın rüyası. Kendisinin peri masallarını seçmesinde yatan birick neden de bu olur.
aylinaylin_1@hotmail.com