Sen Egosun, Büyük Düşün

Serkan Kafalı

"insanlardan nefret ettiğin anlamına gelmez bu, ne diye onlardan nefret edesin ki? ne diye kendinden nefret edesin ki? keşke insan türüne ait olmak, o dayanılmaz ve sağır edici gürültüyü de beraberinde getirmeseydi; keşke hayvanlar âleminden çıkıp aşılan o birkaç gülünç adımın bedeli, sözcüklerin, büyük tasarıların, büyük atılımların o dinmek bilmeyen hazımsızlığı olmasaydı! karşı karşıya getirilebilen başparmaklara, iki ayak üstünde duruşa, omuzlar üzerinde başın yarım dönüşüne fazla ağır bir bedel bu. yaşam denen bu kazan, bu fırın, bu ızgara, bu milyarlarca uyarı, kışkırtma, tembih, coşkunluk, bu bitmek bilmeyen baskı ortamı, bu sonsuz üretme, ezme, yutma, engelleri aşma, durmadan ve yeniden baştan yaratma makinesi, senin değersiz varoluşunun her gününü, her saatini yönetmek isteyen bu yumuşak dehşet."
 
"...yalnızlığın bir şey öğretmediğinden, kayıtsızlığın bir şey öğretmediğinden başka hiçbir şey öğrenmedin. bu bir aldatmacaydı, göz alıcı ve tuzaklı bir yanılsamaydı. yalnızdın, hepsi bu, ve kendini korumak istiyordun; dünyayla senin arandaki köprüler sonsuza dek atılsın istiyordun. ama sen bir hiçsin, dünya ise öyle kocaman bir sözcük ki: büyük bir şehirde başıboş dolaşmaktan, birkaç kilometre uzunluğundaki cepheler, vitrinler, parklar ve rıhtımlar boyunca yürümekten başka bir şey yapmadın hiç..."
 
un homme qui dort (uyuyan adam), Georges Perec
 
"hiçbir ego kendi gerçeğiyle baş edecek denli küçük değildir çünkü."
 
Aslı Erdoğan, Kırmızı Pelerinli Kent
 
 
Dünyayı pembe dizi atmosferiyle ya da melodramların mazlumu, melek tabiatlı insanlarıyla anlamlandırmıyorsanız, başlayalım. Her şeyden önce insan ister; egonun vahşi hayvandan öte açlığına boyun eğen her insan, çok zaman sebepsiz olsa da ister. Egonun tabiatını da, nasıl vahşi hayvan çeşitliliği coğrafyaya ve iklime göre çeşitlilik gösteriyorsa, içinde varolma imkanı bulduğu insan topluluğu belirler. Avının fazlalığı ve çeşitliliğine bağlı olarak da gürbüzleşir ya da güdük kalır. İçinde yaşadığımız zamanla da çokca ilişkili olarak metabolizması da fena halde hızlanmıştır; üçüncü sınıf canavar filmlerinin ana karakteri gibi nedensizce de avlanır. Anlamını baskın olmaktan alan bir egonun işi bugünledir. Gündelik dengelerin mahir cambazıdır. Merakı hakikate, vicdana, insana dair değerlere değil, günün gerçeklerine, görüntüye, pragmatizme yöneliktir. Ego iktidar, eskilerin yayılmacı imparatorlukları gibi nüfüz alanını genişletme peşindedir. Ego emperyalisttir çünkü. Her emperyalist gibi nasıl göründüğüne azami gayret gösterir; onu sıradan bir zorbadan ayıran en önemli detay da budur, yoksa öz olarak bir farkları yoktur. Pişkinlik ve özgüven önemlidir; onlarsız zorbalık büyük ve kutsal amaçlarla gerekçelendirilerek meşrulaştırılamaz. Ego yalnız da yapamaz; az ya da çok, gözünün içine bakan, ona sürekli hem av hem de tav olan bir çevresi yoksa, çocukların hayali arkadaşları gibi kendi hayali cemaatini yaratır zihninde; en fenası buna da yürekten inanır. Meczupluğunu adım adım inşa eder.
 
 
Ego kendinden bahsetmeden yapamaz; bazen bunu hoyrat bir kibirle, bazen de bayağı ve yapış yapış bir tevazu ile yapar. Odunu aday gösterse seçtirecekleri, aday yerine ceket koysa seçimi kazanacakları, kendisini sinirlendirenleri küçük turguta havale edenleri, ders almayıp ders verenleri çok gördük bu diyarlarda. Kibrin cisimleşmiş örneklerinin bolluğu, samimi bir mütevazılığın ve kendi halinde olmanın doğrudan eziklik sayıldığı yerlerde toraman bir egonun bu halleri şaşırtıcı değil elbette.
 
Ancak sahte bir alçakgönüllülükle maskelenmiş şişkin egolar, Levent Kırca karakterleri gibi absürt, incelikten yoksun, acıklı ve komik olabilmeyi, hepsini bünyelerinde bir arada ilginç bir biraradalıkla bulundurmayı başarabilirler. Bahsedilen şey her ne olursa olsun, onlar bunu çok önceden kitaplarında yazmışlardır, elit değil, halkın içinden gelmişlerdir, bunu her tuttuklarını şapır şupur öperek de gösterirler kendilerince, kütüphanelerce kitap okumuş, öyle böyle olmayan bir birikimi halk sevgisiyle benzersiz bir şekilde yoğurmuşlardır ancak halk onları sallamaz pek, ya da acıklı bir samimiyet ve inandırıcılık göstergesi olarak yazı başına birkaç defa “sevgili dostlar” diye yazarlar ama var olduğundan emin oldukları hayali çevreleri dışında, gerçekte pek de umursanmazlar.
 
İletişimin aracı olarak sözün değil de raconun ve simgelerin geçer akçe olduğu bir yerde şişkin bir egoya sahip olmamak yoklukla eşitlenmektir. Biat ile gübrelenen topraklarda egoların en gürbüzleri yetişir.

werelone@gmail.com