Uykusuzluk


Tayfun Polat
Gibi beter bişey yok diye düşünürken aklıma Gibraltar geldi. Sonra da Cebelitarık’ın bayrağının üzerindeki kale. Bir an Cabal Tarık’ın Tarık Dağı demek olduğunu, dolayısıyla Tarık İbni Ziya’yı hatırlasam da, konuya sadık kalmaya çalışarak Britanyalılara sövdüm. Çünkü en son gözlerim kapandığında İngiltere-Slovenya maçını seyrediyordum. Yastığa başımı koyunca bu yüzden uyuyamıyorum işte; sürekli aklıma bir şeyler geliyor.
 
8 yaşında seyretttiğim ve sadece finalini hatırladığın Dünya Kupası’nı saymazsak, 8 Dünya Kupası boyunca tuttuğum takım olan İngiltere maçında uyuyamayacağım için ayaklarımı uzattığım yerden topladım, hatta oturduğum yeri değiştirdim ve maçı bitirdim. Sonra yemek memek derken Gana-Almanya maçını da seyrettim. Ama son yarım saat tam bir eziyetti. Sürekli kapanan göz kapaklarımı açık tutmak için iki kere yüzümü yıkadım, üç sigara içtim ve ayakta durdum. Çünkü hiç ayakta uyuyamadım şimdiye kadar, devriliyorum.
 
Maç bitip eve geldiğimde mail’lerime bakayım diye bilgisayarı açtım. Ve sonra, tahmini 36 saat uykusuzluğun üzerine, az önce uyumamak için her yolu deneyen ve sadece yatması gereken biri olarak 7 saat daha uyumadım. Tahmini diyorum, çünkü uyanma süreci de belli bir zaman aldığından (ki bu örnekte 2 saat, bir o yana bir bu yana döne döne) kaç saattir uyumadığımı bilmiyorum. Böyle oluyor genellikle, bayılana kadar uyumuyor, sonra da uyanamıyorum.
 
Ben uykuyu çok severim. Eskiden uykum gelince uyuyabiliyordum. Uyuyamama durumu sonradan ortaya çıksa da, her zaman uyanamama durumu vardı. Mesela uykusuzluk rekorum nedir bilmiyorum ama bir seferinde 18,5 saat uyuduğumu biliyorum. Güzel günlerdi. Artık yaşlandım, o kadar uyuyamıyorum. En uykusuz sürenin sonunda 12 saat. Sonra zınk (“Zzz”, “ıııınh”, “nnnnh” ve “kkkh” biçiminde sesler çıkarılarak ve son harfi en uzunca okunan süreç).
 
Boş yere uyumadığım ömrümün, yarısının üçte ikisini uyumaya çalışarak geçirdim. “Uykuyu öyle seviyorum ki, uyuyamıyorum” biçimine özetlenecek son çeyrek, -kullanmaya uygun bir yer bulamadığım için pek tercih etmediğim bir sözcük olan- “gerçekten” bir eziyetti. Uyku hapı dışında her yolu denedim. Haa, sarhoş olunca uyuyorum, ama uyumak için içmek de “gerçekten” tercihim değil. Mecburen yaptığım oldu ama.
 
Oysa uyku şu hayatta başımıza gelen en güzel şey. Zamanlamanın tutturulamadığı çoğu an “Uykum var” mazereti üretildiği için sevişmeyi es geçersek; Şam fıstık gibi, füme peynir gibi, tavuk kanadı gibi, bir karınca yuvasını seyretmek gibi, saçın okşanması gibi, reggae müzik gibi, denizin üzerinde yatmak gibi bir çok şeye benzeyen, keyifli ve rahatlatıcı bir süreç. Bilimsel bir sürü açıklaması da var; beden için, beyin için de gerekli bir şeymiş diyorlar. Ama, işte, uyumadıkça kafa kalmıyor, beden de neye inat ettiğini bilemiyor.
 
Rüyalarını hiç hatırlayamayan biri olarak bazen düşünmüyorum değil, acaba REM uykusunu kendine çok görüp beyindeki dosyaları düzenlemek ya da rüya görmek yerine uyanık kaldığım için bilinçaltım mı engelliyor uyumamı? Ama sanmıyorum. Benim gibi bayıla bayıla değil, anca bayılınca uyuyan insanlar bile rüya görüyor; da, uyku, uyanma, uyanıklık süreçleri içinde heder oluyor gördükleri.
 
Demin bahsettiğim 7 saatlik ekstra uyanıklık boyunca farketmeden ayağımı yere vurmuşum, sürenin büyük bir bölümünü aynı pozisyonda sabit durarak geçirmişim ve dişlerimi sımsıkı bastırmışım. Artık yatmak için niyetlendiğimde bedenim isyan edince anladım. Ağrılardan 1 saat de uyuyacak uygun pozisyonu arayarak uyuyamadım. Bazılarının sadece huzursuz bacak sendromu var. Onlar da uyuyamıyor ama nihayet bir pozisyon alınca keyif keka. Ben pozisyon almalıyım, ayaklarım kesinlikle sıcak olmalı, zihnimi tamamen boşaltabilmeliyim... Yandaki üç nokta, cümlenin devamını siz düşünün anlamında değil, neredeyse sonsuz olasılık anlamında kullanıldı.
 
Bir de saçma sapan zamanlarda, saçma sapan biçimlerde uyumak var (deminden beri bayılmak dediğim durum). Ne zaman uyuyacağını bilememek, ne zaman ve nasıl uyanacağını bilmemek sonucunu da beraberinde getiriyor. Çok şey kaçırmak bir yana, kendini en iyi tanıyanın kendisinin (insan) bile kendini kendine anlatamaması sonucu ortaya çıkıyor. İstediğin kadar kendine güven, kendini sevmiyorsun öyle uyanınca. Kendini sevmeyince de gerisi çorap söküğü...
 
Atanur’un tek dizelik bir şiiri (hatta şiir kitabının adı) var; “Uykum gibi gelsene.” Bence bir kavuşma anını ifade edebilecek en güzel şiir bu. Ama ben uykum gelse de kavuşamıyorum ki ona. Misal, yaklaşık 2 gün uyumayıp bir saatte bir yerde devrilip akşam beşte uyanınca, o gece de uyku gelmiyor. Ertesi gün iş güç; haliyle sabahın körü uyumayı pas geçip güne devam ediyorsun. Sonra tekrar bir saatte bir yerde bayılıp kendinden nefret etmemek ve normale dönmek için gözlerin yana yana bir 37 saat daha geçirip bunları yazıyorsun. Eeh, yattım.
 
tayfunpolat@hotmail.com