Punk’ın vaftiz babası; Malcolm McLaren
Murat Beşer
Malcolm McLaren toplumun bekâsı adına modern müziğin içindeki en münasebetsiz kültürel müteşebbisti. Muhafazakârlar karşısında tam bir provokatör, ahlakçılar için gerçek bir arsız, milliyetçiler indinde de muhbirdi. Dadacı duygularla toplumun huzurunu kaçırmış olan bu kültür kundakçısı, Punk müziğinin vaftiz babalığını yapmıştı çünkü.
McLaren’in kıymeti her zaman yaşı kendinden küçük kuşaklar tarafından bilindi. Önemli olan da buydu zaten kendisi için; pek öyle kıçını yerinden kaldıramayanlarla işi yoktu, onları çok kaile almaz, değer de vermezdi.
Yarattığı moda, bir anlamda “anti-moda” idi. Hüsrana uğramış, yıkılmış, öfke dolu ve yabancılaşmış birkaç kuşak, onun kışkırtıcı çizgilerinde hayat bulmuş; sadece moda ve müzikle değil, yaşama bakış açısına monte ettiği yaşam iklimiyle nefes almıştı.
Tanıdığında henüz 13 yaşında olan new wave topluluğu Bow Wow Wow’un solisti Annabella Lwin, onu bir deha olarak tanımlamıştı. Aslında Lwin bu görüşlerinde yalnız değildi; böyle düşünen insanlar ciddi bir toplumsal güç oluşturacak kadar fazlaydı. Etrafındakiler, McLaren’i çok entelektüel bir yaşamın ince zevklerini beğeni ile yeniden yaratan bir dahi olarak görmekteydi.
McLaren kuzey Londra’da 22 Ocak 1946 tarihinde doğdu, büyükannesi tarafından büyütüldü. Bir sanat okulunda okuyordu ve tahmin edileceği üzere siyasi görüşleri nedeniyle okulu terk etti, 1968 Paris öğrenci ayaklanmalarına destek verdi; Sitüasyonist harekete katıldı. 1977 yazında, satın aldığı bir tekneyle Sex Pistols’u gezdirip, “God Save the Queen”i çaldırınca tutuklandı. Bu olay şöhretin kapılarını açtı ona.

Karısı; romantik modacı, tasarımcı Vivienne Westwood ile, sivri, ağır ve çivili malzemelerle deri giysiler üretmeye başladılar; Londra’da Sex adında bir butik açtılar. Bu butik, genç Londralılar için bir gençlik kültürü merkezi olmuştu.
Bu arada menajeri olduğu Sex Pistols almış yürümüş ve kontrolünden çıkmıştı. Basçı Sid Vicious 1979 yılında uyuşturucudan ölünce, işler iyice karıştı. McLaren’e göre “Anarchy in The UK”, bağımsızlığın ve özgürleşmenin saldırgan bir ifadesi ve bu anlamda nihilizm ile ilişkisi olmayan bir şarkıdır. Sex Pistols ise, skandallarla birlikte fiyatı yükselen ticari bir girişim; kaostan para kazanma aracıydı. Topluluğun baş teorisyeni ve propagandacısı için Sex Pistols, ülkeyi iki seksen yere uzatacak bir araçtan başka bir şey değildi. McLaren eline geçirdiği her şeyi satabilirdi. Vicious’un kız arkadaşının onu ördürmeye sebebiyet verme suçundan tutuklanmasının ardından McLaren, “Ben yaşıyorum, O ölü, Ben size aidim” yazılı bir tişört basıp satmıştı.
İşlerin çığırından çıkışı McLaren’i hem eğlendiriyor, hem de sevindiriyordu. Birtakım basit fikirleri kendine biat edinmişti; “çocuksu olmak, sorumsuz olmak, toplumun nefret ettiği şeyleri yapmak” gibi…
Neşeyle bakan renkli gözleri ve kıvırcık saçlarıyla ELF’e benzeyen McLaren, rock’n roll’un başlangıcındaki saflığını, yani “Rock Around The Clock” anını yakalama peşinde; gençlerin plak almasından ziyade kendilerini ifade edecek bir aracı yaratmanın peşindeydi.
McLaren, 8 Nisan 2010 tarihinde 64 yaşında kanserden öldüğünde, arkasında nahif isyanı ve kültürel kargaşa şeklinde tezahür eden orijinal vizyonunu bıraktı.
muratbeser@muratbeser.com