KRAL YOLU
Nazlı Kalkan
“Böyle aydınlık bir mekânda, bir kalabalık toplanmışız. Sanki bütün şehir orada toplanmış. Herkes konuşuyor, muhabbet ediyor, kahkahalar atıyor. Ortalık bilmem kaç çeşit yiyecekle dolu. Yiyoruz, içiyoruz yani… Herkes şık şıkıdım. Ama aralarında en şık benim. Tanıyan tanımayan herkes hayran hayran bakıyor bana. Süzüle süzüle yürüyorum.
Derken; hava kararıyor. Gökten bir gürültü kopuyor. Şimşekler çakıyor. Hepimiz kaçışıyoruz…”
Burada kalp atışlarım hızlanıyor. Göz bebeklerim hızla sağa sola gidiyor. Soluk soluğa kalıyorum. Ter içinde bağırarak uyanıyorum.
Bedenim bana bu rüyayla nasıl bir mesaj vermek istiyor acaba?
Dur, dün yaşadıklarıma bakayım. Sonra yakın zamanda yaşadıklarıma, bu aralar kendimi nasıl hissettiğime…
Öyle ya, her rüya göreninin yararına veriliyor. Rüyalarımı yorumlayabilirsem bilinçaltıma giden kral yolu nu keşfedebilirim. Kendimden daha çok haberdar olabilirim. Ne istediğimi bilebilirim. Kendimi ifade edebilirim.
Benim rüyam. Benim. Değil.
Ben uyurken başka bir âleme dalıyor beynim. Başını alıp gidiyor. Tahta bacaklı adamlarla konuşuyor. Atlarla dans ediyor. Maceradan maceraya koşuyor. Ve fakat hiç birini bana anlatmıyor.
Hayalime gelen o süslü bahçeler, şadırvanlar, çiçekler, o güzel şarkılar...
Gece aşırı gelip nefesime oturan siyah cüceler, kalabalık sesler, korkunç kahkahalar, kanlı gözler, sanki şuramda kokan ölüler…
Rüyalarım, çalar saatimin zembereğine takılıp gittiler.
Yataktan sıçra. Formanı giyin. Yüzüne su çarp. Kapıyı çarp. Otobüs. Vapur. Koş. Ofis. Vapur. Koş. Otobüs. Yatak. Kalk.
Bedenim bana mesaj falan vermedi. Kendimden haber alamadım. Rüyaları da ben görmedim. Ben yazdım. Her gün için bir rüya yazdım. Her gün posta kutusunda daha evvelden adresime postaladığım rüyalardan biri beni bekledi. Her gece yastığımın altına koydum. Nihayetinde ben yazdım.
Benim fikrim. Benim. Değil.
Herkes rüyasını anlatmak istiyordu. Hepsini dinliyordum. Güller içinde bahçeler görüyorlardı. Gaipten haberler alıyorlardı. Köpekler kovalıyordu rüyalarında onları. Hırsızlar evlerini yakıyordu. Uçurumlardan aşağı düşüyorlardı. Bıyıkları, sakalları çıkıyordu. Aylardır rüya göremiyordum. Başkalarınınkini çalmaya başladım.
Yolum yoktu. Yol yaptım. Sahte yol sonunda beni kendi rüyama götürdü.
Aydınlık bir mekânda bir kalabalık toplanmışız. Sanki bütün şehir orada toplanmış. Herkes konuşuyor. Kahkahalar atıyor. Ortada dev bir çalar saat var. Çalar saat çaldığı an arı kostümü giymiş patronum meydana çıkıp göbek atıyor. Rüyalarını yazdığım insanlar da orada, hepsi çıplak. Çalar saat çala çala patlıyor. Zemberekleri ortalığa saçılıyor. Üstü başı yırtık yamalı bir kadın atlıyor meydana, sürekli aynı şeyi söylüyor. Bağırıyor:
“Rüyalarımı geri ver!”
nazlikalkan8@gmail.com