SABAH OLSA DOKTOR… UYANSAM
MURAT MRT Seçkin
Merhaba. Ben Francis, tanıştığımıza memnun oldum. İsmim sizi yanıltmasın Alman’ım, işin doğrusu bu topraklardan çok da çıkmadım, neredeyse hep buradaydım. Gururumuzun bizi sürüklediği koskoca bir savaşta çarpıştığım cepheler tatilden sayılmıyor ise tabii. 1919 yılının baharında biralarımızı yudumlarken bana anlattığınız her şey ninni gibi geliyor. Bombaların, mermilerin, o güne kadar görülmemiş yok edici canavarların gürültüsünü neredeyse unuttum bile. Dışarıdan ne kadar mutlu olduğumuzu düşünüyorsunuz ama yepyeni bir demokrasiye kucak açmış bir ülkenin bireyi olarak anlatılmaz şekilde umutsuzum. Weimar Cumhuriyeti geleceği şekillendirme vaadi ile başlayıp yedekte imparatoru saklayan aç bir deve dönüşecek diyor herkes. Ne diyelim biz beklemeye devam edelim, köpüklerini dudaklarımıza bulandırarak içmeye, sohbete devam edelim.
Bir süre öncesine kadar Hamburg’da Holstenwall’da yaşıyordum. Evde sıkıntıdan patlarken su kanalları ve onlarca köprü arasında avarelik yapan yakın dostum Alan elinde bir panayır ilanı ile çıkageldi. Doktor Caligari ve onun somnambulist medyumu Ceasar ile de orada tanıştık. Kendini tutamayan dostum doktorun medyum olduğunu iddia ettiği Ceasar’a ne kadar yaşayacağını sordu. Uyurgezer onun şafakla beraber dünyaya veda edeceğini söyleyince tüylerim diken diken oldu. O gün gerçekten de Alan bir cinayet kurban gitti. Kendimi bu kadar kötü hissettiğimi hatırlamıyorum. Birkaç gün içinde başka bir cinayet olunca ve adam yakalanınca rahatladık. Holstenwall’da kimse böyle şeylere alışık değildi.
Ancak dostum, hikâyem burada bitmedi. Panayıra gittiğimiz akşam dönüşte karşılaştığımız ve olan biteni anlattığımız güzeller güzeli Jane tüm bunlardan kısa bir süre sonra kaçırıldı. Neyse ki çevredekiler olan biteni gördü ve onu kurtardık. Biliyor musun, o kaçıran da hatta cinayetleri işleyen de Ceasar’ın ta kendisiymiş. Hatta aslında o değil onu yanında tutan doktorun hipnozu altında tüm bunları yapmış. Doktor’da Ceasar’da artık bir akıl hastanesindeler. Bense dostum Alan’ı her geçen gün daha fazla özlüyorum.
Doktorun tüm o iş bitirir tavrı hepimizi kandırdı. Praglı yazar Kafka’yı bilir misin? Bilmemen çok doğal, Yahudi olduğu için buralarda pek adı anılmaz nedense. O çok güzel anlatır Alman devletinin ölümcül bürokrasisinin çatlaklarını. Doktor tüm itekleme ve aşağılanmalara rağmen paranın her kapıyı açabileceğini bilerek hareket eder. Biz evlerimizde rahat uykularımızı uyurken böyle insanlar sabahları bize gündüz düşü gösteriyorlar.
Ceasar’ın hiçliğini elinde tutan doktorun bugün parlamentoda Versay’ı ve savaşın sorumluluğunu reddeden bir çakallar sürüsünden ne farkı var. Vatan millet, halkın uyanışı safsataları ile hepimizin ağzına bal çalan siyaset, özgürlüğü altın tepsi ile önümüze sunar gibi yaparken aslında o tepsinin içinde çürümeye bırakılmış hayatımızı yediriyor sanki.
Sevgili arkadaşım. Savaşın bıraktığı yaralar daha uzun yıllar bedenimde benimle beraber yaşayacak. Doktor Caligari’ye kızarken, içimden neredeyse onu linç etmek gelirken, şimdi düşünüyorum da bizleri zaten taa Caligari’den önce başkaları uyurgezer yapmış. Hatta bana sorarsan izin bile vermiş destek olmuşuz buna. Ulusalcılığımızı, sınıf ayrımımızı, kumaşa tapınmamızı, kağıt parçaları için manasız çabalamamızı başka türlü nasıl açıklayabilirim ki. Bizler zaten derin uykunun getirdiği sersemlik ile hareket eden kocaman bir karınca sürüsüyüz. Büyük Roma İmparatorluğu’nun bıraktığı yerden devam edecekmişiz, Avrupa’nın merkez gücü olacakmışız. Yıllar sonrasında sözde kandırılmış olmanın acısını Nasyonal Sosyalist güce katılarak çıkartmaya çalıştık. Uyuduğumuz tatlı uyku, karabasana dönüştü. Bitmek bilmedi ve bugün de bitmek bilmiyor.
Ülkemden utanıp kaçtığım bunca yıl boyunca hep Doktor Caligari’nin fotoğrafı ile dolaştım zihnimde. Bizler halk olarak yakışıklı prensini ipek yatağında bekleyen Pamuk Prenses gibiydik. Tüm dünya böyle. Ancak her seferinde kokan ağzı ve çürük dişleri ile bambaşka bir imparator bizi öptü sevgili dostum. Tüm bunları yüzyıldır anlatmaya çalışırken o kadar çözümsüzlük içinde boğulduk ki gerçekleri klişe diye içimize yedirmeye, kendimizle dalga geçmeye başladık. Bir dostun dürtüp uyandırmasını hak etmek için daha ne yapmalıyız ki?
Auf wiedersehen…
*”Das Cabinet Des Dr. Caligari” Robert Wiene 1921
muratmrtseckin@hotmail.com