İstinat Duvarı

Sezgi Davran

                                                

Metanla Hava Karışınca
 
Öncelikle şunu söyleyeyim, hiç yapmamış olsam da bu mesleği, ben bir maden mühendisiyim. Hiç yapmadım, çünkü korktum. 500 metrenin altına daha ilk girdiğim anda kararımı vermiştim, bu mesleği yapmayacaktım. Sadece staj yaptığım dönemlerde bile birkaç badire atlattım yeraltı ve yerüstünde. Benim korkum bir tarafa, madenciliğin de dünyanın en zor mesleği olduğunu gördüm. Maden işçilerinin rahatlığını, kabullenmişliğini ve dünyanın bu en zor işini yaparken kaytarmak için her fırsatı kollamalarının haklılığını gördüm. Velhasıl, şimdi yazacaklarımı adam işkembeyi kübradan atıyor algısıyla okumanızı istemem. Mesleği yapmamış olmam da yanıltmasın, memleketin en iyi maden mühendisliği fakültesinden mezun olmak otorite olmaya yetmese de, bi bok biliyor da konuşuyor diyebilirsiniz.
 
Maden işçilerinin “kader”i, pnömokonyoz olmaktır. Yani akciğerlerde toz birikimi sonucu ortaya çıkan hasarın yol açtığı hastalık. Bu hastalığın seyrini yavaşlatmak için maden işçisinin yapabildiği tek şey her öğlen yemeğinde zoraki yoğurt yemektir. Ama sonuçta ciğerler kalıcı derecede hasar görür ve 50 yaşını aşabilen bir maden işçisi çok uzun yaşamış demektir. Maden işçileri de bunu bilir. Bu yüzden rahattır zaten, bu yüzden kabullenmiştir. Aldığı görece iyi maaşa karşılık kaytarma fırsatı kollamasının nedeni de budur. Zaten her gün yavaş yavaş ölüyordur.
 
Şimdi diyeceksiniz ki toz maskesi denen bir şey var. İnsanın açgözlülüğü 50 cm. yüksekliğindeki bir kömür damarını bile kazmak istediğinden maden işçisi o 50 cm.’lik galeriye yatarak çalışır kimi zaman. Orası sıcaktır. Nefes almak güçtür. Tabii ki daha yüksek tavanlı yerleri de vardır ocağın. En azından orada maske takabilir, değil mi? Olası. Ama bir dinamit patladığında ocakta, öyle bir toz duman olur ki ortalık, öyle bir basınç vurur ki o en yüksek tavanlı yerde bile, kendini nereye saklayacağını şaşırırsın. Ve zaten bir süre nefes bile alamazsın. Ocakta yeraltına indikçe sıcaktan nefes alamazsın zaten. Madencileri maskeyle randımanlı çalıştıramazsın. Madenciliğin en önemli konusu havalandırmadır bu yüzden. İşletmeciliğin en önemli konusu ise randıman.
 
Havalandırma özellikle karbon cevheri çıkartılan (kömür, linyit vb.) ocaklarda ayrıca bir önem taşır. Çünkü karbonun hidrojenle birleşimi sonucu oluşan bir gaz olan metan, havanın içindeki oksijenle belli koşullarda etkileşime girerse patlar. Buna da grizu patlaması denir. “Kader” değildir. Kimyasal bir tepkimedir. Grizu patlaması olmaması için hava içerisindeki metan oranının hacimce %5-15 arasında olması gerekir. Ülkemizde ise yasal oran hacimce %1’dir. Havada %1’in üzerinde metan olması durumunda dedöktörler öter madende. Mesela Zonguldak’ta dedöktörler hep öter. “Vak vak,” der geçer maden işçisi dedöktöre. Bu kadercilik midir? Değil. %1’de grizu patlaması için ortada bir kıvılcım ya da ani bir ısınma da olması gerektiğini bilirler. Ama mesela bir kısmi göcük (kömürün tepenizde öylece dururken aradan şöyle bir çeki dökülüvermek gibi huyları vardır ve bu araya sıkışmış bir gaz kütlesi açığa çıkabilir), türlü sebeplerle çıkabilecek bir yangın (yine kömürün içine kapanıp içten içten yanmak gibi bir huyu da vardır ve bu içerlikli bölgeye ulaşılınca sürpriz bir yangın çıkabilir, ki ortamın ısısını yükseltir) ya da ortamdaki metan oranını veya ısı durumunu değiştirecek her hangi bir etkene karşı uyanıktır maden işçileri. Hiçbiri ölmek için girmez ocağa, dedik ya, zaten ölüyorlardır ve daha erken ölünce ailelerinin alacakları üç kuruş tazminat, emekliliğe kadar alacakları maaşın yanında azdır. Düz mantık.
 
Grizunun patlamaması için önlemler almak maden işçilerinin işi değildir. Her ocakta havalandırma, iş güvenliği gibi konularda çalışan mühendisler ve onları denetleyen denetmenler, kurumlar bulunur. Bir de randıman, kapasite gibi konularda çalışan mühendisler vardır. Yaptıkları iş bellidir, o ocağı dibine kadar kazmak, bütün kömürü çıkartmak ve bunu olası en kârlı biçimde yapmak için işçileri “motive” etmek. Onları denetlemek gerekmez. Maden işletmelerinde iş güvenliği ve randıman dengelenir. Bir ocağın işleyişi budur. Ve zaten “kader” dediği şey de budur.

Genel Seçim mi Oldu?
 
Genel seçimler yapıldı da CHP tek parti olarak iktidara mı geldi? CHP’nin Baykal’dan kurtulması tabii ki çok sevindirici. Hatta Genel Başkan olarak dürüstlüğü ile bütün kamuoyunun güvenini kazanmış olan Kılıçdaroğlu’nu seçmesi de çok sevindirici. De, bir günde bütün CHP değişti mi? Yeni başkanın ve oluşturacağı kadroların henüz tek bir icraatını gördük mü? Kurulduğu günden beri hiziplerin partisi olan, son on yılını milliyetçi ve militarist bir söylemle toptan şuursuzca muhalefetle geçirmiş bir parti, tek bir adam seçilince bütün sorunlarını çözebilecek, söylemlerini, icraatını değiştirebilecek mi?
 
Doğrusu Kılıçdaroğlu’nun -iktidar olamasa bile- kavga ve agresyon üzerinden bir muhalefet yapmayacağını bilmek, umutlanmak ve sevinmek için yeterli. Tamam, da dereyi gördük daha. Hadi belki ayakları suya soktuk. Birden gelen sıcaklarda serinlik hissi yaratabilir ancak bünyede. Ama dere CHP.

info@kargamecmua.org