AKLINDAN BİR SAYI TUT
Belleğimizin nasıl çalıştığını merak ettin mi hiç?
Çocukluğunda bindiğin bisikletin rengini, aya ayak basan adamın adını, doların 1,5 lira olduğunu, annenin kızlık soyadını nasıl hatırlıyorsun? Bunca bilgiyi hafızanda nasıl tutabiliyorsun?
Hiç düşündün mü?
Hiç mi düşünmedin?
O halde aklından bir sayı tut. Gözlerini kapa. Bir daha açma. Çünkü ne söyleyeceğimi unuttum.
Bellek diyordum. İşin içinden çıkamadım. Kafamın içindeki birbuçuk kiloluk et parçasının içinde kocaman bir kütüphane var. Her şeyi saklıyor. Kapasitesinin sınırı yok. Ne koysan alıyor. Lazım olduğu zaman almaya gidiyorsun. Kütüphanenin görevlisi şöyle bir bakıyor. Eğer isterse veriyor istediğin bilgiyi. İstemezse “sağ bölmede temporal lobun yetmiş beşinci sinapsinin vektörel iletişiminde sorun algılandı” ya da “başım çok kalabalık sonra gel,” diyor. Bazen bu muhterem kütüphane görevlisi durduk yere fi tarihinde geçirdiğin bir trafik kazasını, çocukken kafana taktığın bir tokanın rengini, yediğin yemeğin tadını, o kokuyu duyduğunda ürperdiğin ânı “çat!” diye yapıştırıyor yüzüne. Neymiş efendim? O akasya kokusunu ilkokul çağlarında okula giderken duymuşsun. Kokuyu aldığın vakit karşıdan Ahmet Amca geçiyormuş. Ahmet Amca Orhan’ın babası… Orhan on liranı çalmış da bu yüzden küsmüşsünüz. Orhan’ın ablası tıbbiyede okurdu o zamanlar, kocaman küpeler takardı…
Aslında bu kadar anıyı saklamak pek karmaşık değil. Benzer olanları aynı sepete koyuyor. Beş yaşlarımdayken ağzımı bir karış açmış kumla toprakla oynarken bu gafletten faydalanan adi bir sinek ağzımda tur atıp çıktıktan sonra çok utanmıştım. Gülünür diye de kimseye söylememiştim. Yıllar sonra, güzel bir yaz günü, hoş bir restoranda, önümdeki beyaz salata kâsesinin içinde o sineğin torununu (bilirsin karasineklerin ortalama ömürleri 15 yıl falandır…) ölü bir vaziyette gördüğümde beş yaşımda yaşadığım utanç garsona çemkirmeme engel oldu. Cesedi marulla kapattım. Hiç kimseye bahsetmedim. Benimki ortalama bir beyin. Öyle her şeyi tarihiyle, adıyla, sanıyla hatırlayamıyorum. Mesela Kanije Kalesi’nin kuşatılma tarihini, Tevfik Fikret’in ölüm yıldönümünü, Dallas’taki Ceyar’ın asıl adını hatırlamak isterim. Ama hatırlayamam. Böyle kişilere “fil hafızalı” diyorlar. Filin mükemmel bir hafızasının olduğuna dair bu tevatür filin son derece gelişmiş bir görsel hafızasının varlığına dayanıyor. Bu sayede Afrika Kıtası’nda yönlerini kaybetmeden yüz binlerce kilometre yol kat edebiliyorlar. Fil aslında gördüğünü unutmuyor. Yani 1963 yılında Ajda Pekkan’la karşılaşmış bir filin bu gün tekrar karşılaşması durumunda Ajda Pekkan’ı hatırlayamayacağını söylemek muhtemel.
Bellek diyordum. İşin içinden çıkamadım. Çocukken saçımdan çıkardığım toka kırmızıymış. Kütüphane görevlisindeymiş. O anki sevincimi de olduğu gibi saklamış. Tokanın aynısını gördüğümde söyledi. Hızlı bir film geçirdi gözümün önümden. Çıktım. Gittim. Geldim. Gördüm. Hatırladım.
Unuttum.