2010 DÜNYA KUPASI: Şeytanlarından Kurtulmak
Utkan Çınar
Şunu açıkça söylemek kolay. Bizim gibi futbol hatta spor aşıkları için her turnuva yaşama gücü katar bünyemize. Ama Dünya Kupası başkadır. Ne kadar bitkin bir ruhun, küfrettiğin bir benliğin olsa da o yıl kupa varsa tamamdır, sorun yoktur. Kimin kazandığı hiç önemli değildir. Hikayesi yeterlidir. Yazılabilecek en iyi senaryo hazır beklemektedir ve sonunu kimse bilmemektedir. Bu çok heyecanverici! (Bir ara filmlerle karşılaştırmışlardı futbol maçlarını, heyecanvericilik seviyelerinde futbol fark atmıştı.)Yeni bir televizyon olmak için en iyi zamanları yaşadığımız şu günlerde hazır kadrolar da açıklanmışken, maçları izlerken altyapınız şahane olsun diye takımlara gözatacağız. Tahminleri okuyucuya bırakıp(yalan!) görevimizi yapacağız.
Dünya Kupası’nı kazanmak ancak şeytanlarından kurtulmayla sağlanıyor sanki. Her seferinde kupaya favori olarak başlayan olağan şüpheli takımlar var haliyle. Bunların çoğunun üzerinde lanetler dolanmakta. Çoğunun diyorum çünkü Almanya’yı bir kenara ayırmak gerekiyor. Son 60 yıldır hayat bize öğretti ki 4. ligden bir takımla çıksalar da Almanlar her zaman kazanabilir. En kötü zamanları denen 2002’de finale çıkmaları gibi. Tabi sevgili bir kulmuşuz ki 2006’da kendi evlerinde bu sevinci yaşayamadılar. Kimin sayesinde? Almanlardan sonra onlarla didişebilecek makyavelist yapıyı hücrelerine kadar sindirmiş İtalya sayesinde. Onlar da şeytanı az bir takım ve asla asla demeynler arasında. Bu takımların ayrıntılarına geri döneceğiz. Önce herkesin istisnasız favorisi İspanya’dan başlayalım.
İspanya’nın lanetini biliyorduk aslında. Şöyle ki bu kadar büyük bir futbol ülkesinin turnuvalardaki kupa sayısı 2. Her ikisi de Avrupa Şampiyonaları’nda, 1964 ve 2008’de. Dünya Kupaları’nda ise 1950’deki 4.lük dışında yarı final bile görmüşlükleri yok. Tabii takımın şu andaki seviyesi bu istatistikleri yerlebir edecek halde. Yine de İniesta, Fabregas ve Torres’in sakatlıkları, Barcelona menşeililerin aşırı yoğun iki sezonu üstüste yaşamaları soru işareti yaratıyor. Tek favori olmaları ve bu yetenekli jenerasyonun üzerindeki Dünya Kupası başarısı baskısı sorun yaratabilir. Onun dışında her mevkii de eksiksiz harika bir futbol takımı. Bir de kupayı alırlarsa Dünya Kupası kazanacak bir hocayı kovan bir takıma sahip ligimiz de olacak ki o da enteresan bir nokta.
Doğal favorilerden İngiltere bu kez hocası sayesinde işin hayli içinde. Capello şu an dünyada Alex Ferguson ile beraber en tecrübeli başarılı hoca desek yalan olmaz herhalde. (Mourinho’yu da katacağım ama daha Şampiyonlar Ligi finali oynanmamıştı bu yazıyı yazarken.) Tabi bunun yanında profesyonel hayatında ilk defa milli takım çalıştırdığını da hatırlatmak lazım. Ayrıca 1966 Dünya Kupası’nda Kuzey Kore’ye yenilerek elenen İtalyan takımının da bir parçasıydı. Kuzey Kore de o kupadan beri ilk kez Dünya Kupası’na katılacak. Şansları mı? “Ölüm Grubu”’nda olmasalardı gene de gruptan çıkamazlardı. Şimdi tersten rekora oynama potansiyelleri var. Neyse İngiltere’den bahsediyorduk. En son 20 yıl evvel yarı final oynayabilen forması-üç-kaplanlıların laneti ise belli: Penaltılar. Ve eğer bu yıl da bir maçları penaltılara kalırsa kaybecekler, eminim. Çünkü bu öyle bir şey ki dünyanın en iyi topa vuran oyuncularına da sahip olsanız stres size her şeyi unutturuyor. 2006’ya katılan harika jenerasyon yaşlanmış olsa da hala iş yapıyor. Yalnız kabul etmeli ki Lampard, Gerrard bu aralar en iyi günlerini yaşamıyorlar. Hala dünya çapında bir kaleci, ki James’e saygımız sonsuz olsa da, ve santrafor edinemediler kendilerine. Rooney’in (ki her turnuva önce sakatlanması da nasıl bir lanettir!) yanında medet umulan isimler, ki severiz ama, hala Emile Heskey ve Peter Crouch. Yine de Walcott, Milner, Johnson gibi genç yetenekler ile en sağlam takımlardan biri. Özellikle harika defansları. John Terry’nin aşk hayatını kafalarından çıkarabilirlerse tabii.
Brezilya Teknik direktörü Dunga, Ronaldo’yu kupaya çağırmayınca kalbimizi kırdı. 5. kupası olabilirdi ki bendenizin en sevdiği topçu olduğu için buna üzgünüm. Sadece Ronaldo değil; Ronaldinho, Adriano, Pato gibi isimler de kupada olmayacak. Bunu sebebi özel hayatlarıdır anlarım. Ancak Brezilya belki tarihin en az yaratıcı, en defansif kadrosuyla endam edecek turnuvada. Hücum hattındaa sakatlıklarla formsuz bir yıl geçiren Kaka ve Luis Fabiano dışında budur diyebileceğimiz bir isim yok. (Başlatmayın Robinho’dan). Dünyanın en iyi iki sağ beki ve en iyi kalecisi şampiyonluğu getiriyorsa lafımız olmaz.
Arjantin’den geçen ay ayrıntısıyla bahsetmiştik. Kağıt üzerinde en güç kadro onlarınki….ydi. Cambiasso ve Zanetti kadroya alınmayınca ne hissedeceğimi bilemedim. Yine de “Kimi tutalım?” derseniz Arjantin derim.
Son şampiyon İtalya, 4 yıl öncesine göre çok farklı bir takımla geliyor. Ama Luca Toni’yi saymazsak aynı 11’e yakın bile çıkabilirler. E hoca da aynı. Toni olmasa da forvet hattı çok iyi bir sezon geçirdi. Di Natale Serie A’da 29 gol atarak kariyer sezonunu geçirdi. Gilardino, Pazzini gibi ismler de hiç fena değillerdi. Montolivo da yeni Pirlo lakabına uygun bir turnuva geçirecektir tabi gerçek Pirlo’dan zaman bulabilirse. Ya da beraber oynayabilirler ki fena bir fikir gibi durmuyor.
Favoriler arasında gösterebileceğimiz son takım ise Almanya. Bu satırları yazarken takımın lideri Ballack’ın büyük ihtimalle turnuvayı kaçıracağı haberi tatsız oldu onlar adına. Tutmasak da her takımın en iyi haliyle gelmesi önemlidir kupaya. Kiessling ve Müller gibi yeni, yetenekli atak oyuncuları olsa da defans ve orta saha kaşarlanmış halleriyle alarm veriyor. Versin bize ne?
Genelde turnuvaların evsahiplerinin ilk 4’e girdiğini görürüz. Hatta evsahiplerinin gruptan çıkamadığı hiç olmamış. Bu sene bir ilk yaşanabilir. Güney Afrika o Mosheu’lu Fish’li zamanından çok daha güçsüz. Fransa, Uruguay ve Meksika’dan ikisini altına almaları güç gözüküyor. Ama kıta olarak bakarsak tarihin en güçlü Afrika takımları da bu turnuvada. Kamerun, Gana, Nijerya ve Fildişi Sahili; hepsi sürpriz yapabilecek güçte takımlar. Kağıt üzerinde Fildişi’nin kadrosu kupayı bile alır aslında ama Afrika Uluslar Kupası’nda o kadar kötülerdi ki. Drogba milli takımda o kadar harika değil. Kamerun da toplama takım izlenimi veririken, genç kadrosuyla Gana kanımca aralarında en yukarı gidebilecek takım gibi duruyor. En büyük yıldızları Essien’in sağlık durumu çok önemli.
Geri kalanlardan Sırbistan, Portekiz, Hollanda ve ABD üstteki 6 büyüklerin arasına girebilecek takımlar. Hollanda çok iyi hücum hattına sahip olup da defansif anlamda soru işareti takımlardan biri daha. Robben, Sneijder çok iyi sezonlar geçirdiler. Van Persie hep sakat, santraforları yok, defansta hala Van Bronckhorst oynuyor. Cristiano Ronaldo’dan herkes nefret ettiği için Portekiz’e değinmiyorum. Onlar da çok yi durumda değiller. Ölüm Grubu(Brezilya, Fildişi Sahili)ndan çıkmalarını ummuyorum. ABD her zaman disiplinli, mücadeleci bir takım oldu. Gruptan çıkmaları kesin gibi. Sadece futbola baktığınızda bana sempatik geliyorlar. Sırbistan, Vidic ve Krasic gibi iki yıldızıyla turnuvaya renk katacaktır. Eh geri kalanlara da pek yerimiz yok. Ama ne dersiniz Yeni Zelanda ve Avustralya’nın maçları zevkli geçmez mi?
Sonuçta güzel top oynansın, hakemler çok hata yapmasın başka dileğimiz yok. Favoriler için en önemlisi kafaca rahat olmaları. Hepsinin genelgeçer lanetlerinden kurtulması dileğiyle ilk 4 tahminimi de yapayım. Sonra benle dalga geçin. Gönülden geçeni yazıyorum. Yemişim rasyoneliteyi.
1-Arjantin
2-İngiltere
3-İspanya
4-Gana khgv@hotmail.com