THE NATIONAL
Önce ikinci albümlerinin ismi dikkatimi çekti: Sad Songs For Dirty Lovers (Kirli Aşıklar için Üzgün Şarkılar). Henüz dinlemeden “bu grupta iş var gibi,” diye düşündüğümü hatırlıyorum. Ama The National, o günkü beklentileri(mi)n çok ötesine geçti.
The National, Cincinnati menşeili beş üyeden oluşuyor. Elemanlar halihazırda indie’nin son yıllardaki kutsal toprakları Brooklyn’de ikâmet ediyor. Grup neredeyse Dessner ve Devendorf ailelerinin ortak projesi. Zira grubun itici gücü Aaron ve Bryce Dessner ikiz, grubun davulcusu Bryan Devendorf ile basçısı Scott Devendorf ise kardeşler. Bu dörtlüye muazzam vokalist Matt Berninger eklenmiş. Matt, aynı zamanda grubun şarkılarının sözlerinin yazarı. Bana, Mike Leigh’nin kült filmi Naked’ın esas oğlanını hatırlatır bir parça. Grubun diğer 4 üyesi, grubun kol, adale ve beyni iseler, Matt işin kalbi ve ruhu…
Grubun tarihçesinde önemli mihenk taşları var: Bunlardan biri, diğer bir şahane grup Walkmen’in ön grubu olarak sahne almış olmaları. Walkmen’in duruşu onları çok etkilemiş ve cesaretlendirmiş. Boynuz da bir parça kulağı geçmiş gibi işin devamında…
Grubun ilk albümü The National 2001 tarihli ve grubun kendi şirketinden çıkıyor. İkinci albüm –ki güzel günlerin ilk habercisi– Sad Songs For Dirty Lovers ise 2003’te çıkıyor. Albümün ilk saniyeleri ile Matt Berninger’in buğulu crooner sesi sizi karşılıyor. Derhal bir fenomenle karşı karşıya olduğunu hissediyorsunuz. Albümdeki “Murder Me Rachel” gibi parçalar sayesinde de grup bir parça tanınınırlık sağlamayı da başarıyor. Tabii bu aşamada bahsettiğimiz tanınırlık, azılı indie çevreleri ile Amerikan kolej radyoları ile sınırlı. İşte grubun kariyerindeki ikinci mihenk taşı da o sıralarda cereyan ediyor ve grup Beggars Banquet plak şirketi ile bir anlaşma imzalıyor. Sanırım Beggars’cılar bile Alligator kadar muhteşem bir sonuç beklemiyorlardı anlaşma imzalanırken. Alligator isimli müstesna albüm 2005’te raflara çıkıyor ve 2000’lerin ilk 10 yıllık kısmının zirve albümlerinden biri olarak hafızalarımıza kazınıyor. Alligator; “Mr. November” (grup genelde konserlerini bu şarkıyla kapatıyor), “Abel” ya da şahsi favorim “Karen” gibi şarkıları içeriyor.
Grubun şöhretinin azılı indie çevrelerinin dışına taşmasına imkân veren ve grubu turnesi kapsamında İstanbul’a getirten albümü ise 2007 tarihli Boxer. “Fake Empire” ile açılan albümde (ki bu şarkı Obama’nın kampanya reklamlarından birinin tema müziği olarak da kullanılmıştı) hangi şarkıyı saysanız bir diğerine haksızlık yapma ihtimali yüksek. Yine de hatırlatma anlamında “Slow Show”, “Brainy”, muhteşem “Mistaken for Strangers” sayılabilir.

Grubun bu yılın Mayıs başında yayınlanacağı açıklanan beşinci albümü de bu senenin en merakla beklenen işlerinden biri oluverdi. Henüz albüm çıkmamışken New York konserlerinin biletleri 1 saat içinde kapışıldı. Grubun beşinci albümü High Violet de çok çok iyi bir albüm. Belki grubun en iyi işi (her ne kadar ilk göz ağrım Alligator şu an bu konuda kati konuşmamı engellese de..). The National ardı ardına şahane albümler çıkarmaya devam ederken, anormal bir yörünge değişikliği de yapmıyor. High Violet’teki şarkılar da klasik National formatında. Bu albümden herhangi bir şarkıyı alıp, grubun Alligator veya Boxer albümündeki şarkılarla değiştirebilirsiniz. İşin özünde her bir şarkı özenle ilmik ilmik örülmüş, hiçbir nota, hiçbir kelime baştan savma değil. Yeni albümde belki eskilere nazaran biraz daha yaylı, nefesli katkısı var, ama işin esası değişmiyor; High Violet, örneğin Amnesiac gibi bilinmeyen topraklara bir adım değil. İşin şaşırtıcı ve hayranlık uyandıran tarafı da bu: National’ın bir dili ve sound’u var ve buradan tek düzeliğe düşmeden, muazzam bir yaratıcılıkla, aynı sakinlikle ya da kimi zaman aynı öfke patlamalarıyla (“Abel” ya da “Murder Me Rachel”) söyleyeceklerini söylüyorlar. Matt Berninger’in şarkı sözlerindeki ve vokallerdeki belirleyici etkisinin yanı sıra bence grubun davulcusu Bryan Devendorf’un da muazzam katkısının altını çizmek gerek. Güncel indie grupları içinde Devendorf’un yaratıcılığı, enerjisi son derece dikkate ve takdire değer. Şarkıları çoğu zaman başka bir boyuta taşıyor (bakınız grubun son albümü High Violet’ten “Bloodbuzz Ohio” veya “Terrible Love”). The National, bir önceki albüm Boxer ile indie’nin ulusal sınırlarını zaten aşmıştı, ama sanırım High Violet onları daha da yükseklere taşıyacak. Bizim temennimiz ise, High Violet’in muazzam şarkılarıyla grubu bir kez daha şehirde ağırlamak…