İSTİNAT DUVARI
Sezgi Davran
Hak Aramanın Yordamı
Yıldız Teknik Üniversite’si bu yıl sürekli öğrenci ya da öğretim görevlileri üzerine açtığı soruşturmalarla gündeme geliyor. Öğretim görevlilerinin düşünce özgürlüklerini ifade etmeleri nedeniyle mazur kaldıkları soruşturmalar bir yana; öğrenim yılı başında 25 bin kadar YTÜ öğrencisinin Yıldız Elektronik Kart (YEK) uygulamasına dahil olmak zorunda bırakılmasına hâlâ çare bulunabilmiş değil. Bu kart uygulaması nedir, önce bilmeyenlere ondan bahsedelim; bu sene üniversitelerine kayıt yaptırmaya çalışan Yıldız’lı öğrencilere yeni bir zorunluluk getirilmişti. İş Bankası’nın kredi kartı hizmetlerinden faydalanma zorunluluğu. Yıldız Elektronik Kart adı verilen bu uygulama için öğrencilerden kayıt sırasında zorunlu ücret alınması bir tarafa, okulda yapacakları tüm harcamalar bu kart üzerinden yapılabilecekti sadece. Keza, sadece böyle yapılabiliyor; hâlâ. Tabii başta Genç-Sen olmak üzere pek çok öğrenci kolektifi bu uygulamayı protesto etti. Bilimum nedenle hakkında soruşturma açılan öğrenci ya da öğretim görevlilerine destek oldukları diğer eylemler gibi. Fakat sonuç değişmedi. “YEK’iniz yoksa”ya alternatif yok henüz.
Bu durumda başka bir öğrenci eylemini anmadan geçemiyor insan. Geçtiğimiz günlerde İTÜ’nün bir fakültesinde kendiliğinden gelişen bir eylem ortaya çıktı. Okul otoparkındaki farklı ücretlendirmeleri, özellikle de öğretim görevlilerine ücretsiz olabilen otoparkın kendilerine 3 TL ücretle kiralanmasını kendi kendilerine protesto etmeye başlayan öğrenciler çok basit, kurallarına uyduğu için hiç kimsenin ses çıkartamadığı ama sonuçta uygulamanın anlamsızlığını herkese gösteren ve sonuca ulaşan bir eyleme başladılar; 3 lirayı teker teker verdikleri 5 kuruşlarla ödemek. 5 kuruş, 5 kuruş daha, derken otoparkın çıkışında oluşan kuyruklar sonunda, görevliler öğrencileri ücret almadan geçirmeye başladı. Sonuç; sonuç alındı. Fakülte bu duruma çözüm arıyor. Çözüm üretmese de 5 kuruşları biriktirmeye devam eden öğrencilere otopark beleş.
Aslında pankartlar açmak, hoparlörle açıklamalar yapmak, kalabalıklar oluşturmak, ses çıkartmak, sloganlar atmak tabii ki iyi bir şeydir, hiç yoktan iyidir; de, okula kayıt yaptırırken o kartı aldıktan sonra bunları yapmanın da bir anlamı yok. Daha geçen gece bir akademisyen arkadaşım öğrencilerin kendi haklarını bile hiç bilmeden her şeye mesnetsiz itiraz ettiğinden dem vuruyordu. Eğitim hakkı öncelikli İnsan Hakları’ndandır kardeşler. O kartı almasanız da o okula kayıt olabilecektiniz. Ve 25 bin kişiden bininiz o kartı almayı reddetseydi o kartın bir anlamı kalmayacaktı. Ve okulun kantininden, otoparkından, servisinden, fotokopicisinden o kartla fişlenmeden hareket ederek faydalanabilecektiniz. Çünkü eline hoparlör alıp pankart açan 100 kişiden daha kalabalık ve esas önemlisi inkâr edilemeyecek bir kitle olacaktınız. Çünkü o kartı almamış 1000 kişi olacaktı. Çünkü o banka için 24 bin kişi yeterli olsa da, o üniversite için 1000 kişi, yutamayacağı bir lokma olacaktı (Bunun türban sorununa benzemediği, sadece tüketici hakları yasalarıyla bile halledilebilecek bir sorun olduğuna dikkat çekmek gerekir mi?). Çünkü o kartı alan 1000’lerce kişinin eylem yapmasının bir anlamı yok artık, kart sözleşmeleri imzalanmış.
Önce size “sunulan” hukukun içerisinde kendi haklarınızı bileceksiniz (İçimdeki anarşistin midesi kaynadı bu cümleyi okuyunca ama o da SSK’lı bir işçi sonuçta). Bir haksızlığa uğradıysanız buna karşı koyacak zekâda eylemler bulmanın zamanı artık. İstiklal Caddesi’nde hemen her gün birkaç tanesinin yanından geçerken kayıtsız bir şekilde adımlarınızı hızlandırdığınız “eylemci gruplar”dan olmak istemiyorsanız, biraz, çok az, kafa yormak yeterli. Yöntemler o kadar basit olabiliyor ki. Biraz çaba. Haklarınızı bilmek için.
Grizu / Nükleer
Rauf Kösemen diyor ki; “Dursunbey'deki maden 20 gün önce denetlenmiş ve riskli raporu verilmiş. İşte risk gerçekleşti, 13 işçi hayata veda etti. Bir madende bile can güvenliğini sağlayamayanlar bir de nükleer santral kurmak istiyorlar. Eyvah ki ne eyvah!”
Pınar Selek’in Daha Kaç Kez Beraat Etmesi Gerekiyor
Geçen ay Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Mısır Çarşısı Davası olarak bilinen davayla ilgili Pınar Selek hakkında verilen beraat kararını bozarak Selek’e 36 yıl hapis cezası verilmesini istedi, duymuşsunuzdur. Şimdi, YTÜ öğrencilerine hakkınızı hukuğunuzu bilin derken, diğer sanıkların itiraflarına rağmen suçsuz bulunduğu, bilirkişi raporlarının ortada bir bomba olmadığını söylediği bu davada, Yargıtay’ın sadece Pınar Selek’in beraat kararını oybirliğiyle bozması ve mensubu bulunduğu PKK’nın amacı doğrultusunda bu suçu işlediğini belirtmesi oldukça manidar bir durum tabii ki. Hatta Selek’in kendisinin de ifade ettiği gibi bilimkurgu filmi gibi. En azından kurgu kısmı olarak. Daha önce aynı davadan iki kere beraat etmiş Pınar Selek, adalet mücadelesinin “ne yazık ki” daha süreceğini belirtmiş. Ama artık bu dava, Hrant’ınki gibi, hepimizin davası olmak zorunda.
info@kargamecmua.org