Aşk ve Gurur’un da Bir Namusu Vardır…
Burak Bayülgen
PROLOG:
Jane Austen’in Aşk ve Gurur’u Seth Grahame-Smith tarafından oldu Aşk ve Gurur ve Zombiler. Beyaz perdeye de yansıyacakmış. Sonrasında farklı yazarlar tarafından bir trend haline geliyor: Sağduyu ve Duyarlık ve Deniz Canavarları, Mansfield Parkı ve Mumyalar, Emma ve Kurt Adamlar… Bu trend’e kapılmadan ilk iş Aşk ve Gurur ve Zombiler ile konu minimalleşsin, yoksa biz de trend oluruz değil mi? Hikâye aynı, karakterler aynı, mekân ve zaman da aynı. Pöhhhh. Korkunç zombiler Jane Austen’ın dünyasında hayalet gibi gezinebiliyorlar sadece. Diyaloglar da aynı, zombiler etkin değil. Birazdan bir şarkı mırıldanacağız bunun için… Neticede okuduğumuz şey %98 yine Jane Austen.
Çünkü…
BİRİNCİ PERDE:
Romanların da bir namusu var…
İngiltere zombi kaynıyor, birisinin içi kaynıyor, Bayan Bennett’a… Ama Bayan Bennett’in ön yargıları ve o kahrolasıca donanma mensubu Bay Wickham’a kanışı… Ne vardı arkasında? Borçlar? Ödemek zorunda kalacağı nafakalar? Bay Wickham ardında yüklü kadınlar bırakmış. Küçük kız kardeş Lydia kanıyor ama Wickham’a. Yine de namuslu ve gururlu kendisi. Araba kazası geçiren, zombilerle savaşamayacak denli kötürüm kalmış ve ıyyyy altını ıslatan, sidik kokan Wickham’a eş olmaya namusu ve şerefi üzerine yemin ediyor.
Ve ah işte Bay Darcy’nin aradığı kadın: Elizabeth Bennet: Bol önyargılı, usta dövüşçü.
Ve ah işte Bay Bingley’in aradığı kadın: Jane Bennet: O da ablası kadar orta sınıf. Zombilere karşı eğitimli Uzakdoğu’nun tapınaklarında.
Yazın konaklarından dakikada bir verilen balolara giderlerken, ormanın ücra köşelerinden fırlayan zombilerin saldırılarına uğrayacaklar… Biraz etekleri kirlenecek veya tozlanacak ama balolara sağ salim ulaşacaklar. Hele temennim Elizabeth Bennett ve Bay Darcy muratlarına erince zombilerin kökünü kazımasıdır. Aynı temenni Jane Bennett ve Bay Bingley için de geçerli… Ya esasen tüm İngiltere için geçerli çünkü tüm o tütülü bayanlar, gözyaşları sel olup “O mösyö merhamet ediniz,” diyen romantikler ve yakışıklı at binen aristokratların hepsi kung-fucu kesilmiş. Hele yaşlı ve gıcık mı gıcık asilzade Catherine De Bourgh’un sevimsiz narsizmine ek olarak bir de İngiltere’nin en ennn ennnnnn usta dövüşçüsü olması... Orijinal metinde bile narsizmi katlanılamazdı, değil mi? E şimdi bir de dövüş ustalığına hiç ama hiç katlanılamaz. Ailesinin namusu ona mı kaldı ki?.. Bay Bennett’in gururlu ve namuslu kızı Elizabeth’i neyine küçümsüyor? Vah, vah kendisi düşesmiş falan filan, havan batsın. Ama –oh olsun- yaşlı cadının yüzyıllık kafası nasıl da uçuveriyordu Bennetların dojosunda… Evet -burada gülesim geliyor- dojosunda. Neticede ahlarla ohlarla, aylarla ıylarla geçen önyargıların ve kuşkuların ardından çifte düğün yapılır: Jane ve Bay Bingley, Lizzy ve Bay Darcy.
Aşk ve Gurur ve Zombiler veya Gurur ve Önyargı ve Zombiler. Her ne ise romanın kendi orijinal namusu ağır bastı. Jane Austen’ın kemikleri sızlar mı?
…
ANTRAKT:
Şimdi şarkıyı mırıldanabiliriz. Bir yerlerden tanıdık geliyor mu?...
“Be George Romero özentisi, zombi bunun neresinde? Zombi bunun neresinde? Zombi bunun neresinde?”
ve EPİLOG:
İngiltere’nin namusu kadar, okuduğumuz romanların da bir namusu var. Ne zombiler güzelim İngiltere’yi yok edebilirler, ne de mumyalar koskoca Jane Austen’in dünyasını, karakterlerinin gururlarını ama en önemlisi namuslarını, ön yargılarını ve aşklarını…
Evet bizimkisi halen Aşk ve Gurur… Ve ah evet bir de Mansfield Parkı.
SON
burakbayulgen@yahoo.com