NAMUS ÂDETTENDİR
Nazlı Kalkan
“Daha iyi koruyoruz, çünkü sizi daha iyi tanıyoruz.”
Regl iken yazıyorum bu yazıyı, böylelikle bu küçük sırrımı benimle paylaşan pedimle aramızda yaptığımız anlaşmaya ihanet ederek, bu durumu ulu orta duyuruyorum.
Bundan birkaç ay önce, kadınların âdet ve âdet öncesi dönemde yaşadıkları sorunlar, bu sorunların algılanışı, çevresel etkiler ve tedavi yollarını konu alan bir araştırma grubu kurduk. Âdet dönemini konu alan her şey bizim için bu döneme ilişkin bir veri sağlayabilirdi. Kitaplar, makaleler, televizyon programları, ped reklamları, kişilerin bu döneme dair görüşleri…
Araştırma için bu sıkıntıdan mustarip kadınlarla görüşmemiz gerekiyordu. İşe kendi grubumuz ve yakın çevremizden başladık. Âdet ve âdet öncesi dönemde çektiğimiz sıkıntılar ortak bir tablo oluşturuyordu. Stres, alınganlık, gerginlik, bedene ilişkin olumsuz algılar, baş dönmeleri, hassasiyet, mide bulantısı ve ağrı... Âdet döneminde yaşanan bu sıkıntıları özetleyen bir soru formu hazırladık ve kadın gruplarıyla görüştük. Görüştüğümüz kadınların büyük çoğunluğu, bu tablodaki durumların en az birinden yakınıyordu. Bazı kadınlar, âdet döneminde yaşadıkları stresin, çalışma yaşantılarına ve sosyal ilişkilerine olumsuz etkilerinden, bazı kadınlar “kirli” hissettiklerine dair algılarından, bazıları da kasıklarındaki dayanılmaz ağırlığından bahsediyordu. Kadınların ilk âdet olduklarında hissettikleri duygu ise genellikle şaşkınlık ve korkuydu.
“Özel günlerinizde daha rahat ve güvenli hissetmeye hazır mısınız?”
Soru forumunu sunduğumuz kadınların büyük çoğunluğunun ilk âdet yaşantılarından önce aldıkları bilgi yeterli değildi. Var olan bilgi de çarpıtılmış inanışlara dayanıyordu. Âdet dönemine ilişkin genel algı ise; şişmiş pedler, pis bir akıntı ve kötü kokudan ibaretti. Kadınlar bu durumla ilk karşılaştıklarında pedlerini kendileri satın almak istemiyorlardı. Bir arkadaşım, ilk regl olduğunda bakkaldan pedini almak için kâğıda yazıp istemek gibi bir çözüm bulduğundan bahsetmişti. Bakkal amca kâğıdı alıyor, hiç konuşmuyor, pedi kat kat kâğıtlara ve siyah poşetlere sarmalayıp veriyordu. Bundan sonraki aşamada arkadaşım bakkaldan eve uzanan bu zorlu yolda tedirginlik içinde hızla koşuyordu. Ben de ilk âdet olduğumda yaşadıklarımı hatırlıyorum. Bir sabah anneme çok gizli bir şeyden bahsediyorum. Bu bir kusur ve kimsenin duymaması gerekiyor. Bir arkadaşım başka bir sabah annesine gizli bir şeyden bahsediyor, başka bir arkadaşım da başka bir sabah… Kusur ve kimsenin duymaması gerekiyor. Arkadaşlarımlabirlikte, gri pilili eteklerimize bulaşacak kan lekesinin tedirginliğini yaşıyoruz.

Ped reklamları şifreli işaretlerle birbirlerinin arkasını kontrol eden genç kızları konu alır. Kanın iç çamaşıra geçmesini engellemesiyle övünür ve bu durumun köşe bucak saklanması gerektiğini öğütler. Onsuz dans edemeyeceğimizi, spor yapamayacağımızı hatta dışarı çıkamayacağımızı söyler. Ped reklamlarının bu iddialı duruşuna karşın, televizyonlarda tampon reklamlarını nadiren görebiliriz. Görebildiğimiz reklamlarda ise genç kızlar konu alınamaz. Zira evli olmayan bir kadının tampon kullanması onun “namussuz” olduğu anlamına gelir.
“Kimler için ürettiğimizi biliyorsunuz; siz onlardan biri misiniz?”
Başlangıçta âdet ve âdet öncesi sıkıntılardan yakınan bu kadar kadınla karşılaşmamız düşündürücüydü. Bu sıkıntıların kadınlar tarafından kanıksanması ve kadınlığın getirdiği olağan bir yük olarak algılanması da… Daha dikkat çekici olansa; bu kadar ciddi bir kesimin sıkıntılı olduğu bir konunun tedavisi ile ilgili yeterli sayıda araştırmanın yapılmamış olmasıydı.
Karen Houpert’in Lanet adlı kitabı regl ile ilgili bir araştırmanın popüler bir tez konusu olmayacağından söz eder. Bu durumu bir yardımseverlik olarak niteler ve yardım severliğin bilim adamlarını nadiren âdet sancıları için tedavi aramaya iteceğinden bahseder. Yapılan araştırmalarınsa kadınların âdet dönemlerinin yapmaları gereken işleri engellediğini söyler. Yine aynı kitapta yer alan, 28 Mart 1912 yılında New York Times gazetesinde yayımlanan, L.S. Hollingworth’a ait makale, kadınların âdet kanaması gibi fizyolojik bir mecburiyetten dolayı tedirgin olduğu; sağlıklı düşünemediği ve kavga çıkardığını söylerken bu durumu zihinsel bir bozukluk olarak niteler.
“Özel günler artık daha güzel”
Makalenin yayımlanmasından 20 yıl sonra, Amerikan Savaş Fabrikaları’nda çalışacak kadın işçi gücüne ihtiyaç duyulduğunda, kadınların âdet dönemlerinde bile son derece sağlıklı ve becerikli olduğu için savaşta görev alabileceğinin ilan edilmesi şaşırtıcı. İkinci Dünya Savaşı sayesinde, kadınlar on yıllığına âdet sendromlarından kurtulmuş olmalarının sevinciyle pedlerini havaya atıyor, kadın asker birliği göreve başladığında ordu raporlarında yer alan övgü dolu metin, kadınların olağanüstü başarısını kutluyordu:
“Kadınlar, yönetim, yükseklik bulma, radar ve projektör kontrol sistem operasyonları gibi hassasiyet ve el becerisi gerektiren işlerin tümünde erkeklerden üstün gelir. Günlük tekrarlanan görevleri erkeklere göre daha iyi yapar.”
İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinin ardından, kadın destek ordusundaki sayının azaltılmasıyla, on yıldır havada asılı duran pedler, tekrar kadınların kucaklarına düştü. Kadınlar, âdet döneminde çalışma hayatlarındaki yetersizliklerine ilişkin bir dizi araştırma ile mutfaklarına geri gönderildi.
“Kendinizi yenileyin her an; her yerde”
Âdet dönemi, bu döneme ilişkin sıkıntılar, kadının cinselliği… Hepsi beraberinde bir dizi çelişkiyi getiriyor. Kadınlar, pedlerini eczanelerden utana sıkıla alırlarken; sırdaş ambalajlar her televizyon reklamında kadınları bu utançtan nasıl koruduğunu bağırarak ilan ediyor. Kadınların bu dönemde arızalı olduğuna dair birçok makale yayımlanırken bu durumun kökeni ve tedavisi ile ilgili yeterli sayıda çalışmaya ulaşılamıyor. Âdet olmanın saklanması gereken bir durum olduğu öğütlenirken; kadının cinsel hayatı ve ahlaki duruşu aynı durumu üzerinden tartışmaya açık hale geliyor.
Bacak arasından gelen kan, doğurganlığın başlangıcını, kadının koruması gereken “namus”unu haber veriyor. Her uğrayışında yanında uykusuzluklar, gerginlikler ve sancılar getirerek bu durumu tekrar hatırlatıyor. Bir sabah bir kız çocuğu annesine gizli bir şeyden bahsediyor. Kusur ve kimsenin bilmemesi gerekiyor.
Eyvah, namus geliyor.
nazlikalkan@gmail.com