Yayın



 
Beat tarihinin peygamberlerinden William S. Burroughs’un Çıplak Şölen’i 50. yılı vesilesiyle Versus Kitap’tan yayımlandı. Bu zaten iyi bir haber de 1998’de bulunan yeni metinlerle zenginleştiriliş bir baskı olması işin içine başka bir heyecan boyutu katıyor. Çıplak Şölen’i uzun uzun anlatmaya gerek yok herhalde. Ama okumayanlar için bundan iyi bir fırsat yoktur. Şölene buyrun.
 

Albüm


Karin Dreijer şu aralar alemin en kuul kadın müzisyeni olma konusunda rakipsiz. Merak edenler Fever Ray olarak İsveç’teki ödül konuşmasını izlesin. (kısaca youtube’e “fever ray p3 guld” yazın.) Fever Ray geçen yılın en güzel iyilerinden biriydi, Röyksopp’un da son albümünde yer aldı. Ama Dreijer’ın asıl evi The Knife. 2006’daki oldukça popüler Silent Shout’tan sonra bu sefer çok daha büyük bir projeyle karşımızdalar. Darwin’in Türlerin Kökeni eserinden yola çıkılarak yazılmış bir opera olan Tomorrow, In a Year. Operayı büyük ihtimalle buralarda izleyemeyecek olacağımızdan albüm olarak yayınlanması bizim gibi hayranlarını mutlu ediyor. The Knife’ı oluşturan Karin ve Olof Dreijer’ın yanı sıra Mt. Sims ve Planningtorock’ın yer aldığı albümde ayrıca Jonathan Johansson ve mezzo-soprano Kristina Wahlin Momme da yeralıyor. Kısaca, demedi demeyin Dreijer’ın elini attığı her iş giderek büyüyor. O şu an dünyanın en kuul kadını.


Joanna Newsom 2006’daki muhteşem Ys albümüyhle müzik dünyasında kendine çok özel bir yer edinmişti. Onun devamı heyecanla beklenen Have One From Me de yine Drag City etiketiyle yayınlandı. Newsom’un deyimiyle ilk iki albümünün karışımı olan çalışma, Ys’de yeralan Van Dyke Parks ve Steve Albini’nin yokluğunda daha rahat bir havaya ve çeşitliliğe sahip. 3 CD’den oluşan Have One From Me bu harika müzisyenin külliyatında gururla taşıyacağı ve umarız ki dahası gelecek birçok başyapıttan bir tanesi olacak. Yetkililere de burada seslenelim bir Açıkhava veya CRR fena olmaz hani.

Saykodeliya camiasından da haberlerimiz var. İlk olarak Citay’in yeni albümü Dream Get Together yayınlandı. 2006’dan beri 3. albümleri. En başından beri dikkatle takip ettiğimiz grup, Ezra Feinberg ve Tim Green tarafından bir stüdyo projesi olarak doğmuştu. Yavaş yavaş canlı performanslara da başladılar. Gitar melodileri konusunda uzmanlaşmaya başladıklarını söylemeli. Saykodelik pop-rock diyorlar çaldıklarına. Bizi bozmaz. Erkin Koray ve Moğollar hayranlığıyla bir kaç senedir Voice of the Sven Woods adıyla “turkish psychodelic rock” türünden ürünler veren genç Manchester’lı dostumuz Rick Tomlinson adını Voice of the Seven Thunders ’a çevirip gene buralı melodilerle dolu bir albüm yayınladı. Oldukça keyifli bir çalışma. Hani çok da masrafı yoktur, şöyle bir Türkiye turnesi yakışır.

D2GG ya da uzunca Daire 2: Genaral Gramofon, ilk albümleri Prime’ı çıkarttı geçenlerde ve internet sitelerine koydu. Ücretsiz indirilebilen albüme geçmeden önce Gökhan Deneç ve Gökhan Goralı’dan oluşan D2GG ile ilgili birkaç kelam edelim. Memlekette Einstrünzende Neubauten konserinin açılışındaki performanslarıyla ismini duyuran ikilinin doğaçlama ağırlıklı minimalist ve ambient müziklerininin soundscape’e yakın durduğunu söylemek mümkün. Özellikle konserleri sürprizlere gebedir. Albümde ise daha tasarlanmış bir ses örgüsü var ister istemez. Kafada uçuşan sesler, mırıldanmalar ve özellikle Goralı’nın gitarıyla kapağındaki karabatak hüznünü barındırıyor. D2GG’nin manzaralarına gömülmek için beklemeyin deriz.

Peter Gabriel’den 8 yıl sonra yeni bir albüm! Ama cover albüm. Nasıl olacak diyorsanız Scratch My Back’e ilgi gösterin. Bu tarz albümlere hemem önyargıyla yaklaşılsa da Gabriel ustalığının hakkını veriyor. Özellikle de seçtiği şarkılarının çoğunun oldukça güncel Bon Iver, Elbow, Arcade Fire, Regina Spektor gibi isimlere ait olması pek güzel. Onların dışında Talking Heads, Paul Simon, Lou Reed, Neil Young gibi efsaneler de Gabriel’in ellerinde yeniden hayat bulmuş. Özellikle Robert Wyatt’ın da katıldığı Radiohead’in “Street Spirit”i tüy dikenleştirme konusunda oldukça başarılı. Sonuçta anlatılacak bir albüm değil. Sadece, başlayınca sonuna kadar da dinliyorsunuz. Bu arada şarkılarını yorumladığı isimler de birer Gabriel parçası yorumlayacakları I’ll Scratch Yours’un çalışmalarına başlamışlar bile.
 

Film

 
Geçen Filmekimi’nde Gel Porno Çevirelim ismiyle oynayan Humpday’i izleyenler olmuştur. Sundance Festivali’nde Bağımsızlık Ruhu Jüri Özel Ödülü alan film, hâlâ vizyona girmediği için bir hatırlatalım, çünkü izlemeyen kalmasın istiyoruz. Lynn Shelton’ın ilk ses getiren filmi olan Humpday, basit bir fikrin zekice işlendiğinde ne kadar başarılı bir filme dönüşebileceği konusunda ders niteliğinde. Evlenip düzenli ve huzurlu bir hayata geçen Ben, anlayışlı da bir kocadır aynı zamanda. Bir gece ansızın üniversite arkadaşı Andrew kapıyı çalar ve şehride geçireceği birkaç gün orada kalacağı belli olur. Tam bir bohem olan Andrew, artık Ben’in hayatınca olamayacak kadar tuhaf bir yaşam sürmektedir ve Ben eski günlerini hatırlar. Filmin Türkçe ismi olacakların gerisi için fikir veriyordur, daha fazla uzatmayalım. Ama mükemmel diyaloglarıyla zekâ dolu bir hikâye olduğunu tekrar belirtelim.


Wes Anderson’u artık tartışmak ve tanıtmak zamandır. Her yeni filmini heyecanla bekledik ve hiç birinde hayal kırıklığına uğramadık. Yeni filmi Fantastic Mr. Fox’u stop-motion çekeceğini öğrendiğimzde ise bir şüphe düştü içimize. Eh ne yalan söyleyelim son zamandaki animasyon ve çocuk kitapları bombardımanından biraz sıkılmıştık. Yanılmışız. Anderson’un kendine özgü yeteneği bu çok eğlenceli filmin her yerinde. Hatta stop-motion’ı öyle bir yere getiriyor ki Pixar’ın üç boyutlularından sıtkı sıyrılanlar için de çok keyifli bir tecrübe. Filmde George Clooney, Meryl Streep, Wally Wolodarsky gibileri seslendirmede çok başarılı işler çıkarırken, Jarvis Cocker’ı da Pulp sonrası söylediği en güzel şarkısının da bu filmde yeraldığını belirtelim.
 

Dizi

 
50’sinde bir kimya hocası kanser olduğunu öğrenirse ne yapar? Tabii ki hayatını boşa geçirdiğini düşünüp şehrin en sağlam crystal meth’ini pişiren adam olur ve uyuşturucu baronu olmaya aday olur. Bu arada eşi de bir kız çocuk beklemektedir. Tabii olay bu kadar basit! değil. Komedilerden tanıdığımız Bryan Cranston’un can verdiği Walter White’ın enteresan hikâyesini anlatan Breaking Bad’in 3. sezonu bu ay başlıyor. Anti-kahramanlık konusunda Gregory House veya Dexter Morgan’dan aşağı kalır yanı olmayan White’ı son bıraktığımızda işler iyice boka sarmıştı. Şu ana kadar hem estetiğiyle hem de sağlam senaryosuyla favorilerimiz arasına giren dizinin yeni sezonu büyük ihtimalle kaderini de etkileyecektir. Jesse Pinkman rolünde harikalar yaratan Aaron Paul’e de dikkat çekelim unutmadan.
 

Festival

 
8. Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 12-21 Mart 2010’da İstanbul’da, Fransız Kültür Merkezi, Goethe Enstitüsü, İstanbul Modern salonlarında, ardından 10-11 Nisan'da Kars, 17-18 Nisan'da Sinop’ta olacak. Ayrıca bu yıl, Creteil Kadın Filmleri Festivali (Festival De Films De Femmes) ortaklığıyla 29 Mart - 4 Nisan tarihleri arasında Türkiye'den kadınların filmleriyle Fransa'da olacak. Festivalde; Marleen Gorris Toplu Gösterimi, Carole Roussopoulos Anısına, Ermenistan KIN (Kadın) Filmleri Festivali Seçkisi, Jin Jiyan Azadi!, Cins Cinsiyet Cinsiyetler, 30 Yıl Sonra 12 Eylül, Sinemada Kadınlar: Melek ya da Şeytan, Masum ya da Fettan ya da Hiç Kimse! bölümlerinde gösterilecek filmlerin yanı sıra Anneke Smelik’in katılacağı bir panel, yönetmenlerle söyleşiler var. İstanbul’da her akşam film gösterimleri ve özel etkinliklerle Akşam Festivali, festival kapanışında 2. Altın Bamya Ödülleri’ni de unutmayalım.

İlki 2009 yılında gerçekleştrirlen Art By Chance Ultra Kısa Fim Festivali’nin seçkisi bu yıl da birçok ülke ve şehrin yanısıra 10 Mayıs 2010 tarihinde İstanbul, İzmir ve Eskişehir’in alışveriş merkezleri, havaalanları, metroları ve barlarında gösterilecek. Tabii erken davranmamızın sebebi Mart ayı sonuna kadar bu festivale katılım şansınızın olması. Bu yıl “zaman” temasını; “modern insanın en büyük dertlerinden birinin şehir yaşamının kurgusunu nasıl değiştirdiğini ve zaman kavramının farklı belleklerde nasıl yer edindiğini” üzerinden işleyecek 30 saniyelik kısa filmler arıyor. Basit zordur ama iyidir. Festivalle ilgili daha detaylı bilgi için: http://turkey.artbychance.org.
 

Sergi

 
Vehbi Koç Vakfı Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi, Selçuk Artut’un “A/B” isimli bilgi çağı etkilenişli sergisine ev sahipliği yapıyor... Sergi, sanatçının çeşitli anlatım ve algı kavramları üzerine kurguladığı yakın geçmişinden ve günümüzden birçok sanat projesini bir araya getirmekte. Sanatçının anlatım ve algılama arasındaki ilişkiye odaklanan sergisi, 10 Şubat – 20 Mart 2010 tarihleri arasında açık olacak. Amerikan Hastanesi Sanat Galerisi’ni, Pazar günleri hariç 10:00-19:00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.

 

Atölye

 
1 Nisan – 3 Haziran tarihleri arasında gerçekleşecek Notos Felsefe Atölyesi’nden kısaca dem vuracağız, çünkü yerimiz dar. İoanna Kuçuradi, Doğan Özlem, Betül Çotuksöken, Saffet Murat Tura, Erkut Sezgin, Kaan Özkan, Mehmet Barış Albayrak gibi önemli isimleri bir araya getiren atölyenin içeriği ve daha ayrıntılı bilgilere http://notosedebiyatatolyesi.blogspot.com/ adresinden ulaşabilirsiniz.