Neresinden tutayım?!


Cem Çınlar
Zor durumdayım. Sürekli baskı altında...
Bazen ellerim terliyor, titriyorum. Biraz düşünsem gerilmeye başlıyorum. Yüksek sesle konuşur hale geldim. Sözümün değil de sesimin dinlenmesi gibi acı bir mahkumiyet yaşıyorum. Pişmek için beklerken dibim tutmuş haberim yok. Derin bir nefes almak istiyorum artık. Huzura kavuşmak. Yaşamak istiyorum. Kendimce, kendimle.
Korkuyorum. Her geçen gün daha büyük bir şiddete evrilen hayatımdan… Farkında değil misin? Çevremdeki her şey endişe verici! Pislik içinde. Vücuduma bile sinmiş. Bu pis koku mu beni bastıran? Başkasının fark etmediği ama sürekli benimle olan… Domuz gibi.
Eskiden domuz gelirmiş bizim evin yanına kadar. Babamın beylik tabancası belindeydi hep. Çiftesi ise duvarda. Korkusundan… Hikâyeler anlatırdı: ananeme domuz saldırmış. O gün ölmüş kadıncağız. Karnını yararmış insanın. Halam da benzer bir nedenden göçüp gitmiş. Ben hatırlamıyorum. Küçükken de korkmazdım bu hikâyelerden. Gözümle gördüğüm şeyden çekinmem. Beni korkutan hayvanlar olmadı hiç. Hatta çoğu zaman onların küçük dünyalarına konuk olmaktan büyük haz aldım.
Korku deyince başka bir şey geliyor aklıma: kelimeler. Kısa ve kişiye özel tanımlı olanlarından. Süslü püslü görünüp, hakkında methiyeler düzülen fakat içi boş olanlarından. Namus gibi, töre gibi, onur, iffet, şeref… Herkesin bildiği, varlığını kabul ettiği ve ilginçtir ki tanımlayamadığı kelimeler. Erkek egemen dünyanın boşluğa düşmüş kelimeleri. Her yerdeler. İzlediklerimde, okuduklarımda, hatta konuştuklarımda…
Nerede başlar, nerede biter? Kim, nasıl bulur, nasıl kaybeder? Ne zaman gelir, gider? Nasıl olur da gece daha yoğunlaşır da gündüz hafifler? Işığa karşı duyarlı mıdırlar? Kim bilir bunları Allah aşkına?! Bu tartışılmaz, hayatıma yön veren, toplumda kabullenmemi sağlayacak “yüce” kelimeler neden hep benim omuzlarımda? Asıl anlamakta zorlandığım şey: neden babamın, ağabeyimin, eşimin, hatta mahallemin namus yükünü taşımam gerektiği? Dünya benim üzerimden dönecekse değerli bir varlık olmam gerekmez mi? Eğer öyleysem bunu hissetmeme neden izin vermiyorsun? Kokuyu alıyor musun?
Annem “Kadın olmak zor kızım,” diyerek büyüttü beni. Okumak istediğimde ise ilk engelleyen o oldu. “Hayatını daha da zora sokma,” derdi. Yaşadığı hayata zorunlu olmadığını anladığındaysa yetmişindeydi rahmetli. Ölmeden bir ay önce konuştuğumuzda son öğüdü “Okumak yetmez, yaz kızım” oldu. Eskiden taş kaydırırdık denizde. Annem öldüğünden beri, suya fırlatılmış taş gibi nerede batacağımı bilmeden ilerliyorum. Hatırası dışında bıraktığı tek miras yükleri oldu. Sadece toplumun yükledikleri de değil üstelik. Kendi isteğiyle aldıklarıyla beraber koca bir miras. Yoruldum.
Kaç yaşına geldim halen istediğimi söylemekten çekindiğim olur. Kendimi nasıl ifade edeceğimi bilemediğim. Sustuğum. Kimseye zarar vermek istemiyorum. Kimse söylediğim sözden, yaptığım bir şeyden ya da aldığım bir karardan zarar görmesin istiyorum. Oysa her karşı koyuş özünde şiddet barındırıyor. “Ben” olmak nasıl başlar bilemiyorum. Neler yapmam gerektiğini de. Annemin tavsiyesi çıkış yolum. Benzememek için yıllarımı harcadığım o kadının bir sözü. Yazıyorum. İçimi kurutan sorularımı yazıyorum. Sizinkiler azalmış da benimkilerle ilgilenmek istermişsiniz gibi. Çaresiz.
Ara sıra başka bir şehre, hatta ülkeye gideyim diyorum. Ne kadar uzağa gitsen de içindekinden kaçamıyorsun. Endişe, korku yine bulur beni. Daha doğrusu ben endişelenecek ya da korkacak bir şeyler bulurum. Sorunun ülke ya da şehir olduğunu düşünmüyorum artık. Nitelikleri farklı olsa da dünyanın genelinde benzer sorunlar var. Erkek egemen dünyanın “iktidar sorunları”. Seni sen yaptığını iddia ettiğin şeylerin dışında iktidarsızlığının yükünü de omuzlarıma bırakman beni onurlandırmalı mı? Yarattığın dünyaya beni de çekerek senin gibi iktidarla şehvetlenmemi mi bekliyorsun? Paylaşamadığın şey ne? Sevdiğini söyleyerek ölümüne baskıladığın kişi mi? Ben?! Bulamadığım.
 
cemcinlar@yahoo.com