Bir düşüşün hikâyesi: Falling Down a Mountain


Can Hankendi
Az çekmedik, içimizi kemiren dumanlı bariton seslerden. Cohen’in o ünlü mavi yağmurluğuyla yağmurda şemsiyesiz yürümenin güzelliğini keşfettik. Curtis’le “izolasyon”un bazen bir gereklilik olduğunu anladık. Waits’le, viski içmenin sağlığa her zaman zararlı olmadığını, Cave’le ise âşık olduğumuz ama aşkımızın karşılığını bulamadığımız kadınlara, cevabını bile bile “Beni seviyor musun?” diye sormayı ya da Tanrıya ‘”Hadi gel biraz dışarda yürüyüp sonbahar havasını soluyalım,” diyebilmeyi öğrendik. Bilmeye değer şeylerin öğretilemeyeceğinin (1) farkında olarak ve sadece kendi hikâyelerini anlatarak bunu başaran bu isimleri, Tindersticks’ten bahsetmeye başlamadan önce anmadan edemedim. Zira topluluğun vokali ve şarkı yazarı Stuart Ashton Staples, efsaneleşmiş bu isimlerin ‘90’lardaki yansıması olarak bizi ihya etmeye devam ediyor.
Bariton bir hikâye anlatıcı, caz, soul etkileşimli bir tempo ve kusursuz yaylı düzenlemeler ile dönemin grunge, Brit pop egemenliğindeki atmosferinde, seslerini duyurabileceğine inananan 6 müzisyen, Tindersticks çatısı altında toplandığında sene 1991’di. 2003 yılına kadar yaptıkları, birbirini aratmayacak 6 albüm ile müzik dünyasındaki kendilerine has, ayrıksı yerlerini çoktan edinmiş olan Nottinghamlı topluluk, 2006 senesinde kurucu 3 üyesinin ayrılmasıyla ufak çaplı bir deprem atlattı. Özellikle multi-enstürmentalist Dickon James Hinchliffe’in ayrılması, Tindersticks’in imzası haline gelen sound’un bir daha yakalanamayacağı konusunda ben dahil, çoğu müzikseveri şüpheye sürüklemişti. Aslında bu şüphelerin yersiz olmadığını 2008’deki dönüş albümleri The Hungy Saw ile görmüştük. Evet, Tindersticks’in imzası artık değişme yolundaydı, ama neyse ki isabetli yöne doğru bir değişim yoluydu bu.
Nick Cave, Tom Waits, PJ Harvey gibi isimlerle çalışan trompetçi Terry Edwards’ın fusion kokulu, mırıldanan eşlikleri ve jazzy ritimlerle açılan albüm, Staples’ın yolunda gitmeyen ilişkileri anlatan hikâyelerine de “Bir dağdan düşüyorum / Neden gelmiyorsun, yakala beni,” dizeleriyle başlıyor. Staples’ın “motown”a borcunu ödediği “Harmony Around My Table”, albümün doo-wop vokalli, glockenspiel’lı majör tondaki zirvesini oluşturuyor. 2006’da kan kaybeden topluluk, bu kayıpların nasıl yeni kapıların kilidi olabileceğini “Peanuts” ile göstermiş. Kanadalı kült vokal Mary Margaret O’Hara ile Staples’ın düeti, alıştığımız Tindersticks yaylı düzenlemelerinden uzak minimal bir ballad. “Sen fıstığı seviyorsun, benim için farketmez / Ben seni seviyorum / O zaman ben de seviyorum fıstığı.” sözleriyle bir ilişki muhasebesi yapan ikilinin uyumu dinlemeye değer. Calexico’yu andıran İspanyol gitar ritimleri ve viyolonsel, flüt eşlikli “She Drove Me Down” ve Velvet’in Loaded albümünde dinlesek şaşırmayacağımız nitelikteli “Black Smoke”, Tindersticks’in evrilen sound’unun en büyük iki kanıtı. “She Drove Me Down”daki “Beni bir tren gibi sürdü / Hızla ileriye atılan buharlı bir tren gibi” dizeleri ise Staples’ın ilişkilerin portresini çizdiği bir tablo haline getiriyor şarkıyı. “No Place So Alone”daki güçlü organ ve gitar eşlikleri ise Tindersticks’te eksilen seslerin nelerle doldurulmaya başlandığını gösteren kırılma noktalarından biri. Kapanışı ise Staples’ın vazgeçilmezi olan melankolisinin iki ürünü, iki piyano şarkısı yapıyor. “Factor Girls” ve “Piano Music” ile birlikte Staples’ın bu 10 şarkılık “dağdan düşüşü”ne ilk anından son anına kadar tanıklık etmiş oluyoruz.
Ne kadar içimizi kemirse de müzik dünyasının bu dumanlı seslere her dönem ihtiyaç duyduğu bir gerçek. Lanegan, Staples gibi popüler kültür sahnesinde göreceli olarak alt-akım olarak nitelendirilebilecek isimlerin bu ihtiyacımıza karşılık verebilmeleri, müzik dünyasında işlerin hâlâ bir nevi yolunda gittiğinin göstergesi. Bakalım ‘10lu yıllar bize yeni baritonlar sunacak mı, bekleyip göreceğiz.
 

(1) Oscar Wilde - A Few Maxims For The Instruction Of The Over-Educated

hankendi@usc.edu