YAYIN
Rivka Galchen’in ilk romanı Atmosferik Rahatsızlıklar, geçen sene Amerika’da bayağı bir infial yaratmıştı. Ne mutlu ki Siren Yayınları kısa bir süre sonra Türkçe’ye kazandırdı eseri. Hem de Hira Doğrul çevirisiyle. Leo Liebestein biraz antisosyal bir psikiyatristtir. Kraliyet Meteorolji Akademisi’nin gizli ajanı olarak çalışan ve hava olaylarını yönlendiren bir güce sahip olduğunu sanan Harvey adındaki hastası sürekli kayıplara karışmaktadır. Leo istemese de karısı Rema’nın teklifini kabul eder ve hastasına yakınlaşmak için kendisinin de akademi için çalışan bir ajan olduğunu, uydurdukları senaryonun inandırıcı olması için de Tzvi Gal-Chen adında bir meteorolojistin altında çalıştığını söyler Harvey’e. Bu arada karısı Rema’nın birileri tarafından dublörüyle (doppler-ikizi) ile yer değiştirdiğine inanmaktadır. Leo hem karısını, hem de Harvey’i bulmak için yanıtları Tzvi Gal-Chen’de aramaya başlar. Sinemaya uyarlanırsa Charlie Kaufman ya da Michel Gondry’nin zekâsından çıkabilecek karmaşada bir kurgu. İnsan psikolojisi, atmosfer hareketleri, algının akıl almaz işleyişi ve hayatın karşımıza çıkarttığı işaretleri okumak üzerine alışık olmadığımız bir metin.

Zafer Yalçınpınar durmuyor. Bu ay da yeni şiir kitabı Meydansız raflarda yerini aldı. Çalışma hayatının getirdiği bayağılıktan politikaya, denizden ritme ve müziğe; imgelemini dolduran tüm gündelik ya da estetik konuları klişelere kapılmadan, dili, heceyi, susmayı bilerek, bile isteye bozarak yeniden yazıyor. Kımıltısız bir büyüklüğü kafa göz yararak yürüyor. Hayatın gelişine voleler atıyor, kim kime kim duma, Zafer Yalçınpınar’dan size. Şair’in yolun başıda olması heyecanlandırıyor okuyanı.

Sadık Yemni’nin, baş kahramanı Sarp Sarpmaz’ın İzmir’de geçen kendi tabiriyle “dehşetli tirildemeli” maceraları Muska ve Öte Yer’i yazmasının üzerinden on küsür sene geçti aslında. Ama hani çocukken izlediğiniz bir korku veya gerilim filminin tadını bir daha alamazsınız da hep o tadı ararsınız ya, işte bu iki kitap onu başarmıştı. Argoyu kendine has bir şekilde kullanması da akıllarda yer etmişti bu kitapların ardından. Daha sonra bir dizi bilim kurgu denemeleri oldu kendisinin ve tabii tüm bunlardan önce bir o kadar başarılı polisiyesi Amsterdam’ın Gülü’nü de saymak gerek. Tüm bu güzellemeler son çıkan öykü kitabına bahsi getirmek için aslında: Hayal Tozu Gölgecisi. Yazarın ilk öykü kitabı aynı zamanda. Kitabın tanıtım metninden öğrendiğimize göre yine bilinmezlerin korkulu gölgeleriyle haşır neşir oluyormuş öyküler ve hepsini okuduğumuzda aslında tek bir bilinmezin farklı yansımalarını görüyor olacakmışız.
 
ALBÜM
Geçen yılın en heyecan verici debütlerinden birine imza atan Bon İver, nam-ı diğer Justin Vernon, bir orman kulübesinde kaydettiği For Emma, Forever Ago’dan sonra arayı soğutmadan bu sefer teşekküllü bir stüdyo kaydettiği EP’si Blood Bank ile karşımızda. EP ile aynı adı taşıyan şarkı For Emma… için kaydedilmiş ancak canı koymak istememiş. Bir arkadaşımızın dediği gibi “Coldplay mi bu?” sorusunu akla getirse de onlardan çok daha güzel bir müzik olduğu söylenebilir. Blood Bank tarzda bir değişim vaadetmiyor ama Vernon’un elinde daha kurşun olduğunu müjdeliyor.

Müzik ortamına hızla giren ve heyacanlandırdığı kitleleri peşinde sürükleyen Franz Ferdinand, üçüncü albümü Tonight’ı çıkarttı. İki CD’den oluşan albüm açıkçası biraz tadımızı kaçırdı. Birbirinin devamı, aynısı gibi tınlayan ilk iki albümden sonra takipçisi de olsa, insan biraz farklılık istiyor. Farklılık yok değil aslında, ikinci CD tamamen elektronik ve bolca dub efektli dans şarkılarından oluşuyor. Ama ilk CD’nin tamamı bildiğiniz Franz Ferdinand şarkıları. Bir anlamda FF rüştünü ispatlayıp “çakma” Talking Heads olmadığını gösteriyor, çünkü Talking Heads’in deneyselliğinden eser yok onlarda. Tonight’ın ilk CD’sinden dinleyeceğiniz herhangi bir şarkı, ilk iki albümdekilerin biraz daha elektronik bezeli ve dans pisti remix’i gibi. Sadece, yeni dönem indie gruplarının olmazsa olmazı olan basın baskın yürüyüşleri ilk albümlerden farklı. Akılda kalan tek bir şarkı mı olmaz yahu? İkinci CD’ye gelince, Franz Ferdinand zaten indie ve post-punk’u dans pistlerine sokmuştu. Sadece dans şarkıları yapacağı bir CD için dub’ı keşfetmelerini bu post-punk geleneğe mi bağlamak lazım acaba? Her durumda dub boş kafayla dinlenir. Franz Ferdinand’ın da kafayı boşalttığı belli oluyor.

Van Morrison, 1968’deki efsane albümü Astral Weeks’i geçen yılın Kasım’ında tekrar ziyaret etti. Los Angeles’ta, Hollywood Bowl’da iki gece üstüste verdiği konserlerden alınan kayıtlar da Astral Weeks: Live at the Hollywood Bowl adıyla yayınlandı. Orijinali için fazla söze gerek yok, 23 yaşındaki birinin yapabileceği en iyi albüm. Konserler ise mix edilmemiş ham kayıtlarla sıcaklığını hissettiriyor ama 40 yılın da Morrison’un sesinden çok şey götürdüğünü, 1968’deki kaydın ne kadar büyülü bir an olduğunu ve bir daha tekrarlanamayacağını da hatırlatıyor bizlere.

Bat For Lashes, Pakistan-asıllı İngiliz indie’ci Natascha Kahn’ın mahlası. 2006 tarihli Fur and Gold ile kendine Fiona Apple, PJ Harvey gibilerinin arasında saygın bir yer kazanan Khan’ın genelde en zoru olan ikinci albümü de kapıda. Two Suns, Yeasayer ve Scott Walker’ın da katılımıyla ilgiyi hakediyor. Radiohead’e alt grup da olmuş ablamıza hayırlı işler dilerken, PJ Harvey’nin de John Parish’le ortaklığı A Woman A Man Walked By’ı da bu ay yayınlayacağını hatırlatalım. Eels, Giant Sand, Sparklehorse gibilerle de çalışmış Parish ile Harvey’nin bu 1996’dan 2. kez bir araya gelişi olacak.

Danger Mouse’un prodüktörlüğünü yaptığı Attack & Release ile 2008’in en ilgi çekici işlerinden birine imza atmıştı The Black Keys. Dan Auerbach ve Patrick Carney’den oluşan topluluk 6 yıldan sonra haklı bir biçimde daha geniş bitr kitleye seslenme şansını yakaladı. Dan Auerbach ise bu fırsatı kaçımadan kendi solosu Keep it Hid ’i yayınladı yakın zamanda. Tamamen analog ve eski ekol aletlerle kaydedilen albüm 29 yaşındaki Ohio’lunun The Black Keys’in esas adamı olduğunu kanıtlıyor. Sonuçta Auerbach’ın yolu açık büyüklerin arasına girmesine pek uzun zaman kalmadı.
SİNEMA
 
2004 tarihli bağımsız film It's All Gone Pete Tong, Ibiza partilerinin en gözde DJ'i Frankie Wilde'ın zirveden dibe vuruşu ve kendini ayağa kaldırma çabasının hikâyesi. Alemin en kral DJ'i olan Wilde, havuzlu evlerde tam bir sefahat sürerken bir gün sağır olur. İntiharın eşiğine gelen Wilde, sefahatten sefalete düşmüştür, hem de sağır bir sevgiliyle. Komik, vurucu, harbi ve dokunaklı bu filmin yönetmeni Michael Dowse. İngiliz komedyen Paul Kaye’in başrolde olduğu filmin müzikleri ise adında anlaşılacağı gibi Pete Tong’a ait. Filmin ismi ise 90’larda sıklıkla kullanılan, “Her şey boka sardı” anlamına gelen bir argo.

Adaptation, John Malkovich Olmak gibi filmlerin dahi senaristi Charlie Kauffman, yönetmenlik koltuğuna geçtiği ilk filmi Synedoche, New York ’u izleme şansı bulduk. Philip Seymour Hoffman’ın başrolünde olduğu ve yetenekli oyuncular Catherine Keener, Samantha Morton, Emily Watson gibilerin yer alıp, yer yer döktürdüğü film bir tiyatro yönetmeninin kendi yaşamına kurduğu sahneye ve oyunun gidişatına yön verirken kendiyle zaman-dışı bir yüzleşmesine yer veriyor. “Film içinde film” kulvarında pek yetenekli olan Kauffman’ın bu ilk işi durağan haline rağmen bir yüz verilmeyi hakediyor.

Kung Fu meraklılarının beklentilerini karşılayacak bir film gelmiyordu uzundur. Ama hiç beklenmedik bir anda Ip Man geldi. Wilson Yip’in (Wai Shun ve Wilson Yip’in türlü kombinsyonlarında bir sürü alternatif isim kullanıyor) yönettiği Ip Man (yip man okunuyor), henüz aralık ayında vizyona girdi Çin’de. Bruce Lee’nin de hocası olan Leung Chun’un bütün Çin’de bir efsane olmasına yolaçan dönemi yarı otobiyografik olarak perdeye aktaran film, Wing Shun ya da Wu Shu olarak bilinen dövüş sanatını tanımak için de iyi bir seçenek. Leung Chun (Ip Man) okul açmayan, şov yapmayan, aşırı alçakgönüllü bir kung fu ustasıdır. II. Dünya Savaşı patlak verir ve Japonlar bütün Çin’i işgal eder. Ip Man’in yaşadığı kasabadaki işgal kuvvetlerinin başındaki Japon genarali de dövüş sanatlarına çok meraklıdır. Askerlerini yenebilecek Çinli dövüşçülere bir çuval pirinç vermektedir. Ama bu dövüşlerin sonunda ölüm de vardır. Ip Man pirinç için dövüşmez, ölen Çinliler için çıkar meydana. Adı sorulduğunda ise “Bir Çinli,” der. Çok geçmeden tüm Çin’de Japonlara karşı başını dik tutabilmenin sembolü haline gelir. Dövüş sahneleri ve başroldeki Donnie Chen muhteşem. Karete Do mu, Kung Fu mu? Tarihte bunun yanıtı verilmiş zaten.

KONSER
 
Otto Santral Mart ayında elektronik camiadan önemli isimleri İstanbul’a getiriyor. Bunların en önemlisi Andy Butler ve projesi Hercules an Love Affair. 2008’in en çok ses getiren yeni gruplarından biri olan H&LA, kendi adlarını taşıyan ilk albümleriyle önemli listebaşarıları yakalamıştı. Alman house ustaları Booka Shade ve 2manydjs de yine Mart ayında aynı mekandalar. Kıt geçen kış aylarında, yer yer dans kafası…
H&LA 14 Mart, Booka Shade 7 Mart, 2manydjs 21 Mart 2009 - Otto Santral
 
TİYATRO
Bu yıl 40. yaşını kutlyana Dostlar Tiyatrosu, şu kriz döneminde önemli bir yeni oyunla 2009’a başlıyor. Howard Zinn’in yazdığı Marx’ın Dönüşü adlı oyunu Genco Erkal yönetiyor ve tek başına oynuyor. Marx’ın kendi yaşamıyla ilgili olayları konu alan oyun, Marx’ın New York Soho’daki aile babası halini tasvirliyor. Oyun temelde Marx’ın 19. yy’deki kapitalizmin eleştirisinin günümüzde hâlâ geçerli olduğu kanısında. 1976 yılındaki Emma (Emma Goldman hakk…) isimli ilk oyunuyla tiyatro dünyasına adım atan ve çok iyi eleştiriler alan Zinn; Marx’ın Dönüşü için 23 yıl beklemişti.
 
V. KargART Performans Günleri’ne Katılın
 
Nisan ayında beşinci kez gerçekleştirilecek Performans Günleri’nin yapısı ve içeriği değiştirildi. Konularında uzman moderatörler eşliğinde gerçekleştirilecek bir dizi atölye çalışması sonrasında ortaya çıkacak, üretilecek performanslar KargART Salonu’nda izlenebilecek. Mart başında belli olacak program uyarınca gerçekleştirilecek atölye çalışmaları ve ardından üretilecek performanslar için katılımcılar aranıyor. Nisan ayının ilk üç haftası atölye çalışmalarına, son haftası da gösterilere ayrıldı. Şu ana kadar kesinleşen isimler olan Damla Hacaloğlu, Deniz Aygün Benba, Tuna Pase, Evren Erbatur, Aylin Kalem ve Güray Dinçol gibi farklı disiplinlerden ve uzmanlık alanlarından gelen eğitmenlerin yürüteceği atölye çalışmaları ücretsiz gerçekleştirilecek. Ayrıntılı bilgi ve atölye programları için www.kargart.org (info@kargart.org, 0216 330 31 51, Oya Yalçın)
 
Kargaşa 9
Hack”leyin!
 
bir sanatçı / yaratıcı / üretici olarak hacker’ları; sanatın, pornonun, edebiyatın, politiğin, iktidarın tüm bağlantı noktalarıyla beraber kodlarını çözmeye çağırıyoruz! tüm bu “kargaşa”nın kodları nasıl kırılabilir ve yeni bir “kargaşa” nasıl yaratılır?
 
sanatsal üretimin tüm biçimleri ile bu seneki dokuzuncu “kargaşa”yı yaratmak üzere tüm başvurularınızı bekliyoruz!
 
Son Başvuru Tarihi: 24 Nisan 2009
 
Önemli Not: Başvurularınızı içeriğe ilişkin bilgi, kişisel bilgiler ve yüksek çözünürlüklü görselle birlikte yapmanız önemlidir.
 
Başvuru Adresi:
KargART, Kadife Sok. No:16, Kadıköy
 
Ayrıntılı bilgi ve sorularınız için:
Oya Yalçın
0216 330 31 51
info@kargamecmua.org