DENİZ FENERİ
H. İlksen Mavituna
- Benim böyle şeylerle uğraşacak zamanım yok. Bir yaştan sonra anlıyorsun, evet.. Tecrübe çok mühim.- Şimdi efendim, Sokrat’ın dediği gibi, tutkulardan temizleyeceksin kendini; erdeme giden yolda köreltmek gerek teni.
- Hayat öğretiyor insana.. bir yere kadar!
Şimdi –ben en çok anlamadığımda severim bir şiiri, bana kalırsa eksikle barışmak gerek, titremek, dalgalanıp etrafında dönmek– sanki hareket hiç mümkün olabilirmiş gibi, açın bir Xenon’a bakın! Hangi yer ola!? Mesafeyi, eksiği tüketmeye çalışmak, tamam (!), şu bildiğimiz delilik başka adlarla.
Sadık Hidayet’in butimardan vazgeçmesi boşuna değil, deniz kıyısına çöküp, denizin kuruyacağını düşündüğünden bir damla bile su içmeyen kuştan.
Bir de, ölümün çoğunlukla karanlıkla eş tasviri ya da en bildik olanın yeri rüyanın tek değnekçisi olarak karanlık,
düşünelim bunları ama düşünmekle kalmayalım, olmaz mı? Olur.
Karanlığa giriyorsanız (buna tek makul açıklama sevişmek ama, dur bi! Ne çok medet ummak imlâdan) aklınız hafsalanız şaşar, mesela dokunarak açıklamaya çalışırsınız etrafı. “Görmenin, bütün duyularımız içinde bize en fazla bilgi kazandırması ve şeyler arasıdanki birçok farkı göstermesi”nden bahsedemiyoruz artık, malesef.. karanlıkta en son medet umacağınız şey görmek zira. Şeylerin de farkı falan yok. Biliyorum bağlam saçmaladı ama tam da bağlamım orası olsun istiyorum ben: sevgiliyi öperken neden gözler kapanır peki? Belki kalmak istediğinden, sadece.
Karanlıkta, karanlık bir oda bir önyargıdan fazlası değil, karanlık sadece, orada her zaman eksik var, canınızın ona aktığı bir eksik, olmaktan da korktuğunuz, müsade ederseniz. Bence edersiniz. Önce panik, gözler hemen alışamadığından, sonra el yordamıyla bulunan yol. Rüya da ancak karanlıktan sonra gelir mesela, içinizden kopan o görüntüler ilk ışıkla dağılırlar. İşte, birine iliştiğinizde, her ilişme bir katılma olduğundan eksilirsiniz ya, ölmeye benzer o da, düşe, gerçeklikten başka her şey, önü de karanlıktır. Şimdi rahatsız oluyorum böyle etimoloji yapmaktan ama yine de yapıyorum; düşün adı boşuna düş! değil.
Düşünüyorum, kendime şaşıyorum, neden bu kadar çok güveniyorum düşündüğüme, istila edebilir miyim kendimi düşünmekle, tüketebilir miyim ya da geceyi; neden en sonunda yorgun düşüp, uykuya dalıyorum o zaman?
İnsanın gözü karanlığa alışır, panikleyip kafasını gözünü kırmazsa, orada da dinlenebileceğini bilir, aslında sadece orada dinlenebileceğini. Sevgiliyi öperken de o yüzden gözler kapanır.
İçime bakmak için gözlerimin dönmesi gerekmez, ilk ve ikinci anlamlarda. Gözleri açık olanın ayakları yere basar, allah korusun.
Gerçekçilik en sinsi retorik, toplanan çok olur yamacına, söyleyecek hiçbir şey yoktur çoğu zaman gerçekçiye; sağduyu çarpma işlemindeki sıfıra benzer. Söz hakkın da bırakmaz, ama dersen, bireyselleşmişsindir. Ben yine de katılamayacağım Bay Sahtegi’ye
“Taşlı tarlalarda kıpkırmızı bir gelincik Savaşmaz değmeyeceği ölümsüzlüklere,” diye diye saatleri mi aldı ama.. ikna değilim. Tek hareket x’ten y’ye olan değil. Yine de sonuna kadar delirmek zor değil mi? Ayrı ayrı da delirebilirdik ama, folie à deux, sana açık teklifim. Hem bak devrimciymiş aşk, o da ayrı delilik.
Sadece karanlıkta var.
Aklın yolu bir değil, zorlamayalım. ilksen57@gmail.com