21. yy’da “Aşk”


Vedat Ulukut
Aşk imkânsızı vermektir. 18. yy Fransasında böyle düşünülürmüş. O zaman ki dünyanın şartları, zamanın ruhunu iki tarafı olarak her an birbirine bağlamadığı (connect) için (SMS, e-mail, blackberry, MMS, kısaca cep telefonu) haliyle özlem, an, değer gibi kelimeler sonuna kadar anlam bulup, bütün boyutlarıyla yaşanıyormuş. Kavuşmak ise başlı başına bir sorun. Harcanan çaba yüksek olunca bunun sonucunda hissedilen mutluluğunda bir o kadar yüksek olduğunu varsayabiliriz.
 
Kısa / hızlı bir karşılaştırmadan sonra kendi yüzyılımıza dönebiliriz. Aşkını göstermek, ispatlamak için reklam boyunduruğunda, çevre dikizleme / denetlemesinde en ilginç sözleri ben söyleyeceğim yarışmasında; gazeteciliğin, haber vermenin kendini şirket hizmetine soktuğu 14 şubat eklerinde havaya uçuşan kartlarda, ilanlarda, kurnaz kadın figürünün işlendiği, öğretildiği zamanlarda; tabii bir de atıfta bulunulacak mit-hikâye lazım ki satış anlam kazansın. O zaman gelsin St.Valentine. Sayıma gider gibi sokağa çıkmak, yemekte koyun gibi dizilmek lazım ki “kaliteli” bir ilişkinizin olduğu ispatlansın.
 
Bu sadece bireylerin kendileri ve birbirleri için çabaladığı bir durum olmayıp topluma sundukları delillerdir. Bu zamanda en büyük delil ise pırlanta yüzük (bu aşamada M.M. Diamonds Are Girls Best Friend veya Madonna Material Girl bize popüler kültür yoluyla önerilen gerçeği hatırlatabilir) en büyük pırlanta en çok sevginin en büyük aşkın ‘kanıtı’ olmasının yanında tabi ki ilişki içinde koşullu/anlaşmalı iktidar olma durumunu da yol açmakta. (Son araştırmalar da erkeğin zengin olması ile kadın partnerin tatmini arasında doğru bir orantı olduğunu görülüyor.* Tabi bu durumda sosyal psikolojinin etkisini hissetmekle beraber söylemin başarısına da görürüz.) Ekonomik sistemin kültürel ve cinsiyet söylemlerine göre dağıttığı roller erkeğe ‘aşkı’ kanıtlayacak materyaller almaya veya lüks hayat standardı sunmaya iterken kadına da cici, bakımlı ,edilgen ve erkeğe sosyal hayat -kariyer ilişkisi bakımından artı değer kazandıracak faydalı rolünü sunar. Bu pırlanta meselesine geri dönecek olursak ‘ucuz’ ibaresiyle satılan bu taşlar genellikle elmas tozunun sıkışmasıyla oluşuyor burada da bir ‘herkes tüketebilir ve tüketmelidir ki kendini eşit hissetsin konumunun farkını fazla düşünmesin ‘ anlayışı kendini belli eder. Tabi bunu satıcının düşünecek hali yok, bunun ardında liberal ekonomik sistemin arzu politikaları yoluyla , toplumun bireyinin statükosunu gıdıklama cinliği var. Bu düşünceye akacağı bir de yatak lazım; kredi kartına 12 taksit; yani bankalar (burada ki handikap/trajikomik yön ise ayrıldığın kişiyi her ay sonu ekstrede hatırlayabilirsin). Sevgi ekonomisi tüketerek yaşayışın tek bir kolu , sadık müşteri istenci-ihtiyacı farklı arzuları da didikleyerek oluşturur ve sonra toplumsal bağlarla kişiden kişiye bulaşması beklenir.
Son olarak konunun hak ettiği anlam için bir cümle; Tamamlanmak son demektir.

 

*19 Ocak Radikal, Milliyet

vedatulukut@gmail.com