illüstrasyon: Dünya Atay

Jameson kalmamış


Muhabbet: Tayfun Polat – Utkan Çınar
Cenk Durmazel ve Erdem Uygan (nam-ı diğer CenkErdem), açıldığı günden beri Karga’ya gelirler. Müebbet Muhabbetlerini bir dönem Karga taifesiyle de yapmışlıkları çoktur. Ne zamandır bir vesile yaratmak isteğindeydik onları mecmuaya konuk etmek için. Sonra “Amaaan,” dedik, ne bekliyoruz. Karga’da Jameson kalmadığı bir gün seçtik. Buluştuk. Önce Tayfun, sonra Utkan sordu.
 
Dosya konumuz Aşk bu ay. Onunla başlayalım.
E: Şubat olması gerekmiyormuydu? 14 Mart sevgililer günü diyorsunuz.
C: 14 Mart abazanlar günü yapsaydık.
E: Haa tamam 8 Mart kadınlar Günü… Aşk konularını Cenk iyi bilir, o yüzden bütün soruları ona sorabilirsiniz.
C: Evet buyrun.
Nedir abi bu aşk konuları?
C: Aşk konuları tamamen saçma ve gereksiz konulardır. Dolayısıyla üzerine konuşulmaz.
E: Hani biliyordun.
C: İşte biliyorum. O yüzden saçma ve gereksiz olduğunu rahatça söyleyebiliyorum.
Başladığınızdan beri aynı kafada gidiyorsunuz. Takipçilerinizin gözünüzde çok ayrı bir yere sahipsiniz. Başlarken aklınızda bu yoktu herhalde?
E: Üniversitede arkadaşlık şeklinde başladı. Daha ortada radyo falan yokken böyle aramızda hahahihi konuşuyorduk.
Siz zaten hep kendi aranızda konuşurdunuz.
C: Hocalar da ne konuşuyorsunuz kendi aranızda, anlatın da biz de gülelim deyince, madem istiyorlar biz de bari bunu iş haline getirelim de para kazanalım dedik, 1990’da.
E: İlk olarak Hür FM’e girdik. Böyle başladı. Aslında biz bu sorularına kafa sallayarak da cevap verebilirdik. Böylece yazacak bir şey olmazdı.
C: Biz zaten genelde hep kafa sallarız sonra onlar boşlukları doldurur.
Son dönemde sizi biraz daha az duyuyoruz sanki?
E: Şimdi az duymak değil de, bir dönem çok duymak diyebiliriz belki. Show TV’de bir programımız vardı. Daha ulusal kanal muhabbeti.
C: Sinek TV’de de sürekli tekrarları vardı; yani zaplarken rastlama şansın şu andan 5000 kat daha fazlaydı. Şu an sadece yarım saatlik bir programımız var. Ve tekrarı da gece 3’te oluyor.
E: Sinek’te 2-2,5 saat sürüyordu ve rastlama imkânı daha fazlaydı. İşsel anlamda televizyon gene var. Bu aralar radyo yok ama işte reklamlar var bu seferde.
C: Yaa bozum oldun mu?
Bu Höyt…
C: Hötk!
Haber öncesi…
C: Tok karnına..
Nereden böyle haber öncesi program fikri çıktı?
C: Adını bizim koymadığımız tek program bu. Dediler ki format olarak böyle haberler olsa siz de bunları mizahi üslubunuzla yorumlasanız. Biz “Mizahi üslup diye birşey yoktur,” dedik. Üslup çok sevimsiz bir kelime. İsmi Hötk konmuştu. “Haberden önce mi olacak?” dedik. “Biz haber kanalıyız, burda her şey haberden önce,” dediler.
E: Mesela haberlerden bir tanesi bile bir sonrakinden önce…
C: Ama her haberden önce tok karnına oluyor muyuz? Hayır.
Biraz da Kadıköy’den bahsedelim öyleyse...
C: Ben bu Karga’nın bebekliğini bilirim. O zamanlar biz Kent FM’de program yapıyorduk. Ben de Moda’da oturuyordum. Her akşam 6-8 program vardı, çıkışta buraya gelir alt katta otururduk. O zamanlar üst katlar yoktu ve tavanı da yakmamıştınız. Bu arada Karga’nın alt kattaki tavanını yakan da Berk’tir burdan söyleyeyim...
E: Lu değil miydi oğlum o?
C: Lu değil. Lu ile beraber otururduk. O bir bas telinin saniyede ne kadar zangırdığı ile ilgili sayısal bir konuya girer ve 5 saat bunun üzerine konuşurdu. Sonra ben de beynim süngere dönmüş bir şekilde eve gidip düşerdim.
E: Her akşam bunu konuşmasına rağmen, şimdi sor bilmez.
C: Onun dışında Cem Çınlar rezalet müzik çalan bir insandır. Burda müzik yapmasına karşıyım.
E: Ben onun müzik dinlemesine de karşıyım. Aynı ortamda olduk mu biz de dinlemek zorunda kalıyoruz.
C: Cem Çınlar’ın kulakları alınsın kampanyasına başlamak istiyorum.
E: Kulakları çınlar.
C: Cem Çınlar’ın kulakları çınlasın. Ahmet Özgür’ün zaten kulağı yok. Kendisi o yüzden o koca zenci kıçını Karga’dan dışarı çıkarsın. Kötü bir DJ.
E: Zaten burası çok kalabalık falan olduğunda Berk Ahmet’i çağırır. Ahmet biraz çalar, boşalır burası.
C: “Çok dumanaltı oldu Ahmet bi gelsene,” diye çağırdıkları olur. Öyle yani, ben karşıya taşınmadan önce her gece buradaydık biz.
E: Cenk karşıya taşındıktan sonra da ben her gece buradaydım.
C: Ama biz Karga’nın Black Album’den önceki halini seviyorduk. Mutfak geldi Karga bozuldu.
Bir de Bahadır için de bir iki kelam isteyeyim.
E: Bahadır zaman zaman nazımızın geçtiği bir arkadaştır. Burası biraz boşsa ve ben de içiyorsam Faith No More koyaraktan beni sevindirmiştir.
C: Beni de Balina Oratoryosu çalarak sevindirmişti yaklaşık bir iki viski boyunca. Ama sonuçta onlar da memeli, onların da oratoryosu dinlenmeli.
E: Ama biz Kadıköy’den bahsedecektik; Karga’dan bahsettik.
C: Biz doğma büyüme Kadıköylüyüz esasen. Ama müzikte Kadıköy Sound denen şeye hiç inanmadım.
E: Ama kendisi malesef son 10 senedir Kadıköy’e 4 kere gelerek dayağı haketmiştir.
Fatih Terim’le dalga geçtiniz ya TVde alenen. Cüretkar bir işti. Tepki geldi mi buna?
E: Youtube’de bayağı saydırmışlardı Fatih Terim fanatikleri.
C: Orada kendi aralarında konuşuyorlardı. “Bence haklılar aq. Haksızlar aq. Küfretmeyin aq.”
E: Bize kötü bir şeyler gelmedi. Gayet destek vardı. O Youtube’dekilerin de samimi olmadıklarını, onlarında çok sevdiğini düşünüyorum. Zaten üstüne pek konuşulcak bir şey yoktu. Fatih Terim İngilizce konuşarak yeteri kadar…
C: Bir daha da gelmem Davos’a hesabı.
 
Utkan gelir, sormaya başlar...
 
Çok fazla radyo ve TV kanalı değiştirdiniz bunun belli bir nedeni var mıydı?
C: Çoğu kapandı zaten.
E: Kent FM mesela şu an yok. Cosmos kapandı. Hür FM yok. NTV ve Show Radyo dışında hepsi kapandı. TV’lerde de Kanal 6, Satel, Sinek öyle kapandı.

Şimdilerde her kanal değiştirdiğinizde farklı isimler altında yapıyorsunuz programlarınızı. Eskiden Müebbet Muahabbet’ti hep. Bu size daha konforlu mu geliyor?
E: Aslında biz hep Müebbet Muhabbet’i yapıyoruz. Şimdi mesela sadece arada haber görüntüleri var. Üzerine Müebbet Muhabbet yapıyoruz. Ama süper serbest olduğumuz, girip 1,5 saat konuştuğumuz MM’yi diyorsan onu Sinek’ten beri yapmıyoruz. İnsanlar bazen “Daha çok konuşun eski halinizi geri istiyoruz,” diyorlar ama bence zaten MM yaptığımız işin adı. Programın adı değil. Abesle Iştigal’i müsait olsa tekrar yapmak isterim. MM zaten her şekilde devam.
C: MM tadındaki skeçleri zaten biz çekip siteye koyacağız. Yenileniyor şu anda.
E: Orada internet televizyonu halinde yayınlayacağız.
C: Facebook, Myspace felan hiç bilmiyoruz.
Ruh hastası hayranlarınız çıktı mı bu kadar yıl sonra?
C: Ruh hastası derken bizi doğramak bıçaklamak isteyen mi?
O kadar radikal olmasa da yani.
E: Bir tane kendini vapur zanneden vardı. Belki biz ruh hastası olduğumuz için onlar bize normal geliyordur.
Bu kadar senede en fazla ne kadar ara verdiniz?
C: 1999-2001 arası.
E: Zorunlu bir araydı. Kriz patlamıştı, iş yokluğundan ara vermiştik. Biz yapmayalım diye değil.
C: O aralarda internet sitesine asıldık. Şu an ki internet sitesinde bulunan o harala gürele söylediğimiz şarkılar o dönemde kaydedildi.
Kendi isteğinizle bir ara verme isteği, sıkılma olmadı mı hiç?
C: Tam tersi. İş güç yokken bile hadi internet sitesine bir şeyler yapalım diyorduk. Bu içinde biriken bir enerji, bunu dışarı atmazsan değişiyorsun, daha saldırgan bir hale geliyorsun.
E: Cenk’le oturup normalde de Müebbet Muhabbet yapıyoruz zaten. Konuşmamız öyle. Bunu birilerine duyurma ihtiyacı, yayınlama ihtiyacı hissediyorsunuz.
Bu mecralardan en zevklisi hangisi? TV, Radyo ya da seyircili şovlar?
E: Hepsi çok keyifli de radyo en keyiflisi. Sıralarsam radyo, sahne ve sonra televizyon diyebilirim. Radyodaki o rahatlık kısmı çok güzel.
C: Bence önce radyo, sonra TV, sonra sahne.
Zaten bu işleri yapma sıranız da öyleydi.
C: Erdem onu benim sıramla yapalım dedi. Hayır benimkiyle yapıcaz dedim.
E : Olur mu? Ben sıramı şimdi uydurdum.
C: Sıramı savdım diyorsunuz.
Eskiden daha fiziksel programlar yapıyordunuz. Bir “Dengeli Beslenme” skeci vardır, sakatlığa yol açabilecek bir şeydi o. Artık girmiyorsunuz öyle olaylara.
E: Cenk ondan sonra böyle oldu.
C: Biraz dengesizleştim. Ya gene de yapabiliriz. Yani haberde bir balık varsa o balığı getirip kurcalayabiliriz. Programın süresinin 2 saat olması lazım. Ama şu anda mümkün olduğunca çok haber aksın, güzel yorum olsun, kısa olsun, süper absürde kaçıp da normal aile babası seyirciyi kaçırmayın durumu var.
E: Oraya sadece bakış açımızı ve jargonumuzu götürüyoruz. Giyinişimiz bile ona göre. Sinek’te yaptığımız gibi şemsiyeyle çıkamayız oraya.
C: Masadan düşerek açamayız programı.
E: O dediğin skeçte ama, Cenk gerçekten düşmüştü.
C: O kadar iyi rol yaptım ki herkes gerçek sandı. İyi rol yapsak laf, kötü rol yapsak laf, Alla Alla…
Herhalde bu Satel döneminizin zirve noktanız olduğu söylenebilir.
C: Evet. Çünkü neden? Haftada 5 gün 3 saat program var. Ne zaman açsan oradayız. Orada yaşıyoruz. Biraz manyamış bir durum var.
E: Bunun sebebi sadece Satel değil. Aynı 5 gün ayrıca radyodayız. İkişer saat de radyo vardı. Saat öğlen birden gece 12’ye kadar hiç susmuyorduk ki. Yayın olmayan zamanlarda da beraberiz zaten. Eve döndüğümüz zaman biraz salaklaşıyorduk.
C: Hem süre hem de haftalık sayı çok önemli. Gene o kadar yoğun yapsak olur. Bu doğaçlama durumuyla motor yavaş yavaş başlıyor çalışmaya, sonra adrenalinle beraber... (duruyor)
E: Bunları nasıl yazacaksın bilmiyorum ama Cenk böyle konuşur.
C: A H I R R B P.
Başka biriyle bir şey yapmak, başkalarının elinden tutmak gibi bir durumlar denk geldi mi?
C: Yok. Bir tek Show TV’de yanımıza bir kızcağız koymuşlardı. Bizim kızcağıza saydırmamızla sonuçlanmıştı o. Bizim kavruğu devredecek kimsemiz yok.
E: Dümbüllü’nün kavruğu diyorsunuz.
Müebbet Muahbbet dışındaki hayat nasıl geçiyor?
E: Benim bir ajansım var Galen diye, reklam ajansı, kardeşlerimle ortak olduğum. Burada Kadıköy’de bir atölyem var, torna işleriyle uğraştığım. Cenk’te müzik, bende bu işler.
C: Erdem eski tornoculardandır.
Malt nasıl gidiyor?
C: İyi gidiyor. Gitarist askerden yeni geldi. Şimdi süratle ev provalarına girip, Temmuz’da da kayda girip…
E: Bence yavaş yavaş yapın, yanlış çalarsınız falan…
C: İşte 2017 gibi… Bu albümde daha sert şarkılar koymayı planlıyoruz.
Kriz durumu konser durumlarını etkiledi mi?
C: Festivalleri etkiliyor. Bar programları tek tük devam ediyor.
E: Peki neden Türkçe Rock?
Lafı ağzımdan aldınız.
C: Rock’ı Türkler bulmuştur. Rakı sofrasında.
E: Hiç beğenmedim esprinizi.
Bu yabancı şarkılara Türkçe sözler koyduğunuz işleri albümleştirme fikri de vardı, yanlış hatırlamıyorsam?
E: Vardı. Hatta biz onları İskender Paydaş’la kaydettik de. Master halinde duruyor onda hâlâ.
C: Telif durumu ilginç. Mesela Metallica’nın One’ı vardı. Adamlar sizden yazdığınız sözlerin Türkçe mealini de istiyorlar. “War is a very bad thing” diye gitti adamlara...
E: “O Ne?” yapmıştık biz One’ı, “What’s This?” diye yazdık başlığı gönderdik yani…
C: Asistanlarına kadar gitmiştir en fazla, direk çöpe atmışlardır. İstedikleri paralar da çok komikti. Sting mesela 500 bin dolar istemişti. “İngilizcem Bile Yok” (Englishman in New York) için.
E: Metallica şimdi olsa kabul edebilir. “İstikrarsız Kaptan”ı (Final Countdown) da yaptık en son. Siteye koyacağız onları da.
O zaman son olarak o salak soruyla kapatayım. Cenk’le Erdem neye güler?
C: O zaman biz de klasik cevabımız verelim. Ben en çok Erdem’e, Erdem de en çok bana güler. Hoş Erdem bu aralar her şeye gülüyor ama…

 

tayfunpolat@hotmail.com, khgv@hotmail.com