Romeo ve Juliet şarkıları
Can Hankendi
Ölümü, yaşam kadar varoluşun bir parçası olarak görmesiyle ölüme en iyimser şekilde yaklaşan şairlerden biri olan Dylan Thomas bir şiirinde şöyle der:‘...
Yok olsa da sevgililer sevgi yok olmayacaktır;
Ölüme kalmayacaktır bu dünya.
...’
Yüzyıllardır anlatılagelen âşık arketiplerinin ölümle sonlanan hikayeleri, Thomas’ın bahsettiği bu yok olmayan ve ölümden sonra da devam edeceğine inanılan sevgiye; dramatik olduğu kadar iyimser ve umut dolu bir bakış getirir. Ölüm, bu aşkları sonsuzlaştırmış ve dünya ölüme kalmamıştır.
Ölüm karşısında aşkın gücünü vurgulayan bu edebi hikâyeler, birçok sanat dalı için vazgeçilmez esin kaynağı olarak zamanlarının ötesine de geçmeyi başarmışlardır. Özellikle, “aşk”ın temel üretim kaynağı olarak kullanıldığı müzikte, anlattıkları aşklar kadar ölümsüz olan bu eserlerin izlerini bulmak hiç de zor değil.
William Shakespeare’in Romeo ve Juliete’i, 19. yy itibaren Bellini’den Tom Waits’e kadar her dönem müziğe kaynaklık etmiş en belirgin eser olarak bu aşk hikâyeleri arasından sıyrılır. 1869 yılında P.I. Tchaikovsky’nin bestelediği Romeo ve Juliet Fantazi Üvertürü, günümüzde geleneksel bir biçimde “aşk müziği teması olarak kullanılan ezginin kökenini oluşturur. Bir başka Rus besteci Sergei Prokofiev’in mutlu sonla bitirdiği için dönemin “müzik otoriteleri” tarafından reddedilen balesi ise “Romeo ve Juliete” üzerine yazılan en önemli klasiklerden biridir. 2008 yılında Prokofiev’in ailesinin izniyle orjinalini dinleyebildiğimiz bu bale, standart orkestrasyona ek olarak tenör saksafon partileri içermesiyle 20. yy klasikleri arasında kendine özgü bir yer edinmiştir.
Klasik batı müziği dışında caz dünyasında da “Romeo ve Juliete” sıkça başvurulan bir kaynak olmuştur. 1956 yılında dönemin ünlü R&B şarkıcısı Little Willie John’un yayınladığı ve Peggy Lee’nin 1958’de meşhur ettiği Fever şarkısı, “Romeo ve Juliete”in popüler müzikteki ilk yansımalarından biridir. The Doors, Ray Charles, Elvis Presley, Tom Jones, Madonna, Beyonce, Celine Dion, Diana Krall onlarca farklı “cover”ı olan bu şarkıyı yorumlayanlar arasında en dikkat çekenleri. Sahibinin kim olduğu konusunda çeşitli iddialar olan Fever’ın sözleri “Romeo ve Juliete”ten nasibini alıyor: Romeo Juliete’i sevdi / Juliet aynı şeyleri hissetti / Kollarını ona dolayınca / “Julie, sen benim aşkımsın,” dedi
Amerikalı ünlü caz piyanisti ve grup lideri Duke Ellington’ın 1957’de yayınlanan albümü Such Sweet Thunder’daki The Star-Crossed Lovers şarkısı da müzikal anlamda “Romeo ve Juliete” hikâyesini en güzel anlatan standartlardan biridir. Parçadaki alto saksafonlar Romeo’yu, tenör saksafonlar ise Juliete’i seslendirerek, bu hikâyeyi müzikal boyuta taşımayı başarmıştır. (İlk kez Shakespeare tarafından “Romeo ve Juliete”te kullanılan “star-crossed” ifadesi, sonradan deyimleşmiş ve kaçınılmaz mutsuz kader ve şanssız anlamında kullanılmaya başlanmıştır.)
Rock müziğin önemli isimlerinden Bruce Springsteen’in Elvis Presley için hazırladığı ancak Elvis’in ölümüyle Robert Gordon tarafından ilk kez yayınlanabilen Fire şarkısı da bu ebedi aşka göndermeler yapmaktadır. Kendisini istemediğini söylerken, dokunuşuyla sevgisini açık eden sevgilisine, Romeo-Juliete ve Samson-Delilah aşklarını inkâr edemeyeceği gibi kendi aşkını da inkar etmemesi gerektiğini söyler Springsteen.
Yine rock müziğin efsanelerinden Lou Reed Romeo had Juliete şarkısında, Tom Waits ise Romeo Is Bleeding şarkısında Shakespear’in ilhamını müziklerine taşırlar. Popüler müzikteki en bilindik Romeo Juliete ezgileri ise ünlü İngiliz topluluk Dire Straits’e aittir. Topluluğun esas adamı Mark Knopfler’in, sevgilisi Holly Beth Vincent’la ayrılığını anlattığı Romeo and Juliet iki aşığın ilişkileri üzerine konuşmalarını anlatır. Juliet’in sözlerini “anlatıcı” rolüyle, Romeo’nun sözlerini ise birinci ağızdan dinleyicilere aktarır Knopfler. Shakespeare’den olduğu kadar, ünlü müzikal West Side Story’nin şarkılarından da esinlenen Knopfler, şarkıda Romeo’yu “aşka tutulmuş” bir halde “sokaklara serenat” yapan genç adam olarak tasvir ederek, modern zamanların aşk hikâyesine Romeo’yu başarıyla yerleştirmeyi bilmiştir.
Bu ölümsüz aşk hikâyesinin “modern zaman” ilişkilerinde bile “ideal aşk” figürü olarak kullanılabilmesi, hikâye kadar Shakespeare’i de ölümsüzleştirmiştir. Romeo ve Juliete’te anlatılan aşkın yer, mekân ve zamandan bağımsızlığı ise bu hikâyenin daha çok söze ve şarkıya ilham kaynağı olacağının en büyük göstergesidir. hankendi@gmail.com