Diyalekt
Tayfun Polat
Buradan bakmamı sağlayan Vedat Rona’ya...
Her şey birbirine bağlıdır. Bilirsin. Hatta genellikle kişi bağlarını daha güçlendirmek ister her şeyle. Bunun bir yöntemi olarak ya da tam da buna benzer biçimde, kişi birine bağlanmak da ister. Bağlanmak için özel bir şey yapmasına gerek yoktur. İlgi yeter. Neye ve niye olduğunu bilmese de, her şey ilgi ile başlar. Kimi ilk görüşte ilgisini çeker, kimi gülümsedikçe. Velhasıl ilgilenecek yeni bir kişi vardır, bağlanabilecek. Bu ilgi ve bağın sürekliliği önemli değildir. Sevi, sevinç getirir. Sevinç kişinin yaşamla bağı olur. Varoluşu. Bir süreliğine bile olsa, her şey birbirine bağlanır.
Her şey içinde tersini de barındırır. Bilirsin. Kapitalizmin işçi sınıfını doğurması ve içinde bulunduğumuz küresel krizden çıkışın ikisinin sentezi olmak zorunda olması gibi. Kapitalle sosyal hakların birlikte yükselmesi gibi. Sevi de bin türlü zıt duygu ve eylemi içinde barındırır. Ki zaten ortalıkta muhtemelen iki kişi vardır. Dolayısıyla iki kişinin bütün zıtlıklarını da içerir sevi. Birinin büyük bir huzurla bütün ilgisini bir başkasına yönlendirebilmesinin diğerini boğabilmesi gibi. Bir an bütün varoluşunun gerçek olduğunu hissedip, hemen akabinde yaşadıklarının gerçek olamayacak kadar aşkın olduğunu düşünmek gibi. Birbirine uyuşmamalarına ve özel olmalarına rağmen, her şeyin eşit özleri, kaçınılmaz parçaları ve tarafları olmak zorunda olması gibi*; sevi kişiden kişiye değişse de (ve belki de kişi ile kişi arasında farklı hissedilse de) aynı zıtlıkları barındırır. Ve bu zıtlıkların birliği her bağımsız varlığı değişmez biçimde harekete geçmek ve değişim için motive eder. Seviyorken kalbinde kelebeklerin kanat çırpması ya da hop oturup hop kalkmakla başlar, yerinde duramayıp kendini sevilenin ilgisini çekebilecek olana dönüştürmekle devam eder. Kişi kendini değilleyince ya da bir başka deyişle tez-antitez-sentez döngüsünü tamamlayınca, yaşanan sevi değildir artık. Zıtlıklar bütün olunca ilgi başka bir alana kayar.
Her şey değişir. Bilirsin. Mesela sevi sevgiye dönüşür. Ya da sevi nefrete dönüşür. Belki de kedere. Başka bir sürü duyguya da dönüşebilir. Bazen de durumlara. Ama mutlaka değişir. Nasıl gerçeklik özneden özneye değişiyorsa, nasıl zerrelerin kendi raslantısal devinimleri içerisinde enerjileri ve çarpma güçleri bakanın gözüne göre değişiyorsa ve nasıl kime ve ne zaman olduğunu bilmeden birdenbire âşık oluyorsak, tam da öyle; değişir her şey. Kişi de değişir. Kendini tanıyamaz seviyorken. Sonunda sevi de başka bir seviyeye ulaşır.
Her durumda, niceliğin artması niteliği arttırır. Bilirsin. Her sevi kişiye yeni bir deneyim kazandırır. Çoğunlukla kişi ilk seviyi ya da kendisinde en çok etki bırakan kişiyi arar. O en saf ya da en derin hazzı. Ama bu yaşadıklarını her seferinde bir sonraki seviye taşımayacağı anlamına gelmez. Hatta her yeni olasılıkta daha ihtiyatlı davranır deneyimlerini düşündükçe. Öyle hemen herkese ilgi duymaz, bağlanamaz. İstisnalar vardır, kimya bu, hormonlar falan, ama kaideyi bozmazlar. Her yeni sevinin niteliği de öncekilerin üstündedir. Sayı arttıkça gelişir. Kişi geliştikçe sevinin getirdiği ve sevilenin getirdiği sevinç artar. Sevilen bulmak zorlaşır ama yaşanan yoğunluk artar. Bir üst durum da vardır tabii; kişinin sevdiğine sürekli yeniden âşık olması. Bu çağda devrim sayılır hatta. Bir ömrü birlikte bitirecek kadar sevmek. Ama şart da değildir. Evrim devrimi getirecektir.
Her sevinin kendi dili vardır, kendi diyalekti.
* Karl Marx
tayfunpolat@hotmail.com