AZİZ DEĞİL
Utkan Çınar
JOHN MARTYNİngiltere’nin bağrından çıkmış ve kanımca folkun en hakkı yenmiş isimlerinden John Martyn, 60 yaşında, ebedi hzuruna kavuştu geçtiğimiz 29 Ocak’ta. 1970’li yıllarda yaptığı albümlerle chill-out, trip hop gibi tarzların çok önceden sound-babalığını yapmış Martyn’e bir güzelleme gerek mecmuada da.
Belki bir çoğunuz onu ‘90’larda, 2000’lerde çıkan chill-out toplamalarından biliyorsunuzdur. “I Don’t Wanna Know” şarkısıyla özellikle. Ama iş bundan çok daha fazlası. Surrey’li olmasına rağmen Glasgow’la da bağları sıkıydı Martyn’in, ki folk konusunda her zaman bir adım öndedir gözümde İskoçya. Billy Connoly gibilerine de ilham veren başka bir şarkıcı Hamish Imlach’ın da yol göstermesiyle, genç yaşta stiliyle sağlam bir yer edindi müzik çevrelerinde. 19’unda Island Records ile anlaşma imzaladı, 20’sinde ilk albüm London Conversation çıktı. Bir Dylan coverı da içeren albüm 158 pound’a kotarılırken averaj bir iş olmaktan ileri gidemedi. Ama belki böylesi daha iyiydi; yavaş yavaş gelişmeliydi her şey. Aynı yıl çıkardığı ikinci albüm The Tumbler ise Martyn’in jazz’a ilgisini de müjdeliyordu. Daha da özgünlük için Beverly Yenge ile birleştirmesi gerekiyordu yollarını.
1970’te beraber yaptıkları iki albüm, Stormbringer! ve The Road to Ruin, hafiften Martyn’in geniş ufkunun sinyallerini vermeye başlamışltı. Özellikle virtüözite seviyelerinde çaldığı akustik gitarına bağladığı fuzz, bolca delay gibi efektlerle müziğini hareketlendirmiş; funk’a da, rock n’ roll’a da yatkınlığı ifşa etmişti.
Plak şirketinin “sen solo takıl abi” yönlendirmesiyle önce Bless the Weather yayınlandı. Kötü değildi. Ama iki sene sonra belki tarihin en önemli albümlerinden birine ve kendi başyapıtına imzasını attı. O zamanlar ağır depresyonda olan dostu Nick Drake’e yazdığı Solid Air şarksını da içeren ve şarkıyla aynı adı taşıyan albüm, halen de hangi müzik türüne yakın olursanız olun dinlemeden geçmemeniz gereken bir kilometretaşıdır. Skip James klasiği “I’d Rather Be the Devil”ın (Şeytan olmayı tercih ederim, o kadının adamı olmaktansa) harika bir yorumu ve de Martyn külliyatının en güzel şarkısı olan “Go Down Easy”. (Yakın zamanda yayınlanan On Air isimli 1975 Almanya konseri kaydındaki versiyonu ise özellikle tavsiye edilir. Albümden daha güzeldir.) Solid Air’in başarısı Martyn’in işleyişine konfor kattı. Bu ortamda çıkan Inside Out, jazzy deneyselliğini son noktasına kadar kullanma amaçlıydı (Bir nevi Kid A). Bir “Satisfied Mind” ve gene Martyn’in en güzellerinden “You Can Discover”ı da içeren Sunday’s Child da yayınlandıktan sonra biraz gezmenin zamanı gelmişti.
Martyn’in Jamaika gezisi ve Lee “Scratch” Perry ile takılmaları 1977’de belki ikinci en iyi albümü olan One World ile sonuçlandı. Kendisine daha sonradan Trip-Hop babası sıfatını da kazandıracak albüm, Martyn’in bir çok tarzı birleştirip ama sonuçta türler dışı bir özgünlüğe ulaştığı olgunluk yapıtı oldu. Kayıtların yer yer dışarıda kaydedilmesi ve çevresel ambient tadlarla; Steve Winwood’un da katkılarıyla. “Dealer” ve “Big Muff” gibi şarkılar, ‘90’ların elektronik İngiltere’sinde çok daha popüler olurdu kanımca.
One World’den sonra Beverly ile olan evliliğin bitişi, Martyn’in karanlık çağa girmesine ön ayak oldu. Alkol ve uyuşturucu problemleri kendini sertçe hissettirmeye başladığında, arkadaşı Phil Collins ile beraber bir post-ayrılık albümü olan Grace and Danger ’ı yayınladı. Plak şirketinin fazla depresif bulup, yayınlamakta nazlandığı albüm, belki biraz acımasız olacak ama Martyn’in son büyülü işiydi.
Island’la olan kontratı bittiğinde ilk Top 30 albümü olan Glorious Fool ’u yayınladı. Tabii ki liste başarısı aslında kötü bir şeydi ve daha genel geçer bir soundla ‘70’lerdeki harika işlerinin hazin bir cenazesi oldu bu albüm.
Martyn’in müziği bir sentezdi. Folk, caz, rock ve blues dinleyicilerinin hepsini ortak bir noktada buluşturabilen ve tutuculuğa hiç prim vermeyenlerin gözdesiydi. Belki en istikrarlı müzisyenlerden biri değildi ama 1970’ler boyunca müziğe katkıları paha biçilemez. Bize de ona teşekkür etmek ve ona gittiği yerde huzur dilemekten başka bir şey kalmıyor. O huzuru bize verdi çünkü. khgv@hotmail.com