BOL KANLI, VICIK VICIK BİR SANATSAL DIŞAVURUM


Burak Bayülgen

“Bir keresinde Filipinli bir taksi şoförünün bir yengeci paslı tereyağı bıçağıyla kestiğini gördüm…”


KULAK MİDESİ
Rob Zombie şayet “Let It All Bleed Out” isimli şarkının intro’sunda yukarıdaki cümleyi kuruyorsa, kana susamışlığından olsa gerek, şaşırtmaktan ziyade bir örnek teşkil etmek istiyordur. “Hani bir keresinde gördüm…” diye başlayan bir şarkı, “bırak da kan revan içinde kalana dek kes biç” ile tamamlanıyorsa, tam da ‘70’lerde “I Love The Dead” diyen bir şarkıya nazaran, kendi içindeki bir alışkanlığı; kan görme, irinli, vıcık vıcık imgeleri artık şaşırtmayan bir gore serüveninin son durağında ifade edebiliyordur ancak.

Mesela herkes ilk kez The Evil Dead’i izlediğinde kan oranının yoğunluğundan ötürü ufak çaplı bir fenalık geçirmiştir geçirmesine de, ilk kez bir Autopsy yahut Carcass plağıyla karşılaşıldığında, kulağa yapışan kanlı ve irinli imgelerin müzikal bir dil kazanmasında etkin bir rol oynayacağını ve artık gore imgeler çoğaldıkça midelerimizin ve “kulak midesinin” artık şaşırmayan, alışmış bir kıvama gelebileceğini “sanatsal dışavuruma” başvurarak bile tahmin edememiştir.

2004 yılındaki albümü The Puppet Master ile kariyerinin en gore albümünü kaydeden King Diamond bile bir kont asaletiyle Viktoryen dönemi kana bulamaya çalıştığında sanatsal dışavurumunu bu kanlı imgeleri müzikal kendi diline adapte edebilmesiyle kendine hayran bırakıyordu dinleyicisini. Ama gore imgelerin “kulak midesinde” King Diamond’ın tüm ses hünerlerini kullanmasına rağmen şaşılacak bir tarafı yoktu. Öyle ki kukla ustasının gözleri diri diri oyan ve kesen katliamında bile Diamond’ın sesi şaşırtmaktan ziyade sanat-sever bir tepki uyandırıyordu.

SANAT-SEVER TEPKİ
O halde şaşırmamanın sebebi alışmak mıdır?... Hayır, şaşırmamanın sebebi bu gore imgelerin müzikal bir dile adapte edilerek sanat-sever bir tepkiyi doğuran kulak ziyafetine dönüşmesi ve bir estetik kazanmasıdır. “Kulak midesi” ise ister istemez bir alışkanlık sürecinden geçtiğinden, fazlalığı kusma; yani müziği defetme ihtiyacını kesmiş, aynı tonda, aynı türde ve aynı dilde müziğe daha fazla acıkır olmuştur. Müzikal dile adapte edilen ve sanatsal dışavurumla ifade edilen tüm marjinalite, nihayetinde estetiğin kullanımıyla beraber şaşırtmaktan ziyade, bahsettiğimiz sanat-sever tepkisiyle olumluya doğru yoğrulmuştur. Dolayısıyla türlerin ve alt-türlerin doğmasına sebep olan tüm yenilikler yahut bu yeniliklerin ekstremleşmesi, bir süre zarfında kendi müzikal dilini şaşırtmaktan ziyade, layıkıyla, kendi bütünlüğünde ve de bağımsız temsil eder kıvama gelmiştir.

ESTETİK PAYI
Kanlı imgeler, tıbbi terimler, irin, kusmuk gibi iğrenç öğeler bu tip dışavurumlarda hep bir estetik payı taşımışlardır. Blood Feast’te görüldüğü üzere şaşırtmaktan ziyade kullanılış biçimiyle korku sanatlarında ve müzikal dilde bu dışavurumu yakalamak için ne kadar ekstrem olursa olsun mutlaka estetik payı kullanılmıştır. Hayranlık uyandırmasının sebebi burada yatar. Estetiğin şaşırtmayan yönü ise dilidir, kendini ifade etme biçimidir, ne kadar ekstrem olursa olsun kabul edilmiş bir sanatsallık kazanmasıdır.

Yenilikçi yahut yeni yönelimler peşinde koşan tüm dallarda mutlak surette bu dil, bu estetik biçimiyle buluştuğunda en iğrenç olanı bile kendi içinde mümkün mertebede en estetik şekilde kullanmaya çalışacağından, şaşırmaktan ziyade bir alışkanlığın sonucunda güzel ve sanatsal bir tepki doğuracaktır. burakbayulgen@yahoo.com