Şaşırıyorum, o halde canlıyım!


Semra Uygun
Metropol hayatının herkesi zombileştirdiğine dair, o en büyük klişeyi hepimiz biliyoruz. Her gün aynı, otomatik davranışlar, sürü psikolojisi, enerjisi çekilmiş ruhlar… Hafta içi, işe ya da okula git gel. Hafta sonu AVM’leri doldur. Durmadan yemek ye, tavuk kemir. Düğüne git, maç izle, televizyonun başından kalkma. Amerika ne güzel, Avrupa ne kadar gelişmiş, biz niye böyleyiz diye yakın dur. Günün sonunda herkesin yüzünden düşen bin parça. Herkesin içi geçmiş. Herkes zombi. Tam bir Night of the Living Dead sahnesi!

Bir zombinin en belirgin özelliği -taze ve pişmemiş ete olan manyaklığının dışında- birtakım insanlık belirtilerini kaybetmiş olmasıdır. Zombiler, gözlerinin feri sönmüş, çürümüş, beyinsiz cesetlerdir. Etrafta ayaklarını sürüyerek dolanırlar ve hiçbir şeye şaşırmazlar. Evet, insan olmanın en büyük olaylarından biri şaşırmaktır! İyi ya da kötü anlamda. Şaşırmak bir yaşama belirtisidir.

Şehrin keşmekeşi, hayatın hızla akması ve modern dünyanın pis yanları karşısında bir süre sonra şaşırma yetisi kaybolabilir. Bu, tüm insanlığa gönderilmiş zehirli bir virüs gibidir. Bulaşıcıdır ve insanları kontrol altında tutmak için yapılmıştır. Tıpkı Umbrella Corp’un G ve T virüsleri gibi. Çünkü şaşıran insan gerçektir. Henüz beyni uyuşmamıştır. Şaşıran insan tepki verir. Böylece hayat “walking dead”den bir adım öne geçer.

Eğer bazı şeyler alışmış ve şaşırmayı bırakmışsanız, siz de bir zombiye dönüşüyor olabilirsiniz. Mesela gün içinde;
Yerlere atılmış izmaritlere,
Gökyüzünde çok fazla yıldız olmasına,
Neredeyse her gün birden fazla olan insan ölümlerine,
Kartopu yüzünden ölen insanlara,
Sokağınızda yeni bir dükkânın açılmasına,
Telefonda sizinle, heyecanla paylaşılan haberlere,
İş arkadaşınızda bugün bir değişiklik olmasına,
Yediğiniz en güzel yemeğe,
Bir böceğin rengine,
Akıllıca laf eden bir çocuğa,
Öğrendiğiniz yeni bir bilgiye,
O gün annenizin doğum günü olmasına,
Nefret ettiğiniz kişinin iyi bir yönüne,
Hırsızlığa,
Vapurlara,
Martılara…

Bunlara şaşırmak size yaşadığınızı hissettirir. Beyin fonksiyonlarınız hâlâ çalışıyordur. Her gün aynı şeyleri yapmanın dışına çıkmışsınızdır. Yani “zombieland”i terketmişsinizdir. Artık hayatınıza yeşil dışında bir renk getirme şansınız vardır. Sesinizi çıkarabilir, itiraz edebilirsiniz. Sizi yönetmek zor olur. Üstünüze henüz ölü toprağı serpilmemiştir. Eğer cool bir Clint Eastwood değilseniz, şaşırmak zorundasınız.

Dikkat: Olası bir zombi istilasına karşı yanınızda her zaman “merak, ilgi, heyecan, yenilik ve umut”tan oluşan bir hayatta kalma kiti bulundurun. İyilik, saygı, hoşgörü, çalışan bir belediye gibi zaten olması gereken şeylere şaşırarak insan taklidi yapan bir zombiyseniz, ısırıldığınızı ve dönüşmek üzere olduğunuzu biliyoruz. Kafanızı korusanız iyi edersiniz! semra_uygun@yahoo.com