BU SENİN TARZIN DEĞİL
Müge Ersan
Şimdi öyle bir şey söyleyeceğim ki; kulaklarınıza inanamayacaksınız. “Nasıl yani? Kulaklarımız olduğuna mı?” gibi umarsız esprilere hiç girmemenizi tavsiye ederim. İsterseniz nasıl bir şey olduğunu göstere de bilirim. Böylece sadece duymakla kalmazsınız. “Hadi canım! Çok saçma. Yeryüzünde yeni bir şey yokken, tarih tekerrürden ibaretken şaşıracak ne bulacağız ki?” der gibi bakmayın, herkes elbet bir gün kendine şaşırır hale gelecek.Kaçınız akşam eve gelince “Aşkım sana bir sürprizim var” cümlesini duymayı hayal ediyor, hadi doğruyu söyleyin, sık sık duymak istiyorsunuz bunun gibi hoşunuza gitmesi ihtimal sizi şaşırtan şeyleri. Şaşırmak eğlencelidir çünkü. Merak etmeyin sizi şaşırtacağına inandığım şey de eğlenceli bir şey. Gerçi kime göre neye göre tabii, bazılarının morali bozula da bilir.
Bir şeyi ilk defa duymanın, görmenin tatmanın ona ilk defa dokunur olmanın insanı şaşırtan bir şey olduğu, en azından daha önceden yaşanmamışlığa olan saygıdan şaşırır gibi yapıldığı eski zamanlarda geçiyor göstermek istediğim şey. Yeni bir aşkın, yeni bir çocuğun, yeni bir eşyanın, yeni bir mekânın sevinçli bir şaşkınlıkla izlendiği dönemler. Bunu da mı görecektik dedirten dramatik travmalarımızın da elbet olduğu, buna bir son vermeli dedirten toplumsal yanlışlarımızın da.
O zamanlarda da görüldü, duyuldu, koklandı, dokunuldu hatta tadıldı birçok şey. Herkesin benzer hikâyeleri, benzer öfkeleri, benzer dertleri olduğunun farkına varıldı. Ama henüz kendimize şaşırmak başta olmak üzere, bırakmamıştık başkalarına şaşırmayı. Sonra bir şey oldu ve herkes kendinden vazgeçtiğinin farkına varmadan toplumdaki tüm şaşılacak şeylerden vazgeçti. Çünkü biz gelişmekte olan bir ülkeydik, köşeyi birkaç seneye dönmemiz an meselesiydi, dünyaya hükmedecektik, bu kesindi. O yüzden de artık hiçbir şey şaşırtamazdı bizi, bu ilerlemede kimse önümüzde duramazdı, daha çok çalışmalıydık, ne demek olduğunu pek anlayamasak da mutlaka kariyer sahibi olmalıydık, hatta en azı tutturamasak da 3’e yakın çocuk sahibi olmalıydık, onlara en iyi eğitimi vermek için gerekirse diğer çocukların eğitim haklarından çalmalıydık, belirlenen okullara gitmek zorundaydı çocuklarımız, moda mesleklerin bir ucundan tutmuş olmak için gerekirse yurtdışına göndermeliydik onları, artık dünyayı görmüş nesiller yetişiyordu neye şaşırabilirlerdi ki... Yakın gelecekle ilgili olumsuz yorumlarında haklıydılar ve bu yorumlarıyla ilgili bir eyleme geçme isteği duymamaları da normaldi sadece şunu diyebilirlerdi; “Ben demiştim...”
Nasılsa dünya böyleydi, hiçbir şey değişmeyecekti. Hayallerine ulaşamayacaklardı birçok diğer insan gibi, sevdikleri yanlarında kalmayacaktı, hem sevdikleri işi yapıp, ki neyi sevdiklerine çok da emin değillerdi, hem de iyi para kazanamayacaklardı. Büyük ikramiye hiç çıkmayacaktı, havalar asla eskisi kadar temiz olmayacak, sökülen ağaçların yerine yenileri asla dikilmeyecekti, büyük şehirlerdeki trafik her gün daha da kötü hale gelecekti, kırsaldan büyük şehre göç engellenemeyecek, işçiler veya çiftçiler emeklerinin karşılığını hiçbir zaman alamayacaktı. Bunun gibi daha nice durum en azından bir nesil yok olana kadar hep aynı şekilde devam edecekti.

Artık şaşılacak bir şey yoktu. Kimse kimseyi merak etmiyordu. Nasılsa her canlı bir gün ölümü tadacaktı. Nasılsa öldükten sonra cenazesine katılacaklardı. Bütün ölümler erken ölümdü işte. İster iş kazasıyla olsun, ister eş teşebbüsüyle, ister nefsi müdafaa sırasında, ister gece vakti evine giderken, hem de tecavüze uğradıktan sonra, ister kaza kurşunuyla, ister töre buyruğuyla, bütün ölümler ölümdü işte. Şaşırmadıkları gibi değiştirebileceğimiz bir şeylerin olduğunu akıllarının ucundan bile geçirmemeye çalışıyorlardı.
Artık sadece gördüklerimize inanmalıydık. Gözlerine inanamamak diye bir şey yoktu, kabul edilmezdi. Gördüklerine değil, gözlerine, bunları gören bu gözlerin kendi gözleri olduğuna da inandırıldı insanlar. Gördüklerinin başkasının gözünden anlatılan hikâyeler olduklarının fark edilmemesine çalışıldı.
Televizyonda insanların sadece görüntüleri üzerinden kendilerine ait bir dünya yaratabilecekleri ve kendi yarattıkları bu dünyanın da diğer herkesin yaşadığından çok daha farklıve üstün olabileceğini pompalayan programlar başlatıldı. Bu bir tarzdı ve önemli olan başkalarının gözünden onay almış şekilde kendi tarzını bulmaktı. Programın her şeyi baştan sona otomatik olarak ayarlanmıştı. Televizyonun sadece görme duyusu üzerine yüklendiği ve kapitalizmin ticareti tamamen görüntü üzerine kurduğu bir dünyada diğer tüm duyu organları giderek işlevsiz hale getirildi insanın.
Buraya kadar hâlâ şaşırmadınız biliyorum, durun! Aslında açıklamak istediğim şu; gözler en başta teslim edilmişti. Yani hiçbir duyu organını kendi özgünlüğünde kullanamıyordu insan artık. Canı istediği şeyi koklayamıyor, canı istediğinde yiyemiyor, duymak istediği müzikleri dinleyemiyor, görmek istediği şeyin ne olduğunu ise zaten hiç bilemiyor.
“Ben demiştim”in hazzını inkâr edemeyiz tabii ki. Ama hayret etme riskini göze almaya bir başlasak bağımsızlığımızı ilan edeceğiz. Aslında geleceği sürprizlerle dolu hale getirmek bu kadar basit.
Ama işte alışmış kudurmuştan beter. İnsan her güzel şeye çok kolay alışıyor da, kötülükleri nasıl bu kadar kolay kabullenip adapte oluyor aslında buna şaşmalı. Üstelik kötülük daha zahmetli bir işken. Entrika, yalan, acımasızlık, şiddet gerekiyor. İyilikte ise sadece içinden geldiğince öz insan benliğinle hareket etmek yeterli. Sahi herkes neden eleştirdiği insanlara benzemeye çalışıyor? Bu bir trend diyenler olabilir, zamanın ruhu ya da kapitalizmin yeni tuzağı. Adı veya nedeni ne olursa olsun bu aymazlık artık insanoğluna biraz ağır geliyordu. Düşüyor üstünden. Bu sizin tarzınız değil yani söyleyeyim, hani belki buna şaşırırsınız. Ona sarıldıkça düşmesini daha da kolaylaşıyorsunuz hatta.
Aslında durum şu; insanoğlu insan olmayı bazen kaldıramıyor. Belki de en iyisi tekrar maymuna dönmek. En azından bir erkek maymun bir dişi maymunu sıkıştırıp çiftleşmek istediğinde, dişi maymun onu istemezse tutup da onu öldürmüyor. Şaşırdınız mı? Hayret! Demek ki maymunların hayatı insanlarınkinden çok daha ilgi çekiyor. Sizi taklitçi, manipülatör maymunlar sizi! muge.ersan@gmail.com