şaşırdık ey halkım! unutma bizi...
Oğuzhan Oğuz
'93 yazı... Haziran ayı... Ben altı yaşındaydım. İmanın şartı altıydı. Yeni öğrendirilmiştim! 93 yazı... Temmuz ayı... Elinde büyüdüğüm Kabadayı’nın mezarına su dökmek için elime tutuşturdukları mavi ibriği hatırlıyorum... Ben altı yaşındaydım... İmanın şartı altıydı... Temmuz ayının dokuzuncu günüydü... İlk defa bir mezar görüyordum ben... “Dedemin üstüne neden su döküyoruz?” diye sormuştum elimden tutan adama. Şuan kim olduğunu hatırlamıyorum -sanırım Hakkı Abi ya da Necip Dayı’mdı- ama şöyle demişti o adam bana: “Hani geçen hafta televizyonda bir yangın vardı ya, işte deden o yangını söndürmeye gitti. o yüzden suya ihtiyacı var. Hadi dök ki hemen söndürsün gelsin...” Hiç unutmadım bu sözleri...Çünkü yaz bitene dek, her gün hatırlatmış ve “Baba, hani dedemin söndürmeye gittiği vardı ya, o yangın hâlâ sönmedi mi? Dedem ne zaman gelicek?” diye sormuştum babama... Sonra yaz bitti. Eylül ayı geldi. Dedem hâlâ gelmemişti. Ben altı yaşındaydım. İmanın şartı altıydı. Üzerimde mavi bir önlük vardı. Annem elimden tutup hadi okula gidiyoruz demişti. Gittik. Sonra beni bırakıp gitmesi gerektiğini söyledi. Ağlamaya başladım. “Dedemi yangına gönderip orda bıraktınız! Beni de buraya getirip burda bırakıyorsunuz! Ben kalmıycam burda!” diye hıçkıra hıçkıra ağladım. Annem beni susturduktan sonra, bıyıklı bi adamın ve bi sürü çocuğun olduğu bir yere bırakıp gitti. Ben tekrar ağlamaya başladım. Bıyıklı adam yanıma gelip öğretmen olduğunu söyledi. Beni kucağına almaya çalıştı. Ben o hınçla “Eve gitcem ben!” deyip adamın göğsüne tekmeler savurunca, beni yere indirdi ve “Tamam, hadi git,” dedi. Çantayı kaptığım gibi fırladım sınıftan. Ağlaya ağlaya eve gittim. Babam kapıda gördü, “Niye geldin!” dedi. Anneme okulda söylediğimin aynısını söyledim. “Deden yangına falan gitmedi, öldü!” dedi babam. “Şımarıklığı bırak! Çabuk okula! Artık Kamil kanunları bitti! Emin kanunları başladı! Çabuk okula!” diye bağırıp geri yolladı beni. Başım önde tıpış tıpış gittim. El makhum göt gardiyan biçiminde! Öğretmen başımı okşayıp “Geç otur,” dedi. Oturdum. Bütün ders “öldü” ne demek diye düşündüm... Öldü... Öldü ne demek olabilirdi ki! Bu benim İhsan Dikmen 3. İlköğretim Okulu’ndaki ilk dersimdi...
İsmini vermek istemediğim bir izleyici ile birlikte izlediğimiz ismini vermek istemediğim bir filmin başında şöyle bir cümle vardır; “Sanırım o yaz çocukluğum bitti, büyümeye başladım.” Bu cümleyi duyunca ben de acaba benim çocukluğum ne zaman bitti lan! diye düşünmeye başladım. Ara ara sordum bu soruyu kendime ve uzun süre bir cevap bulamadım. Sonra Can Dündar’ın belgeselinde Sivas Katliamı’nın görüntülerini izlerken hatırladım elime mavi ibriği tutuşturan adamın dediklerini. Görüntülerde 2 Temmuz 1993 yazıyordu. 9 Temmuz 1993 günü; “Geçen hafta televizyonda bir yangın vardı ya,” demişti o adam bana... Geçen hafta... Bir yangın... Televizyonda... Dedim ya hani, çocukluğumun ne zaman bittiğini düşünürdüm ara ara... İşte o gün anladım! İşte o gün... “Dedem hiç gelmiycek. O öldü. Yangın hiç sönmiycek. Çünkü insanlar öldü!” diye düşünmeye başladım. “İşte o gün, tüm bunlar olurken, ben altı yaşındaydım ve imanın şartı altıydı!” diye düşünmeye başladım. Tüm bunlar bir film şeridi gibi aklımdan geçerken, o sorunun cevabını bulduğumu anladım. 93 yazı! Demek ki o benim çocukluğumun son yazıydı, sanırım o yaz çocukluğum bitti, büyümeye başladım...
Sonra bizim böyle dergi vs. çıkaran çeşitli eşimiz dostumuz var. Geçen onlardan biri bir mevzu attı ortaya. Şaşırmamak! Değillemesini yapmadan önce, şaşırmak nasıl bir şeydi ki? “Şaşırmak nasıl bir şey olabilirdi?” diye düşünmeye başladım. Sonra şunu hatırladım. Ulan bu bayağı o işte! Nasıl da unutmuşum, bu bayağı bizim çıtayı akla yükselttiğimiz o günlerden kalma o nahif “omg!” işte. Şaşırmak! Şaşırmak daha başka neydi ki? Şaşırmak... Başka ne olabilirdi? O benim Türkiye Cumhuriyeti adıyla faaliyet gösteren “bu ülke”deki ilk eylemimdi... Değillemesini yaptıklarında ben altı yaşındaydım. İmanın şartı altıydı. Bunu çok sonra anladım. O gün bugün, sadece değillemesini yapıyorum hayatın. Çünkü “bu ülke”de yaşamaktan söz ediyorsanız, onun ancak değillemesini yapabilirsiniz. Tıpkı benim 93 Yazı’nın verdiği yetkiye dayanarak yaptığım gibi. Hem, öyle yapmayaydık da napaydık Kandemir Abi? Başka ne olsundu hayatın mazereti? Bir ihtimal İsmet Özel’in Münacaat ettiği. O da belki...
...
halbuki aşk, başka ne olsundu hayatın mazereti
demedim dilimin ucuna gelen her ne ise
vay ki gençtim
ölümle paslanmış buldum sesimi.
...
İsmet Özel
Yine de ne bileyim, belki bir ihtimal... Bir ihtimal be Kandemir Abi. Bir ihtimal etrafta insanların saçmasapan (!) biçiminde ölmediği, bir ihtimal eylem kararlılığında bir aksaklık olmadan şaşırabilen çocuklar vardı be Kandemir Abi. Olamaz mı? Olabilir yani... oguzo@sabanciuniv.edu