Her Şey Normal
Aylin Ünal
Ya bildiğimizi sandığımız her şeyi aslında bilmiyorsak. Ya neredeyse tamamen yanlışsak? Bunu fark ettiğimiz anda, işte tam da o anda şaşırmamak mümkün aslında. Göbek bağımızla dünya küreye bağlandığımız andan itibaren, yaşamaya başlıyoruz. İçimizde, sonsuz bir bilgi var, evren kadar geniş. Ancak, çoğu zaman bu bağlantıyı kaybediyor gibi olduğumuzu hissediyoruz. (Öyle değil aslında, hiç kaybetmiyoruz o bağı) En şaşırmadığımız zamanlarda göbek bağımızın tam anlamıyla bilincindeyiz.“Her şey normal,” dedi, meditasyon uygulayıcısı David Cornwell. Krishnamurti de bunu dedi. Ve daha birçok filozof aynı ifadeyi farklı şekillerde kullandı. Bunu, kendine hatırlatmalı insan. En çok en sarsıldığı anlarda... O zaman her şey normalleşiyor gerçekten de. Ve bu normalliğin sonsuz alanını kurcalayabilmek için, kendisine hiç bakmadığı yönlerden bakmayı da denemeli. En nefret ettiğini düşündüğü şeyin hayatta en vazgeçemeyeceği şey olduğunu fark ettiğinde örneğin, bunu şaşırmadan karşılayabilmeli. Böyle bir varsayıma felsefe üzerinden varmamız gerekmez (her ne kadar bilim, felsefenin şu ana kadar dünyaya kattığına bir gıdım fazladan bir şey eklememiş olsa da – eksiltmiş olabilir ancak), bilimsel açıdan da yaklaşabiliriz konuya.
Örneğin Lacan’ı ele alalım. Psikoanaliz konusunda, Freud’un araştırmalarını devam ettirdi. Lacan seminerlerinde sıklıkla şunu ifade etti: Egonun (ki “ben” oluyor bu) hayatı boyunca tüm arayışı, kendisinde eksikliğini hissettiği şeyi bulmak adına. Yaşamındaki bütün ilişkileri, anlamlandırmaları, hareketleri bu eksiklik tarafından şekillendiriliyor. Bütün yaşantısı, kendisiyle bu eksiklik üzerinden kurduğu ilişkisinden ibaret aslında. Ancak trajik olan şu ki (yoksa trajik değil mi?) güdü, hiçbir zaman “bu eksiği bulmak üzere” çalışmıyor, güdünün işleyişi “bu eksiği bulmaya çalışmak” adına. Bu nedenle de onu hiçbir zaman bulamıyor. O halde biz “bulamamak” üzere güdüleniyoruz, hayatımız boyunca. “Ben kimim?” sorusunun cevabını bu nedenle hiçbir zaman bulamıyoruz, söz konusu sorunun kendisini kovalıyoruz sadece. Ve hiçbir zaman kendimizi “rahat” hissetmiyoruz ya da “tamamlanmış” bir halde. Madem ki bir kurmacanın içerisinde, kendi kuyruğumuzu kovalayıp durmak üzere lanetlenmişiz, o halde kendimize güvenmemek bizi şaşırtmamalı. Belki de tam da o güvenmediğimiz yerlerde bulursak kendimizi, şaşırmamalıyız gene de.
Şu ana kadar yaptığın her şeyi, söylediğin bütün kelimeleri, tüm sıfatlarını bir kenera koy. Sonra şimdiye kadar asla yapmadıkların, söylemediklerin arasında kendini ara, orada kendin için rahat olan yeri bul. Arayışın sonlanabilir.
Kendi kendine şaşırmadığın zaman, dünyaya da şaşırmayacak insan. Nasıl da “her şey normal”se, tüm olan bitenin, sonsuzluğa uzanan bir döngü içerisinde sürüp giden hayat bulduğunu da bilecek. Nasılsa, dehşete düşüyorsa bazı anlarda, o dehşetin aslında dışarıda değil, içeride, kendinde olduğunu keşfedecek. Bunu keşfettiği an, hiç de şaşırmadığı an olacak. aylinaylin_1@hotmail.com