Nuh Köklü’nün Mahallesi
Nuh Köklü
Açık Radyo’nun 15. Yılında yayımlanan Açık Kitap’tan gazeteci Nuh Köklü’nün mahalle kültürüne dair makalesi... Bu denli ironik yer vermek hiç istemezdik mahallesinde kar topu oynadığı için öldürülen meslektaşımıza.
Mahalle, Kurtuluş Savaşı’nda başına isabet eden mermi çıkartılmadığından, söylediklerinin “gaib”den haberler olduğuna inanılan Recep’in; Abdülhamit’in son selamlığa çıktığı günü hayatının en önemli gailesiymiş gibi anlatan Rüstem’in; Hacca gittiğinden değil de alametifarikası gibi duran sakallarından dolayı “Hacı” namlı Bakkal İsmet’in, zengin evlerine temizliğe gittiği günlerini, dostunu kurşunlayan oğlunun mapus damında ziyaretleriyle bölen Makbule Teyze’nin; ilkokuldan terk ettiği günden beri varlığı unutulan, varlığını kendisine değil de her daim giydiği buruşuk pardösüsünden dolayı Kolombo’ya borçlu olan Fahri’nin; kaçık çoraplarıyla haftasonları sinema salonlarını dolduran tezgâhtar kızların; Kuran’dan sonra en çok toto kuponuna iman edip, kahvehane köşelerinde kendilerini unutan kaderi beklemeye duran gençlerin; ders kitapları arasına yerleştirdikleri Tom Miks’leri, acayip şekilli geometri kitaplarına yeğ tutan çocukların; binbir tembihle sokakta yemeyeceklerine dair söz aldıktan sonra çocuklarının ellerine üstü şekerli yoğurtlu ekmeği tutuşturan annelerin ve televizyon karşısına kurulduktan sonra tüpgaz kuyruklarını, vadesi geçmiş senetleri, dedikoduları bir kenara bırakan babaların yaşadığı yerdir mahalle.
Dayanışma Ekonomisi
Mahalle; yalnızca bir yerleşim yerinden ziyade bir “durum”un, o durumdan yola çıkarak şekillenen bir varoluş biçiminin adıdır. Sınırları bellidir; genç kızların kendilerine çeki düzen verdiği, çocukların oyunlarda ait oldukları yeri, işten dönenlerin selamlaşma faslını santim santim ezbere geçirdiği yerin adıdır mahalle. Çoktandır unuttukları, bayramlarda bir vesileyle hatırladıkları, geldikleri yerle şimdi bulundukları yeri kıyasladıkları, dahası “doğduğun yer değil doyduğun yer” sözünün dillerde hafif bir buruklukla terennüm edildiği mahalle; feleğin yakalarını hiç bırakmadığına dair inancı pekiştirir... Kutsaldır, yazılı olmayan kuralları vardır: Uluorta mangal yapmak, bayramlarda dargınlığı devam ettirmek, zaten perdeleri sıkı sıkıya kapalı olan pencerelere bakmak ve birlikte yaşamaya ilişkin her türlü ihanet, affedilmez kusurlar arasındadır. Herkes birbirini tanır, nüfusun azlığından çok, herkesin benzer şekilde yaşamasından, nereden geldiklerinin bilinmesinden dolayı bir tanınmışlık söz konusudur. Bu tanıdık dünyanın sınırlarının ihlâli hemen tespit edilir, “ev”in sırları görünmez bir şekilde herkese açıktır. Okulda çift dikiş giden çocuklar, protesto edilen senetler, gönlünü bir delikanlıya kaptırdığı için hatıra defterine silme şiir yazan genç kızların hangileri olduğu, turşunun en kallavisini, bulgurun en incesini kimin yaptığı bilinir ve mahallenin “sicil defterine” işlenir. Bütün bu tanıdık olma durumundan dolayı bir “dayanışma ekonomisi” geçerlidir mahalle içerisinde. Bakkal defterlerinin kabarıklığı, kirayı denkleştiremeyenlere destek verilmesi ve en önemlisi de herkesin benzer bir şekilde ihtiyaçlarını gideriyor olması bu dayanışma ekonomisinin göstergeleridir.
Popüler Kültür Harekâtı
Mahalle atmosferi Türkiye’nin kendine has popüler kültürünün inşa edildiği yerin adıdır. Mahallenin dışında ne olup bittiğinden ziyade, olan şeylerin mahallede nasıl kabul göreceği önemlidir. Kahverengi şişeli Tekel biralarının “ülsere iyi gelir” diyerek içilmesi; Zengin ve Yoksul dizisinde haksızlığa uğrayan küçük kardeşin daha çok sevilmesi; Güne Bakış programının Kele Bakış olarak tahrifata uğratılması; Karaoğlan’ın umut olması; futbol maçları; pazar günleri topluca gidilen piknikler, çocukların büyüdüğünde bir devlet kapısına sokulması, hep mahallenin dışında olup biten şeylerin nasıl yansıdığının belirtileridir. Mahalle atmosferi belki de Türkiye’nin yakın döneminde üzerinde bahsetmeye değer tek popüler kültür harekâtıdır; iyilik, dayanışma, sevdalanma, haksızlığa karşı direniş, kötülüğü alt edemediği noktada mizahın gücüne sığınma hep mahalle atmosferiyle ifade edilir. Bundan dolayıdır ki Turist Ömer namlı Sadri Alışık ahir ömründe bütün dünyayı gezip sonradan mahalle arkadaşlarının yanına uğrar; bundan dolayıdır ki en ünlü futbolcular, en bitirim delikanlılar, şöhretli artistler hep geldikleri mahalleyle birlikte anılır olmuştur. Hafızaların en derin noktalarına nakşeden “Balatlı”, “Kadırgalı” gibi namlar hep mahalledeki icraatların sonucunda ulaşılan ve onay gören mertebelerdir.
Vicdanlarını Diri Tutmak İsteyenlere
Mahalle’nin sınırları bellidir; coğrafi bir ifadeden çok bir ruh halinin, bir varoluş şeklinin göstergesidir bu sınır... Tevekkülün, dayanışmanın, birbirlerine benzer yaşamların, kendi içerisine kapanık olmanın tezahür ettiği bu sınırlar, tam da bu sınırları ifade eden kavramların değişmesiyle birlikte tahribata uğradı... Mahallenin sınırlarında her zaman apartmanlar, o apartmanlarda yaşayan zenginler vardı, her zaman bu mahalle atmosferinin dışında İsviçre’de kayak, Paris’te alışveriş yapıp, çocuklarını tahsil için Amerika’ya gönderenler vardı. Fakat ne zaman ki o mahallede yaşayanların da vitrinleri dolduran envai çeşit yiyecekleri alabilme ihtimali belirdi; ne zaman ki “Biraz İngilizce, biraz bilgisayar...” diyerek çocukların “geçerli” meslekler edinmesi gerektiği fikri doğdu; ne zaman ki elinde kalemi gözüne sokarcasına sallayan bir kişi televizyondan “Artık devir değişti!” dedi, o zaman mahallede bir şeyler değişti. Artık evlerin içinde olanlar bir sırdı; herkes kendi meşrebince startı verilmiş yeni dünyanın içerisinde yer kapma yarışına girdi. Beraber gidilen piknikler, bayram ziyaretleri seyrekleşti, “mahallenin sicil defteri”ne yazılacak şeyler bulunamaz hale geldi.
Ara Sıcaklar
Artık mahalle ve mahalle atmosferi bir nostalji ürünü; hâlâ vicdanlarını diri tutmak isteyenlere ara sıcak nevinden bir yiyecek olarak sunuluyor. Oysa Türkiye’nin kendine özgü o tek popüler kültür harekâtının tedavülden kaldırılışını kutsayanların; çok kanallı televizyonlar, banka kartları, borsa spekülasyonları, Hollanda peynirleri, Macar salamları, Fast-food dükkânlarıyla “daha zengin” bir dünyanın içerisinde olduklarını her dile getirişinde o mahalle atmosferi hafızaların daha da derin yerlerine sürülüyor. Şimdi önümüzde bir soru var: Ya mahalle atmosferiyle birlikte Türkiye’nin kendine has tek popüler kültürünü anlayıp nereden geldiğimiz ve şu anda ne yaptığımız üzerine kafa yoracağız, ya da çoktandır korktuğumuz geleceğin yanına geçmişi de korkularımız arasına sokup, yalnızca ara sıcak sunulan bir nostalji ürünü haline getirip paketleyeceğiz.
20 Mayıs 2002 info@kargamecmua.org