MODEST MOUSE: YOL AYRIMI
Utkan Çınar
“Onları beğeniyorum; yenilikçi, hisli ve cool’lar.” - Pek özlediğimiz Elliott Smith’ten. Kariyerlerinin başlarındaki Modest Mouse üzerine.
1996 Nisan’ında ilk albümlerinin ilk şarkısı “Dramamine”in ilk notalarını dinleyen birinin Modest Mouse’un özel bir grup olacağını tahmin etmesi çok da zor olmamıştır. Grubun vokalisti ve söz yazarı Isaac Brock’un kimseye benzemediğini söylemek de öyle. Washington eyaletinden, 20 yıldır müziklerini bizlerle paylaşıyorlar. Günümüzün indie krallığında üst mevkideler. Şu ana kadarki son albümleri We Were Dead Before The Ship Ever Sank Billboard’da bir numara olduğunda, bu, kendilerinin de beklemediği bir başarıydı. 8 yıl sonra yeni albümleriyle, manidar isimli Strangers To Ourselves ile geri geldiler. Albüm bahane, şu güzide grubun yerini açmanın zamanı gelmişti bu sayfalarda.
‘90’larda tanıştığımız indie gruplarının birçoğunun özelliği ‘80’li yıllar özellikle post-punk tarzı müziklere öykünmeleridir. Bu gayet iyi de bir şeydir. Misal şimdiki grupların ve müzisyenlerin bazıları da bunu ‘70’lere hatta ‘60’lara giderek yapıyor. (Tabii o dönemlerin sound’larıyla müzik yapan herkesi indie olarak görme olgusu da var. Allah-La’s’a ne diyeceğiz mesela?) Modest Mouse’da da bu etkiyi görmek mümkündü. Ayrıca Seattle’a bu kadar yakın olmaları da post-grunge döneminin etkisi de, Brock çok oralı olmasa da, hafiften hissedilmekte ilk albümlerinde. Onları iyice radarlara sokan 1997 tarihli The Lonesome Crowded West, ki bazılarına göre öz-Modest Mouse albümü budur, ve de ardından dünya çapında şöhrete kavuşmalarını sağlayan 2004 tarihli Good News for People who Love Bad News ve oradan yayınladıkları 45’lik “Float On” ile beraber Modest Mouse artık kendi stilini bulmuş ve tarihe kazımış oldu. Çok da iddialı konuşmayayım ama Modest Mouse’un eski dönem fanları bu noktada sinir olmuş olabilir onlara. Bi nevi Metallica-Black Album kafası. Kadroya The Smiths’ten oldukça yetenekli Johnny Marr’ı da katarak yayınladıkları 2007 ve şu ana kadarki son albümleri We Were Dead Before The Ship Ever Sank kendi büyük-özgünlüklerinin doruk noktasıydı. Gene “Float On” ayarında “Dashboard”un yanında “Missed
The Boat”, “People as Places as People” ve epik “Spitting Venom” gibi zirveleri de içeriyordu. Fazla parlak ve dilerseniz yüksek sound onların bir şekilde “büyüme” tercihini yaptıklarını kanıtlıyordu. Marr’ın da etkisi çok yerli yerindeydi. Tabii zirveden tek yön aşağıdır. İşin magazinini pek duymasak da dışarıdan bakıldığında biraz gerginlik hissediliyor, bir yol ayrımında olduğu belli oluyordu grubun. 8 yıllık sessizlik ve yeni albümlerinin ismi de büyük ölçüde bunun göstergesi olmalı.8 yıl önce Isaac Brock 30’larının başındaydı. Şimdi ise 40. Orta yaş ile Modest Mouse’u yakıştırmak zor. O yüzden bu albüm onların için bir şekilde çok da kritik. Sadece 2000’lerde yayınladıkları harikalarla mı anılacaklar yoksa kendini geliştirip adapte edebilen bir grup mu olacaklar? Sonuçta boş albümü olmayan bir ekipten bahsediyoruz. Strangers To Ourselves’in haberi 2014 Aralık’ının ortalarında geldi ve hemen de ilk 45’liği de yayınladılar. Ardından 3 şarkı daha geldi. Albümden ilk duyduğumuz şarkı olan “Lampshades on Fire” gayet yerinde bir şekilde şu anda ortalıktaki en iyi gruplardan biri olan Spoon gibi başlıyor. Ardından “Float On”-vari bir ritimle yürüyüşe geçiyoruz. Bir Modest Mouse hit’i nasıl olur diye hayal kuranlar tamamen bunu düşünmüş olabilir. Bu iyi mi kötü mü bilmiyorum. “Coyotes” pek şirin klibiyle kalpleri çalabilirken “The Ground Walks”tan sapıkça Eddy Grant tadı aldığımı da söylemeliyim. Hawai’li ska gibin. Modest Mouse artık indie diva’ları. Onlardan “farklı”, “yeni” bir şey duyma konusunda bu albüm çok yardımcı olacak gibi durmuyor. Daha lo-fi bir şeyler belki; güzel bir rota olabilir. Şu aralar dünyanın indie ve hipster merkezi Portland’da oturmakta olan Isaac Brock, X kuşağının harbici bir üyesi. Sözleri, vokali ve gitarı öfke, enerji ve tedirginliği barındırıyor. Aynı anda teknolojik konforlu huzuru da. Hâlâ söyleyecek sözleri varsa, bunları “yeni” bir şekilde de söyleyebilecektir. Buna inanıyorum.
YN: Açıklayıcı bir belgesel olarak Pitchfork’un The Lonesome Crowded West belgeselini önerelim: khgv@hotmail.com