Beyaz Şehir Lodz


Can Su Boğuşlu
Lodz diye yazılıp Vuc diye okunan, estetik bir terkedilmişliğe sahip olan Polonya şehrindeyim şimdi. Kış zamanı. Saat 15:00'te akşam oluveriyor bu şehirde. Saat 15:00'te ay beliriyor bembeyaz şehrin göğünde.

Bu şehirde mutlu olduğuma inanmıyor insanlar. Burada doğup, büyümüs olanlar, yorgunu şimdi sakinliğin.

Ama bir İstanbul insanı için de ilaç gibi geliyor bu sessizlik... Pazar günleri sokakta kimsecikler yok. Kiliselerin büyüsü kaplıyor şehri. Sokaklar uyuyor. Bembeyaz. Kar lapa lapa, kış günleri. İçime içime yağıyor bazen, temizliyor her şeyi.

Bu sakinliğin altında, sürekli bir hareket var Lodz'da. Sergiler, seminerler, film gosterimleri, tasarım festivalleri, moda haftaları… Endüstriyel altyapısı en güzel şekilde sanatla birleştiriliyor. Fabrikalarda harika ambiyanslar oluşturulup, yapılan fotoğraf sergileri büyüleyici olabiliyor.
Bu gibi detaylar bana anlatmaya değer geliyor. Belki de İstanbul gibi her şeye sahip bir şehirde olup da kıymet bilemeyenlerden olduğumuz içindir.

Trenler ve tramvaylar... Ülkede ulaşım aracı tren kullanılıyor. Lodz'da trenler bir gizemli. İstasyona bilet almaya gittiğinde herkes başka bir şey soluyor. En yakın trenin saati kasadan kasaya değişiyor. Hangi perondan kalkacağı da ayrı bir soru işareti... Bilette ne trenin saati ne de peron bilgisi yer alıyor. Yine de o tren bir şekilde bulunuyor, seyahat ediliyor ve tadına varılıyor.
Şehrin mimarisi; mimarinin eskiye, kültüre olan sadakâti saygı uyandırıcı. Manufaktura adlı alışveriş merkezi bunun en başarılı örneklerinden biri. Orada da tarihi mekânların modernizmle buluşmasını gözlemek mümkün...

Lodz'un merkezi Piotrkowska Caddesi. Hayat bir şekilde bu 4,9 km'lik upuzun caddede akıyor. Yürürken taşların üzerine yıldızlar içinde kazınmış önemli sinemacıların isimlerine rastlamak mümkün. Lodz; Polanski, Kieslowski, Wajda'sıyla gerçekten gurur duyuyor. Sanatçılarına hâlâ sahip çıkıyor.

Ve Lodz Film Okulu tabii...
Benim de bu şehirde olma nedenim. Lodz şehrinde ve dünyada oldukça saygın bir yere sahip olan bu sinema okulu, Lodz'u ziyarete gelen yabancıların ilk durağı. Bünyesinde dunyanın dört bir yanından ögrenciler barındırdığı için, okul şehre başka bir renk getiriyor. Şehrin durağanlığına başkalık katıyor.

Lodz, insanı çok fazla neden olmaksızın içine alıyor. Belki benim eskiye, sanata, yaşamışlıklara olan bağım bu şehirde mutlu olmamı sağlıyor. Tam olarak açıklaması zor. Bir gizem, bir güzellik var şehrin doğasında. Başka hiçbir şey gibi olmayan. 

 






  caspell@gmail.cım