Hastalıklı Mükemmeliyetçilik


Kerem Oğuz
TEV’in reklamı vardı demin televizyonda;

“Ramazan, 15  yaşında harika bir müzisyen olacak... Naciye 16 yaşında, belli ki çok iyi bir ressam olacak... TEV’e destek verin biz de onlara destek olalım” düsturunda bir reklam. Beni rahatsız etti. Yetenekli çocukların sivrilip belli fonlardan faydalanıp ileri gitmesi... Tamam bizim de uluslararası sanatçılarımız olsun fakat, TEV gibi kurumların Nobel alacak bir Orhan Pamuk yetiştirmektense, misal, yazacağı bir mektupla meramını sevdiğine düzgün ve akıcı bir dille anlatacak ortalama insanların eğitimine katkıda bulunması daha akılcı olmaz mıydı? Taksici babadan kuruyemişçi oğluna bir özür yazısı belki, biraz geç kalmış ama meseleyi en nihayetinde kavramış? Eğitimin maksadı bu olmamalı mı, tabana yayılmış bir iletişim ferahlığı... Bir Nobel alacak yazar yerine ya da bir Fazıl Say yetiştirmektense en azından “topu topu 7 nota var kaç farklı beste yapabilirim ki,” diyebilecek Serdar Ortaç’ların yetişmesine mani olan bir sistem? Fazıl Say’a ya da Orhan Pamuk’a ihtiyacımız yok demiyorum, elbette var ama taban her zaman önce gelmeli. Odak nokta hep taban olmalı, gerisi zaten geliyor, akacak potansiyel damarda durmuyor. Bu arada TEV’in faaliyetlerini çok iyi bilmiyorum, ben sadece reklam kampanyasına takıldım, kendilerine başarılar dilerim elbette. Dikkat çekmek istediğim nokta şurası, ben çocukların ismini Ramazan ve Naciye olarak verdim. Sizce bu isimler reklam kampanyasında kullanılır mıydı? Hayır mı? İşe ben de bundan bahsediyorum...

***

Mükemmeliyetçi insanlarla ilgili anlamadığım bazı şeyler var. Mesela Ridley Scott. Blade Runner’ı çekerken oyunculardan birisine baykuş dedirmeye çalışırken İngilizcede tek heceli olan “owl” kelimesini üç heceli olarak söyletmek istemiş. Günün sonunda oyuncu sinir krizi geçirirken Ridley istediği performansı alabildi mi bilmiyorum. Film, evet, harika. Fakat Ridley’in bayık filmlerini de gördük. Orada mükemmelliyetçiliğinden vaz mı geçmişti yani? Pek sanmıyorum. Oysa oysa bu mükemmelliyetçilikten zarar görmüştür. Bundan zarar görmeyen var mı? Mesela Hitler. Yanlış hatırlamıyorsam beynini dağıtmıştı en son. Başkalarına verdiği zarara ise girmiyorum.

***

Tanrı’nın da mükemmelliyetçi bir tarafı var gibi gözüküyor. Zaten onun da ne denli insancıl olduğu tartışmaya açık değil mi? Darvinci bir bakış açısıyla baktığımızda, güzel, akıllı ve güçlü olanın üremesi daha olası, öğrendik bunları. Yüzyıllar içinde daha uzun süre uçan kartallar, daha güçlü aslanlar, IQ’sunu ufak ufak arttıran maymunlar türüyor. Pek iyi, dünyanın bu kartallara ve aslanlara ve maymunlara gerçekten ihtiyacı var mı? Benim şüphelerim var. Evrimin mükemmelliyetçi mantığını da çözmekte hayli zorlanıyorum. Zaten bu Darvin’in görüşü de değil, hatta bence teorisi de değil, sadece bir tespiti. Burada mesele Darvin değil, Tanrı.

***

Yine de bence hayat, hiçbir zaman iki lafı bir araya getiremeyecek olan Ramazan, çocuğunun resim dersine yardım edeyim derken onun geçer not alamamasına sebep olan Naciye, bemol ve diyezlerden bir ömür bihaber olacak olan Serdar Ortaç ve Türk Sirki’nde çalışan sigara içen maymunlar ile daha güzel. Tüm mükemmelliyetçi dayatmalara karşı biz hep varız ve var olacağız...

Yazıyı çocukların erişemeyeceği bir yerde saklayın. 
evrandir@gmail.com