Hayalin Derinlikleri


Aylin Ünal
Raci, kişisel dünyasında manevi bir gerçeğin peşine düşer. Çıktığı bu yolculuk esnasında halk tarafından meczub gözüyle bakılan Aynalı Baba ile tanışır. Raci’nin kaderi, bu karşılaşmayla değişir. Aynalı Baba’nın yol göstericiliği, kahramanımızın iç seyahatinde ışık olur.

19. yüzyılın ikinci yarısında Filibeli Ahmet Hilmi tarafından yazılan Amak-ı Hayal, gerçeği kendi içinde aramaya çıkan Raci’nin hikâyesini anlatır. Hikâye, öylesine yalın ve samimi bir dille anlatılır ki, günümüze gelene kadar sayısız okuyucuya kavuşur; pek çok kişiyi etkisi altına alır. Yakaza Ensemble, bu hikaye ile buluşan ve bu hikâyeyi kendince yorumlayıp, yeniden jayat veren müzik grubu. A.K Müzik tarafından piyasaya sürülen ilk albümlerinin ismi Amak-ı Hayal.
Eray Düzgünsoy, Fakih Kademoğlu, Ceren Erendor ve Ömer Sarıgedik’ten oluşan Yakaza Ensemble 2006 yılından bu yana, kendilerini yaptıkları müzikle anlatıyorlar.

Aylin Ünal: Kuruluş hikâyenizden biraz bahseder misiniz?
Fakih Kademoğlu: Eray’la 2003’te, okula giderken tanıştık. Ve ilk andan itibaren çok yakın bir dostuluğumuz oldu. Beraber müzik yapmaya başladık. Birbirinden çok farklı müzikal imlalar üzerine denemeler yaptık. İlerleyen zaman içinde Ömer de müziğimize katıldı ve Yakaza Ensembe şekillenmeye başladı. İlk kurulduğunda aslında akustik bir gruptu tamamen. Bugün de kullandığımız enstrümanların bazılarını kullanarak, tamamen akustik müzik yapıyorduk. 2007’de gruba Ceren’in de dahil olması Yakaza Ensemble’ın bugünkü şeklini almasına yardımcı oldu.

AÜ: Amak-ı Hayal ile tanışmanız nasıl oldu?
FK: ‘98’di galiba. Bir arkadaşım çok tavsiye etti. Bir de tabii ney benim hayatımda çok uzun zamandır, yaklaşık 20 yıldır olan bir şey. Kitabın içinde de işte bir dede var. O dede ney üflüyor. Kahve içiyorlar. Keyifli bir kurulum var ortada. O yüzden çok hoşuma gitti. Kaç kişiye hediye ettim; kaç kişi aldı, hatırlamıyorum. Gerçekten kim okuduysa hep çok hoşlarına gitti.
Ceren Erendor: Eray ile ilk tanıştığımızda da onun bana ilk hediyesi Amak-ı Hayal olmuştu. Dönüp dönüp okudum. Dört kere falan okumuşumdur sanırım. Akide şekeri durumu var yani ortada.

AÜ: Amak-ı Hayal’in anlamı nedir?
Yakaza Ensemble: Hayalin derinlikleri demek. Bunlar bizim kendi yorumlarımız aslında. Amak-ı Hayal yazılalı tam 100 yıl olmuş. Bizim bu cümleleri söylerkenki kastımız aslında şuydu; bugün de biz bu hikâyelerin üzerinden yola çıkarak, bugünün gerçekliğinde, kendimizce bir şekilde etkilenebilip müzik yapabiliyoruz. Amak- Hayal’in içinde aslında temelde bireyin kişisel arayışından bahsediyoruz. Dolayısyla konunun sadece bu mekâna, bu topraklara ait olduğunu falan söyleyemeyiz. Dünyanın her yerinde bu şekilde var. Her kültürde, her öğretide var. Yani insanın varoluş problemi aslında, zamansız bir şey. Bin yıl öncesi ile aslında bugün arasında çok da büyük bir fark yok. Kitap da zaten zamanın ötesinde bir kitap. Çok fantastik bir anlatımı var. Osmanlının son döneminden böyle bir şeyin ortaya çıkmış olması çok enteresan. Zaten bizim hoşumuza giden taraflarından bir tanesi de buydu.

AÜ: Amak-ı Hayal’de esntrümanların seçimi bilinenden biraz daha farklı gibi...
YE: Bizim bireysel geçmişlerimizle de alakalı. Çünkü neticede elimizde 100 tane enstrüman var. Biz hangilerini kullansak gibi bir durum tabii ki yok. Bunlar bizim zaten uzun zamandır üzerine kafa yorup, çalıştığımız enstrümanlardı. Hint müziği, Japon müziği ve Klasik Batı müziği enstrümanları, bizim sevdiğimiz, kendimizi içinde rahatlıkla ifade edebildiğimiz araçlardı. Albümü oluştururken de bizi ifade eden bu enstrümanları kullandık.

AÜ: Ceren, konservaturda Klasik Batı müziği okumuş. Ceren ile Yakaza Ensemble’ın birbirini etkilemesi ne yönde oldu?
CE: Ben konservatura başladığımda Klasik Batı müziğinden başka bir şey dinlemiyordum. Ve yasaktı da zaten. Ama daha sonra Yakaza Ensemble’ın içine girdiğimde, kendimi akışa bırakmayı öğrendim. Müziğin akışına... Kuralların dışına çıkıp, kendi iç yolculuğumda, sesleri takip edebilmemi ve keşfetmemi sağladı aslında Yakaza Ensemble ve Amak-ı Hayal. aylinaylin_1@hotmail.com