Ehven-i Şer, Ehvendir
Ertan Keskinsoy
~ Ar ahwan أهون [#hwn kıy.] daha kolay, en kolay, en hakir, en aşağı <Ar hawn هون [msd.] kolay olma, hakir olma, değersiz olma~ Ar şarr شرّ [#şrr msd.] kötülük; Ar şarra شرّ kötülük etti. EŞKÖKENLİLER Ar #şrr: şer, şerir, şirret (Nişanyan Etimolojik Sözlüğü)
Yarım yüzyıl önce bu ay: Kenya’da, 1 milyon 600 bin yıl önce yaşadığı saptanan –o güne kadarki- en eski insansı / homo habilis iskeleti bulunuyordu. Aynı günlerde, Kenya’nın batısında, Kongo’da, bağımsızlık savaşı kahramanı Lumumba’nın Belçikalılar tarafından öldürüldüğü halka duyuruluyor, Kenya ile aynı boylamı paylaşan, daha kuzeydeki küçük, yeni bir ülkede, bir tutuklu, iki ay sonra çıkacağı, sonucu o günden bilinen mahkemesini bekliyordu.
Nazi Albayı Adolf Eichmann, sahte bir kimlikle Arjantin’e kaçmayı becerdiğinde, kendisini yıllar sonra hiç ummadık biçimde, yaban topraklarda bulacağını düşünmemiştir. Şansı yaver gidiyordu oysa: Almanya yenilgiye uğratıldıktan sonra Amerikan askerleri tarafından yakalanmasına rağmen, kimliğini saklamayı başarmış, savaş bittikten beş yıl sonra, İtalya üzerinden Arjantin’e kaçmıştı. Fabrika işçiliğinden çiftçiliğe kadar bir dizi işte çalışarak geçimini sürdüren Eichmann, on yıl sonra Mossad ajanları tarafından evinin önünde derdest edilerek İsrail’e kaçırıldı.
The New Yorker, Eichmann’ın mahkemesini izlemek üzere, o sıralarda Amerikan yurttaşı olalı on yıl geçmiş olan siyaset bilimci Hannah Arendt ile anlaştı. Arendt; celselerden, yalnızca siyaset bilimini değil, psikolojiyi de derinden etkileyen izlenim yazıları yazdı (Kötülüğün Sıradanlığı: Adolf Eichmann Kudüs’te, Hannah Arendt, Metis, çev.: Özge Çelik, 2009). Karşısında, birçokları gibi, bir canavar bekleyen Arendt, normal, hatta “korkutucu derece normal” bir insana rastlamıştı. Arendt’in “korkutucu” derken kastettiği, kötülüğün kendinden çok, kötülüğün gündelik yaşama içkinliği idi. Bir buçuk milyonun ölüm emrini veren birkaç kişiden biri olan Eichmann, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından, düzenli işi olan, çocuk büyüten, bahçe işleriyle uğraşan, yaşam derdindeki bir faniye dönüşmekte zorluk çekmemişti.
Arendt ve diğerleri, neden kendilerini bir canavar ile yüzleşmeye hazırlamışlardı? Ailelerini, dostlarını, tanıdıklarını bir imza ile temizleme kudretine sahip, bu kudreti uygulamaktan çekinmeyen biriyle, temel insanlık hasletlerinden başka bir ortak noktaları olmadığına inanmak için.
Kolay kötülük
“Ehven-i şer”in, Türkçe’ye geçerken yaşadığı anlam kaybı, Türkçe’de kötülüğün ahlaki olan dışında, estetik ve gündelik ölçütler için de kullanılmasına bağlı. Halbuki, “şer”, bir oluş olarak değil, edim olarak kötülüğe işaret ediyor. Ehven-i şer ise, yasada, iki kötülük ediminden daha az kötü olanına gerekirse başvurulabileceğini öngören bir kavram: bir ikilemin kendince tutarlı bir biçimde çözümü. Eichmann örneğinde olduğu üzere, milyonlarca insanın öldürülmesinden doğrudan sorumlu birini bulup öldürmek, iki kötülükten daha katlanılabilir, hatta daha gerekli olanı idi.
Aslında Eichmann zor bir örnek; çünkü tüm kötülüklerini zaten işlemiş birini öldürünce, iki kötülükten daha az olanını mı eylemiş, yoksa yepyeni bir kötülük defteri mi açmış oluyorsunuz? Halbuki, bir ormanın yanmasını engellemek için, örneğin, ormanın bir bölgesinde ters bir yangın çıkarmak, tipik ve daha kolay bir “ehven-i şer” örneği. Ancak, insan söz konusu olduğunda, iyi ve kötü olanın tanımları bulanıklaşıyor.
Modern hukukun felsefi sorunlara getirdiği yanıtlar, ancak kısmen tatmin edici. Geçmişe dönük hesaplaşmaya daha bonkör bakan hukuk, geleceğe dönük kanılardan, insan hatasından uzakta kalmak adına, uzak duruyor. Hitler’in yazdıklarından, çizdiklerinden tüm Avrupa’yı kana bulayacağını sezen / anlayan / çözümleyen biri Hitler’i tüm bunları yapmadan öldürseydi, kadri bilinmemiş bir kahraman olurdu. Ama sezmek, anlamak, vb. öznel, kötü niyetli birinin ardına rahatlıkla sığınabileceği eylemler: George W. Bush yönetiminin Irak’ı işgal sürecini düşünün. Modern hukukun dayandığı yer, bu yüzden, geleceğe dair öngörüler yerine, geçmişten bugüne aktarılan nesnel verileri yorumlamak. Madem öyle, hukuk, geleceğe hangi yöntemle miras bırakabilir? Örnek oluşturarak. İdam cezasını, genelde cezanın üstünlüğünü savunanların temel argümanı, bu.
Eichmann’ın duruşması yalnızca 14 hafta sürdü: bu 14 haftada 1500 belge incelendi, 100 tanığın ifadesine başvuruldu. Sonucu baştan belli bu davanın sonucu baştan belli temyiz süreci de birkaç ay sürdü. Eichmann, 31 Mayıs 1962’de, geceyarısından biraz önce, asıldı.
Kötülüğün insanlığın “hamurunda” olduğunu bilsek de, İkinci Dünya Savaşı’ndaki gibi planlı, ölçülmüş, biçime sokulmuş, optimallaştırılmış şer, insanlık için yepyeni bir “icat” idi. Modern şer, ahlaki bir tercih olmaktan bir “mühendislik” tercihi olmaya evriltilmişti.
Kök ve uç
Amos Elon, Arendt’in kitabının önsözüne yazdığı yazıda, kötülüğün sıradanlığının iyilik karşısındaki avantajını şöyle özetliyordu: “Arendt, yalnızca iyiliğin derinlikli olduğunda ısrar ederdi. İyilik kökten olabilirdi, kötülük ise asla. Kötülük, ne derinlik, ne de şeytani bir vasıf içerdiğinden, ancak uçta olabilir; korkutucu olan da budur zaten! Dünyanın yüzeyinde bir mantar gibi yayılabilir ve tüm dünyayı kaplayabilir. Şer, düşünme yetisinin yoksunluğundan gelir. Düşünce, kötülüğün evrenine girip onun türediği zemini ve ilkeleri aramaya başladığında hayal kırıklığına uğrar, çünkü orada hiçbir şey yoktur. Kötülüğün sıradanlığı, budur.”
Halbuki ehven ve şer sözcüklerinin yan yana gelişine baktığınızda, kötülük için çaba harcanması gerektiği sonucu çıkıyor. Çünkü ehven-i şer, kötülüğün bir derece daha az kötü olanını, daha “kolay”, daha “aşağı” olanını işaret ederken, asıl kötülüğün çaba gerektirdiğini ve kolay olmadığını dolaylıyor. Bunun ardında insanoğlunun özünde “iyi” olduğu gibi bir varsayımın yattığını düşünmek de mümkün; kötüye, insanı belirli etik kodlara sürükleyecek gerekli bir ters örnek olarak kıymet biçildiğini düşünmek de.
İki yaklaşım da asıl soruyu yanıtlamakta yetersiz: madem insanoğlunun öznelliğine karşı, elden geldiğince nesnel bir sistem kurmaya çalışıyoruz, kötü ile iyi arasındaki gri bölgeye yerleştirdiğimiz ehven-i şer’in daha az kötü olduğundan her zaman emin olabilir miyiz?
Yaşamlarımıza dönüp baktığımızda, bize yaşamda dayatılan her kötülüğün, daha büyük bir kötülüğün varlığı ile meşrulaştırılmasından sıdkımız sıyrılmadı mı? Gündelik siyasetten, yaşam alanlarımıza yapılan her türlü müdahaleye kadar, beterin beterinden korkarak yaşamanın bize öğretildiğinin farkındayız farkında olmasına, ama en beterin varlığından haberdar olmak, ister istemez adımlarımızı çekingen, yumruklarımızı gevşek kılıyor. Korkuyu umutla sıfırlayıp, her gün, kötünün iyisi ile yaşamaya razı oluyoruz.
Örnek, yine yarım yüzyıl öncesinden gelsin öyleyse: 2 Şubat 1961’de, Barack Obama dünyaya geldi. George W. Bush gibi bir “deccal”dan sonra Obama’nın, o siyah, Demokrat başkan adayının, nasıl “umut” oluverdiğini, sonradan o umut balonunun nasıl söndüğünü biliyorsunuz: Guantanamo’yu kapatmayan, Afganistan’a asker yığan, ekonomik krizde toplumunu değil bankaları kurtaran, sağlık reformunu yüzüne gözüne bulaştıran, Filistin sorununda bir adım bile atmayan “umut”, en kolayı seçtikçe kötülüğe teslim oldu, kötülüğe teslim oldukça hakirleşti.
Kötülüğün biraz daha iyisinin de aslında kötülük olduğunu anımsamamız, şu çekingen adımlardan, gevşek yumruklardan kurtulmak için ilk şart. Yoksa, bugün ehven-i şer diye istemeden bağrımıza bastığımız her olgu, her edim, bir gün şerre terfi ettiğinde, bir zamanlar “şer” diye bildiğimiz, boynumuza tasma olacak. ertankeskinsoy@gmail.com